OKŞAN ALGUR
Aman allahım, her yerim ağrıyor; sırtım tutulmuş. Her zaman olduğu gibi yine televizyonun karşısında koltukta uyuyakalmışım; tüm ışıklar açık, cam açık. Sabahın ilk ışıkları gözüme gözüme giriyor; saat sabahın altısı. Kalkma vakti. Biraz daha uyusam… Ne vardı akşam o sabun köpüğü filmi sonuna kadar seyretmeseydim… Neymiş, son iki yıldır yabancı firmada çalışmıyorum ya; İngilizcem körelmesin diye ille de İngilizce filmi İngilizce altyazılı seyredeceğim… En son saate baktığımda 02:00 idi sanırım. Bu dört saatlik uyku ile İstanbul’a kadar araba kullanabilecek miyim? Acaba uçakla mı gitsem. Off uçağı ayarlamam lazım. Ama önce Eskişehir’e yine bir buçuk saatlik araba yolculuğu, bir saat önce git, rötar da her zamanki gibi bir saat kadar olsa, sonra Yeşilköy’den eve gitmem de bir bir saat; o zaman uçakla gitmenin ne esprisi kaldı ki…
Akşamdan kalma şarap kadehi ve yemek tabağı koltuğun kenarında duruyor; bu dağınıklık beni öldürecek… Hemen onları da yıkamalıyım çünkü lavaboda bıraksam seyahatten dönene kadar küf bile tutarlar. Çiçekler boyunlarını bükmüş, sanırım on gündür sulanmıyorlar. Bahçeye çıkmalıyım. Bahçede gülleri ve sardunyaları sulamam lazım. Nerden bakarsan bir on dakika da bu işe ayırmak lazım. Ne yapayım, çiçekleri çok seviyorum.
Antredeki iki koca bavulu unutmuşum… Ve de dolular. Evet yanlış duymadınız, ikisi de dolu. Biri üç hafta önce gittiğim üç günlük Bodrum seyahatinin bavulu, bir türlü açıp da boşaltamadığım… Diğeri de geçen haftaki İstanbul seyahati bavulum… Bir de spor çantası. Her akşam spora gideceğim diye kastırıp dünyanın parasını vererek üye olduğum spor kulübüne son altı ayda toplam altı kere falan gittiğim düşünülürse biraz boş bir yatırım gibi duruyor. Dün akşam kesin gideceğim diye dün antreye çıkarmıştım…Ben en iyisi kendime hemen yeni bir bavul hazırlayayım; evdeki bavul enflasyonu da gün geçtikçe artıyor bu arada. Off başıma ağrı girdi, kalktığımdan beri sadece planlama ile geçirdiğim 15 dakikaya yazık; hala bir aksiyon alamadım… En iyisi bir duş almak… Duştan sonra tüm bu işleri salim kafa ile planlarım.
Duş iyi geldi… Kremlerimi sürme vakti… Göz altı kremi, yüz için lifting etkili serum, sonra nemlendirici ve kırışık önleyici kremim… Saçta kalan bakım maskesi, selülit kremi ve vücut losyonum… Bu işler de bir yirmi dakikamı alacak… Saat 09:00’daki toplantım için giyinme vakti. O da ne, giymeyi planladığım takımın eteği kırışık; ütüyü çıkarıp hızlı bir ütü yapmalıyım. Kalkalı nerdeyse bir saat oldu ama tiroid ilaçlarımı içmeyi unuttum. Önce ilacımı içeyim; bol su ile. Sonra da hafif bir kahvaltı. Peynirli tost ve çay yeterli. Ya da ofiste mi yesem acaba, zaman kazanırım.
