Hayatımın baharı, lise yılarım. En güzel, en saf duygular, diğer yanda hayatıma kazınan en derin izlerimin başlangıç noktası. Genç bir kız olmaya başladığım yeni bir yaşama adım atarken aldığım ilk ders benim için savaşı öğrenmek yada bana sunulan, sahip olabildiklerim kadarıyla yaşayabilmeyi öğrenmekti.
İlk o zamanlar başladı hayatla savaşım. Anne olamayacağımı öğrendiğim gün. Toz pembe gençlik yıllarımda suratıma bir tokat gibi inen gerçeğim, benim savaşımın en büyük ve belki de kalıcı tek cephesi olacaktı yaşadığım yıllar boyunca.
Hayatın sonu değil çocuk sahibi olamamak yada hayat sadece çocuk sahibi olunca anlamlı değil bunun en canlı örneği olsam da hayaller kurduğunuz, dünyanızın küçücük olduğu ve 80’li yılların sonu olunca yaşamınıza etkisi çok daha farklı yansıyor. İnsan tecrübeler ile yada yaşadıklarıyla olgunlaşıyor bence. Kendimi hırpalamadım, bağıra bağıra hiç ağlayamadım, kızımı kucağıma alacağım güne kadar geçen aradaki yaklaşık 20 yıllık zaman sürecinde hissettiklerimi ne aileme, ne de en yakın arkadaşlarıma ağlayarak anlatamadım. Dimdik ayakta, kale gibi sapasağlam ördüğüm duvarların ardında geceleri sessizce ağladım. Kimseler bilmedi içimden geçenleri. Arkadaşlarımın çocuklarını severken hep zamanı var daha erken derken içimde kopan fırtınaları hiç kimse duymadı.
Eksik kalan annelik yanım beni sert, agresif çalışan, işinde kendini bulan bir insana dönüştürdü. Çalışırken kendimi unutup öylesine dalardım ki işe kapılarımı dünyaya kapatmışcasına kaybolurdum. Tek limanım, durağım, sığınağım eşimdi. Hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim, gerçeklerimi evlenmeden önce paylaştığım eşimin bana sonsuz desteği beni hayata karşı gülerek bakabilmeyi öğretmesiyle yeni bir anlam kazanmıştı.
İşyerinde ya da sosyal çevremde yaşadığım insanların gereksiz meraklarının yarattığı hayal kırıklıklarımda en büyük desteğimdi. Savaşımın, ona karşı dürüstlüğümün ödülünü bana sonuna kadar veriyordu bana olan desteği ile.
Sizler de yaşamışsınızdır mutlaka meraklı insanların neden hala çocuk sahibi olmadığınız konusunda ısrarlı tavırlarını. Ben tam 10 yıl boyunca bahaneler ürettim bu konuda. Hazır olmadığım, zamanı var dediğim, çalışırken zor diyerek bazen kendimi kandırdım, bazen insanları kandırdığımı düşündüm.
Şimdi tanıdığım yeni evli ya da çocuksuz evlilere hiç sormam yaşadıklarımdan dolayı. Tabii beni ilgilendirmez ama millet olarak tek merakımızdır ya evli misiniz ve arkasından gelen çocuk varmı sorusuna. Hiç unutmam bir yarışma programında ünlü bir sunucu sormuştu bir yarışmacısına kaç çocuğunuz var diye ve işin kötüsü o ki yarışmacı da uzun süreli evli olmasına rağmen çocuk sahibi değildi. Millet olarak gereksiz merakımızın karşımızdakileri nasıl etkilediğini hiçbir zaman bilmeden ve anlamaya çalışmadan geçer gideriz.
Ve aradan geçen on yılın sonunda evlat edinme başvurumuzla 4 yıllık bir bekleyişin ardından küçük kızıma sahip oluşumla yepyeni bir dünyaya adım atıyordum annelik serüveniyle.
3 günlük haliyle kucağıma aldığım kış güneşim benim baharım ve yazım olmuştu hayatıma.
Savaşımın bu cephesinin zorlukları başkaydı önce şehir değiştirmeyi düşünmüş, senaryolar yazmıştım kendi kendime. Sonra hiçbir sır gizlenemez birgün karşıma mutlaka çıkacak diyerek kızımın gelişinin haberini tüm çevreye bir mesajla bildirmiştik. İşyerine ise elimde kızımın çikolatasıyla gitmiştim. Kimsenin söyleyebileceği bir söz yoktu yüzüme. Herkes biliyormuşcasına kabullenmişti ya da onlara göre söze gerek yoktu. Ben yeni bir ben olup çıkmıştım. Annelik insanı öyle değiştiriyor ki doğurmasam da anne olabilmeyi öğrenmiştim. Sabretmeyi, sevgiyi, sahiplenmeyi yıllardır yaşıyormuşcasına biliyordum.
Derken 2 yılın sonunda bazı şeylerin kararını vermek durumunda kalınca benim en büyük kalkanım olan işimden, 10 yılımı aynı firmada geçirdiğim kendi işim gibi sahiplendiğim her şeyden vazgeçip yeni bir kimliğe bürünme zamanı geldiğini anladım. Çok zor oldu geçiş aşaması. Ama mecburdum yaşadığım şartlar nedeniyle kızımı bırakamazdım. Ona gelecekte anlatacaklarıma gölge düşürecek hiçbir davranışa yer veremezdim.
Ve sonunda zor da olsa savaşın yeni bir cephesinde anne olarak ev kadınlığını seçtim. Onunla geçirdiğim zamanların daha farklı olması ve onda kalan izlerin anlam kazanması için, onu gerçeklerine hazırlayabilmek için şimdi başka bir savaş başlıyordu bilmediğim bir cephede.
Her dönem zordur, yaşananlar hep iz bırakır hayatımızda. Bende kalan izler ise bir başka. Hep bir mücadele ve bir sonraki aşamaya hazırlık. Şimdi kızımla geçirdiğim 2 yılın sonunda onun okul döneminin başlamasıyla ben yeniden kıpırdanmaya başlıyorum.
Yeni savaşlara. Kendimle savaşım var hiç bitmeyen, yetinmeyen, mücadeleyi bırakmayan, ev kadını gibi davranamayan ve olmayı beceremeyen yanımla her yeni güne bir şeyler eklemeye çalışıyorum. Bir diğer savaş ise kızıma gerçekleri yavaş yavaş açıklamaya başlamanın, onun ruhunu izlemenin telaşı. Gerçekler ile yüzleşmesi gerekiyor erken yaşta. Benim onu kendim gibi onun savaşına hazırlamam gerekiyor.
Sonrasında ise öğrendikleri ile yaşayabilmesini ona öğretmem, öğrendiklerinin karşılığında ergenlik döneminde yaşayabileceklerim ile mücadele etmem gerekiyor.
Benim savaşım biliyorum ki hiç bitmeyecek. Olsun mutluyum ben, savaşarak daha güçlüyüm ben.Aşılamayacak gibi görün her şeyin üstesinden gelebileceğimi artık öğrendim ben. Savaşabilmek için güçlü olmak gerekiyor. Dimdik durup, ayakların yere basması gerekiyor. Öyle güçlüyüm ki ben yıllardır yaşadığım savaşlardan hep kazanarak çıktım ben. Şimdi önümdeki savaşlardan korkmadan her yeni güne gülerek merhaba demeyi öğrendim ben.
Savaşan Kadın Zamane Hatunu Ben
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

