Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Bir garip yolcuyum hayat yolunda
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 

Bir garip yolcuyum hayat yolunda

e-Posta Yazdır

ÖZGE ERCANÖZGE ERCAN 

-Özge, yaşın 29.
-Evet anne, ne oldu?
-Yani kızım 29 oldun artık.
-Evet anne, biliyorum, bahsettiğin benim yaşım.
-Kızım, sen beni dinle, yaşının 29 olduğunu unutma.
-Anneciğim, unutmak ne mümkün, sürekli hatırlatıyorsun, evet, 29 yaşındayım.
-O zaman bana niye cevap vermiyorsun, doğruları söylemiyorsun kızım?..  Ayıp bu yaptığın!.
-Anne, bir şey sormadın ki, neye cevap vereyim? Ne ayıbı!
-Ayıp işte!
-Anneeee, beni delirtmek mi istiyorsun?

Bu konuşma başladığında, evet, 29 yaşındaydım -aramızda kalsın hala 29’um- ama konuşma bittiğinde Yeni Hayat’ın o çok konuşulan giriş cümlesi gibiydim. Sadece, “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümlesi “29 oldum, hayatım değişti” ile yer değiştirmişti!

Nutella kıvamında gördüğüm yaş kavramı, yerini, feminist dalganın ortasında istikamet eden  petrole bulanmış bir kuşa  bırakmıştı. Yüzü gözü petrole bulanan bir kuşun, yani benim bu monoloğumsu diyaloğu bir süre sonra “içinden çıkılmaz” bir hal aldı. Çünkü, annem öyle korkmuş ve tuhaf halimden öyle çekimser hale gelmişti ki, kendi kendime sorular sorup cevaplarını verirken buldum. Dolmuşum 29 yılda, ne olacak!

Ben sordum, ben cevapladım; annem deliren kızının vahim halini seyretmekle kaldı.
Anne, bak başlıklar altında anlatıyorum yaşadıklarımı, lütfen iyi dinle, beni yaşım gereği bir kenara fırlatılacak olarak görsen de, yine de dinlemelisin, dedim. Ve başlıklar tek tek dökülmeye başladı ağzımdan…

 

Bir;
YAŞAMAK İÇİN SALAK NUMARASI YAP
İş hayatı insanı kocatır. Genç kalmak ne mümkün… Hele ki yazıyla çiziyle ilgilenen benim gibi biri için hem çalışmak hem de akşam işten gelmek ve tüm hayati şeyleri hallettikten sonra tekrar kitapların ve yazının içine gömülmek benden neler götürüyor biliyor musun? Bilmiyorsun. Bütün gün çalışma hayatında onca çelmeyle karşılaşıyorum; iten, kakan, hak yiyen, bundan zevk alan insan yığını. Bir de, akşamları edebiyatla uğraşmak isteyen bir insana dönme isteği. İşte, tam da bu noktada yaşımın hızla ilerlediğini düşünüyorum, ama yılmıyorum; öyle bir lüksüm yok! Bu yüzden şöyle bir şey geliştirdim: Sabah servisle giderken de bir şeyler okuyup satır çiziyorum, akşam bir yerden bir yere dönerken de yine elimde okunacak bir şeyler oluyor. İşyerindekiler “entel” olduğumu iddia edip hafif alaycı bir ses tonuyla başladıklarında da şöyle bir cümle çıkıyor ağzımdan: “Estağfurullah, o nasıl söz, ben bu konular hakkında hiçbir şey bilmem, gerçekten…” Kıssadan hisse, edebiyatla, sanatla ilgilenen bir insanla alay edileceğini anladığım anda dünyanın belki de en zor numarasını yapmaya çalışıyorum; bilmez etmez ayaklarına girişiyorum. Yani onca işin arasında bir de salak numarası yapmaya, uzaydan gelmedim numarası yapmaya çalışıyorum.

İki;
KADIN OLMAK İLLA GÜZEL OLMAK DEĞİLDİR
29’luk bir kadının belki de en çok karşılaştığı cümlelerden ikisi şudur: “Bugün ne kadar güzelsin.” “Bugün niye bu kadar kötü görünüyorsun.” Erkek dünyasında yer alıp bir şeyler yapmaya çalışmak bu yüzden son derece can sıkıcı. İlla ama illa fiziki anlamda bir yeterliliğin olması ve bir şekilde birilerinin gözüne hoş görünmek gerekiyor. Saç rengini değiştirsen iyi olur, acaba mavi lens mi alsan, neden elbise giymiyorsun, gibi sorularla sürekli karşılaşıyoruz. Ve bu yaptırımlardan sıkıldım!

Değişen sosyo-ekonomik yapının içinde var olmaya çalışırken, birkaç yıl önce katıldığım bir toplantıyı da sana anlatmadan geçemeyeceğim. Bir belediye ile kampanya hazırlamaya çalışırken -o zamanlar “hevesli” bir müşteri temsilcisiydim- bir toplantıya çağırıldım. Tırnaklarımdaki kırmızı oje, saçlarımdaki sarı ton ve kırmızı kazağım etkili olacak ki karşımdaki adam diğer erkek müşteri temsilcisiyle çok iyi iletişim kurarken, tüm işi başlatan ve yürüten benimle değil konuşmaya üzerimdeki kırmızıları görmeye tahammül etmediği için yüzüme bile bakmadı. Yani güzel olmak için yapılan edilen çabalar, ki o zamanlar bunun bir yararı vardır sanıyordum, ama maalesef  bir işe yaramamıştı. İşin tüm detaylarına hakim olmama rağmen “yeni” bir gerçeklikle de karşı karşıya kalmıştım: Kadınsın, dur öyle!