Önce hızlıca şu bavulu hazırlamalı. Arabanın da bakımı geldi. İdari İşler’e bilgi vereyim de bugün götürsünler, yarım günde hallolur sanırım. Yeğenim Ege’nin doğumgünü kutlaması da yarın. Acil yollu hediye seçmeli. Ama kendisi bir Bakugan çılgını olduğuna göre, sanırım Bakuganlı herhangi bir şey onu mutlu edecektir… İstanbul yoluna girmeden 10 dakika Özdilek’e uğrayıp geçenlerde gözüme kestirdiğim Bakugan okul çantası, üzerinde Bakugan resimleri olan kırmızı sweatshirt ile Bakuganlı scooter işimi kesinlikle görecek… Ne de sevinecek bunları görünce, canım benim… Bu arada Duru’yu da unutmamalı. O da diğer yeğenim. Birbirlerini deli gibi kıskanıyorlar. Şimdi bu hediyeleri görünce delirebilir, en iyisi ona da janjanlı bir Barbie bebek almak, ama mutlaka pembe elbiseli olacak…
Onüç yıl aradan sonra okuluma gidip, benim hocamken doktor olan ama şimdi profesör olmuş bölüm başkanını ikna ederek, delice ders çalışarak alnımın teriyle kazandığım doktora programından sanırım yakın zamanda atılacağım. İlk dönemi dondurmuştum ama başka bir şansım kalmadı. Bu dönem de derslere hiç uğramadığım düşünülürse atılma tarihim yakındır… Bugün doktora başvurusunun son günü, toplantıdan sonra hemen Afyon Kocatepe Üniversitesi’ne giderek başvurumu yapmalıyım, dün bir araya sıkıştırarak belgelerimi hazırlamıştım Allahtan…
Sonunda ofise gelebildim. Evle ilgili onca işi ve bavul hazırlamayı iki saatte hallettim. Makyaj yapıp toplantıya hazırlanmam için on beş dakikam var. Toplantıdan sonra doktora başvurusu için okula gideceğim. Sonrasında da bir yarım saat çarşıya uğrayıp operasyon ödüllerini organize etmem lazım, bir de arkadaşlarımın ısmarladığı on kutu kadar lokum ve bir o kadar da sucuk alımını halletmem lazım. Bu işi de idari işlere vereyim bari, onlar halletsinler…
Bu arada, çok önceden planlanmış Belediye Başkanı ziyareti de bugün saat 14:00’de. Başkanı ziyaret ettikten sonra ofise dönüp, dün de okuyamadığım bir üç yüz kadar e-postayı okuyup çoğuna cevap vermem ve bir iş planı yapmam gerekecek. Sanırım saat 18:00’deki Mudanya – Yenikapı feribotuna yetişmem bir hayal oldu. En iyisi yine karayolu ile Adapazarı üzerinden gitmek… Yol da yalnız hiç çekilmiyor… En geç 17:00 gibi çıkmalıyım. Nur’un doğum gününe nasıl yetişeceğim? Tabii ki yetişemeyeceğim ama en azından bir uğrayıp yarım saat kadar görünsem yetecek… Nur’a da Özdilek’ten uygun bir hediye almak lazım.
Benim her günüm aşağı yukarı bu tempoda geçiyor… Yaklaşık bir yıldır yarı zamanlı Afyon’da yaşıyorum. İstanbul’da çalıştığım şirket burada yeni bir yatırım yaptı ve Afyon’da da son bir yılda hızla büyüdük; 700 kişilik bir firma olduk. Ben de bu firmanın genel müdürüyüm. Ayın on günü İstanbul, yirmi günü de Afyon’da yaşıyorum… Afyon’da yaşamak, son yirmi yıldır yaşadığım İstanbul hayatına hiç benzemese de, hayatım işten ibaret olduğundan ve evi sadece otel olarak kullandığımdan pek fark yaratmıyor. Geçenlerde, lenf bezlerim iltihaplandı; kocaman bir boyun ile doktora gittim; adamcağız beni kapıda karşıladı, hal hatır derken belli ki doktor beni tanıyor… Meğerse yan komşummuş. Bu denli ilgisizim yani…
Bu arada, yarını da planlamam lazım. Ofisteki yönetim toplantısı bir yarım gün kadar sürecektir, öğleden sonra da İstanbul ofis İnsan Kaynakları ekibiyle toplantı yapmalıyım. Satış Direktörü pozisyonu için kısa liste adaylarıyla ikinci görüşmeleri organize etmeliyim; bu adaylara vaka çalışması uygulayacağız. Bugün de iki adayla daha randevum var. Yarımşar saatten bir saat de mülakatlar sürecektir. Akşam bir saat kadar erken çıkıp kuaföre uğramam lazım. Saçımın dip boyası geldi, boya yaptırıp fön çektirmem ve manikür pedikür de işin içine girince iki saatten önce çıkamam. Sonra da Tülay’ın düğününe ancak yetişirim sanırım. Galiba düğünde giyeceğim kıyafeti bavula koymayı unuttum. Bu durumda alışveriş merkezine gidip yeni bir kıyafet ve ayakkabı da almam gerekecek. Bu arada, yeni taşındığım evin doğalgaz bağlantısı için adamlar gelecekti, kaçta geleceklerdi acaba, ajandama not etmiştim ama ajandamı çıkarıp bulmam lazım… Ben en iyisi kapıcıya anahtarı bırakayım, o halletsin. Bir de kablo TV için geleceklerdi ve beyaz eşyalar için de servis gelecekti. Bağlantıları yapıp garantiyi onaylıyorlarmış… Bu işler nasıl organize olur, nasıl biter…Biri bitince, yeni biri başlıyor… Offff….
Cumartesi akşamı kuzenimin oğlunun sünneti var, hem de Keşan’da. Hediye işini halletmem lazım, Keşan’a gidecek gücü bulmam lazım. Tüm kuzenlerim de gelecek; bir nevi bir aile buluşması. Pazar sabahına büyük aile kahvaltısı var. Bu tip şeyler olmasa aile bir araya zor geliyor koşturmacadan. Herkes bir yana dağılmış vaziyette. Amerika’daki kuzenimle msn’de konuşuyorum ancak, yeni doğan oğlunu bile bu sayede gördüm canlı canlı. Teknoloji sağolsun…
Ben galiba bugüne diyetisyen randevusu almıştım; kaçtaydı acaba ???
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.