AYFER USTABAŞ - 2
Aynı sektörde uzun yıllar çalıştıktan ve işlerinizi belli bir rutine oturttuktan sonra bir anda akademik kariyer yapmaya karar verip bir de bunu uygulamaya başlarsanız başınıza ne gelir? Size neler söylenir?
a) Gelmişsin kırk yaşına, bırak kocan çalışsın. Biraz otur dinlen, çocuklarınla ilgilen.
b) Bu yaştan sonra yeni kariyer zor gelmiyor mu? Tekrar nasıl ders çalışacaksın?
c) Para konusunu nasıl denkleştireceksiniz? Çocukların okulunu düşündün mü?
d) Hepsi.
İşte ben bütün bu söylemleri bir yana bırakıp kırk yaşından sonra ve iki çocukla akademik kariyere adım attım. Yüksek lisansımı iktisat alanında yurt dışında bir üniversitede yapmıştım. Türkiye’ye döndükten sonra iş hayatına başladım. Evlilik, çocuk derken bir baktım yıllar geçmiş. Şirketimiz önceki yerinden çok uzağa taşındığında çocuklarımla ilgilenme sürem azaldı. Bir de küçük kızımın rahatsızlığı işin içine girince şirketin İnsan Kaynakları birimi ile konuşmaya karar verdim. Bu arada emekliliğimin geldiğini öğrendim. Emekliliği alarak işten ayrıldım.
Emeklilik hiç kolay bir dönem değilmiş meğer. Çalışırken size cazip gelen gezme ve diğer faaliyetler bir süre oyalasa da aktif çalışma hayatına ve harekete alışık benim gibi insanlar için ciddi depresyon kaynağı olabiliyormuş.
Bir süre dinlendikten sonra yıllardır içimde kalan akademik kariyer yapma fikri beni cezbetti.
Doktora programlarını inceledim ve bana en uygun gelenlere başvurdum. Başvuru için gerekli sınavlara girmek için günler boyunca ders çalışmam gerekti ama insan istedikten sonra bu ağır gelmiyor. Beynini şaşırtıp, rutin hayatından çıkarmak daha bile canlandırıyor. Şunu anladım ki, insan hayatını anlamlı kılan şey zorluklar. İnsan zorlandıkça ve sıkıntı çektikçe daha bir gayretli, daha bir inatçı oluyor. Hayatımızdaki “iyi” şeylerin çoğalması her zaman bizim iyiliğimiz için olmuyor. İyi bir iş, iyi bir eş, iyi çocuklar, sıcak bir ev, rahat bir yaşantı her ne kadar bir çoğumuz için “ideal” olsa da bu bir yanılgı. Aslında bizleri körleten, sağımızı solumuzu törpüleyip yüzümüze nurlu bir yuvarlaklık veren bu görüntüsü hayatın. Bölme işlemine benzer bir proses bu. Sonuç hep artıklı. Arta kalan da çoğu kez önemsenmeyecek kadar küçük.
Doktora mülakat sınavına gittiğimde bir baktım yaş ortalaması 25 civarında. Yeni mezun oldukları her halinden belli olan bir çok öğrenci ile sıramı beklemeye başladım. Çıkanların tepkilerinden anladığım kadarıyla içeride mülakat yapan hocalar zorlu sorular soruyordu. Biraz korkmadım desem yalan olur. Ama kaybedecek bir şeyim yoktu.
Elimden geleni yapacak, şansımı deneyecektim.
İçeri girip, öğretim görevlilerinin karşısına oturdum. Ortada oturan hoca ilk soruyu sordu:
“Sizce dünyanın en önemli sorunu nedir?”
Haydi bakalım, ben iktisat konusunda soru beklerken beklemediğim bir soru gelmişti.
“Bence yeryüzündeki kaynakların tükenmesi en önemli sorunumuz” diye cevapladım.
“İki çocuğunuz var, haftada 500 sayfa okuyabilecek misiniz?”
“Okurum tabii, bunu göze aldığım için buradayım.”
Ve hiç beklemediğim bir soru daha:
“Tez konunuz ne olacak?”
“Ben otomotiv sektöründen geliyorum. Bu aralar gündemde olan ve karbon kirliliği olmayan elektrikli otomobillerin ekonomiye katkısı ile ilgili bir çalışma yapmayı isterim” dedim ama bunlar ağzımdan tamamen spontane çıkan kelimelerdi.
“Teşekkür ederiz.” dedi ve ben dışarı çıktım.
Bir hafta sonra sonuçlar açıklandı. Programa birinci sırada kabul edilmiştim. Nasıl sevindiğimi anlatamam. Bu, belki başkaları için fazla bir şey ifade etmeyebilir. Ama benim için emeklerimin sonucunu almak demekti. Diktiğim fidanın meyve vermesi demekti. Anne olmak, kadın olmak, eş olmanın yanı sıra birey olarak kendime ait bir şeyler yapabilmek demekti. Kenara çekilip oturmak yerine ben buradayım, yeni ufuklara gidebilir, yeni şeyler yapabilirim demekti. En önemlisi, bu benim zaferimdi.
Şu anda okulda ilk yılımı bitirdim. Bir yandan çocuklarımla ilgileniyor, bir yandan ev işlerini yürütüyor, bir yandan tercüme yapıyor, akşamları da ders çalışmaya devam ediyorum. Vakit mi? Kadınların planlama, idare etme ve zamanı yönetme gücü ve pratiği o kadar fazla ki. Tüm kadınlar gerçek ve doğru enerjisini kullansa eminim ki bu dünyada ne savaş olur, ne kirlilik, ne de açlık.
Ben evrene kendimi sonuna dek geliştirme dileğimi yolladım, bu dilek dünyayı dolaşıp bana bir gerçek olarak geri gelecek biliyorum.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Klavyenize, emeğinize sağlık!
Kadınlarla ilgili son cümleye kesinlikle katılıyorum.
Sevgiler..
Kutlarım.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.