Ama zamanla bunun için de bir çözüm geliştirdim. Böyle durumlarda, beni kaale almayan ya da dinlemek istemeyen kim varsa onunla özellikle koyu bir sohbete dalıp iletişim kurmaya çalışıyor ve artık kırmızı ojemden korkmayın, benden korkun mesajı veriyorum. Anne, 29 oldum ama biraz da buradan bak, lütfen! Bazı şeylere böyle kısa ve öz çözümler getirebiliyorum!
 

Üç;
NEDEN KADINLAR EVLİLİKTE 30 YAŞ BARAJINA TAKILIYOR?
Anne, ben ülke genelindeki seçimlerde hiçbir şeye sahip değilim, sadece bir oy kullanıyorum her yurttaş gibi. Ama söz konusu evlilik olunca ben de baraja takılıyorum, diğer kadınlar gibi! Bu, gerçekten haksızlık! Erkekler bu baraja uymazken bana bunun uygulanmak istenmesi beni delirtiyor. Bizden, 30’a kapı arasından bakan “yaşı geçmiş” sayılan kadınlardan ne bekliyorsunuz? Bırakın bizi, Allah bizim cezamızı –İbo’nun deyimiyle- zaten verecek! Vermeye başladı ki zaten böyle tatsız bir konunun oyuncularıyız! Hiçbir erkek bu şekilde hayattan "elenmezken" ben niye eleniyorum? Bu gibi evlilikle ilgili sorulara şöyle bir teknik geliştirdim, senin olmadığın yerlerde geçerli tabii: "Valla, ne desem ki, bu işler nasip kısmet işi. Uygun birini bulursam neden olmasın?" Allahım, bu külliyen yalanın içinde bir gram bile gerçeklik yok! Gerçekten. Ve bunu söylerken de masum bir hal almaya özen gösteriyorum, ne me lazım birisi fark eder, didiklemek ister beni; en "hazzetmediğim" şey! Ne diyorsam beni öyle kabul edin. Diyorsam, vardır bir nedeni!

Dört;
ERKEKLERİ GEÇMEK İÇİN DE ÇALIŞ, AMA BELLİ ETMEDEN!
İşte, bu da bir diğer iş hayatında kadının karşısında bayrak gibi duran bir unsur. Her şekilde yanındaki, ekibindeki kişileri geçmen gerekmiyormuş gibi bir de erkeklerden de daha çok çalışman ve rüştünü ispat etmen gerekiyor. Yani bir nevi onların tuttuğu köşe başlarında, onlarla "eşitmişçesine" yön tayin etmen ve bunu da usulca yapman gerekiyor. Teknolojide mi iyiler, koş, çabala, dur, feragat et; onlardan daha iyi olmaya çalış! Sosyal ağları daha mı etkin kullanıyorlar ve yollarını buluyorlar; hemen aç Google'ı, al ilgili bilgileri, bir de üstüne kitapçılardan, oradan buradan kitap topla. Al sana bir teknoloji ve sosyal medya canavarı. Ciddiyim, kadın kadının kurdudur belki ama erkek de kadının en tepesindeki "gizli" bir kurttur aslında. Bunun için de bir çözümüm var, anne; diyelim ki benden daha teknik donanıma sahip bir erkekle mi karşı karşıyayım, ona öncelikle bu konular hakkında hiçbir bilgim yokmuş gibi yaklaşıyorum, bakıyorum anlatmaya başlıyor, hemen ondan tüyolar almaya çalışıyorum. İşte, tipik bir teknoloji kurdu olmanın “kadınca” bir yolu!

Beş;
ZAMANE HATUNU HER ŞEYİN FARKINDADIR!
Evet anne, hem güzel bir eş, hem işinde başarılı bir kadın, hem teknolojik bir canavar, hem de çok iyi bir anne olmam bekleniyor! Tüm bunların farkındayım. 21. Yüzyıl İstanbul Kadın Müzesi’nde "eser" olarak yer almam bu şekilde olacak, belli! Ve anne, çok önemli bir konuyu da es geçecek değilim! Senin de dediğin gibi 29 yaşındayım artık! Bazıları için yaşlanmama ramak kaldı. Yapacak pek fazla bir şey yok, öyle değil mi, anne? Haklısın, bence sen de kendine göre haklısın. Kızın üzülmesin istiyorsun. Ama biliyor musun, çoğu zaman bir “meta” olarak görülmek ve duygusuz yaşayarak varolmamın istenmesi beni daha çok üzüyor. Oysa, bir gün de patronuma şöyle seslenebilsem daha çok yaşadığımın farkına varırdım: X Bey, bugün de çok fazla çalışmasam olur mu, çünkü aşık oldum ve sanırım ölmek üzereyim!

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile