SEZEN ÖĞÜNÇ
İç mekan tasarımcısı olarak görev aldığım iş yerinde çalışmalarımı bitirdikten sonra fikirlerimin patronu kendim ile, özgür ve yaratıcı tasarımlar oluşturuyorum. Bu çalışmalara, katılım için davet edilen sergilere uygunluğu dahilinde katılıyorum ve nadir de olsa kişisel sergiler açiyorum.
Daha önce danişmanlık olarak çalıştığım bir firmada kesinlikle dik kafalı, mızmız, sürekli söylenen bir arkadaşim vardı. Bazen firmalara da eğitimler verirdi. Zaman zaman bu lanet adam nasıl oluyor da hala eğitimler veriyor diye düşünmekten kendimi alamam. Onunla bir akşam üzeri buluştuk. Sohbet sırasında bir hafta sonra ‘Hedeflerinin Peşinden Koş’ başlığı altında bir eğitim semineri vereceğini, sunumu ile ilgili benim ona nasıl yardımcı olabileceğimi sordu. Ben de ‘Doğa ve Yaşam’ adıyla bir karma sergiye katılmıştım hatta sergiye onun da geldiğini animsattim. ‘Acaba hangisiydi ?’ diye düşünürken hani ‘alttan destekli dört ahşap direğin üzerine kafes telini monte etmiştim ucunda minik kurşunlar olan onlarca misinayı tellerin aralarina bağlayıp sallandırmıştım.
Zemine de; boğazin kirli yüzeyinde plastik çöplerin yüzdüğü gri suyu fotografladığım vinili sermiştim sonrasında da bir film asmıştım ...’ derken anımsadı. İşte sana o çalışmayı oluştururken başıma gelenleri anlatayım belki sana yardımcı olur dedim. Dinledi. Pek içine sinmedi, yine vıdı vıdısını esirgemedi. Birkaç gün sonra aradim ‘ne yaptın ? ‘ diye. Henüz bir gelişme gösterememiş, zamanı da azalmıştı. Ona daha da destek olmak adına aklıma sunumunu besleyeceği daha ilgi çekici bir fikir geldi. Geçen gün ona ayaküstü anlattıklarımı ses kaydına okuyacağım o da bunu eğitiminde gelenlere dinletecek sonrasında da kendi anlatımları ile yol alacak. Hatta isterse o gün için ona eserimin diasini verebileceğimi ses kaydı sonrası da gösterebileceğini düşündüm.Tekrar aradım aklıma gelenleri anlattım. Zorla ‘ getir bakalım’ dedi. Sunumunu yapacağı gün öncesi de beni arayip ‘istersen sen de gel ‘ çağrısını yaptı.
Biraz geciktim. Salona girdiğimde, kendi sesimle karşılaştım. Birden irkildim, gülümsedim ve hemen arka sıradaki koltuklardan birine oturdum. Belli ki bizimki giriş konuşmasını çoktan yapmış sıra örnek vereceği ses kaydına gelmiş.
Dinlemeye başladım.
‘Sabah erken bir saatte veterinerlik fakultesinin muayene salonunda yanımdaki poşette, sabah balıkçıdan aldığım oniki adet istavritle sıramı bekliyor, bir yandan da hasta kuşların sahiplerinden ‘hastanız nerede ? , neyi bekliyorsunuz ? ‘ sorularını sormalarından çekindiğimden kimseye bakmıyor elimdeki kitabı okumaya çalışıyorum.
Sıraya girmeden önce zaman kaybetmeyeyim diye bir veteriner bey’in kapısını izin almak için tıklattım. Günaydin sonrası yapacaklarımın başrolü olan istavritleri gruplayıp röntgen filmi çektirmek istiyorum, bu iş için bana zaman ayırabilir misiniz ? diye sorduğumda çok pozitif görünen yüzü gözleri ile beraber gülümseyerek; sorgusuz, telaşsız ‘ilk kez böyle bir hayvan grubunun röntgen filmini çekeceğim bakalım sonuç ne olacak siz bekleyin’ dedi. Herkes gittikten sonra sedyeye naylon, üzerine de kağıt havlu serdik ve istavritleri dörtlü gruplar halinde yerleştirdik ilk filmi çektik. Görüntünün çok belirsiz olmasındaki nedenlerden biri balık iskeletinde yeterince kalsiyum bulunmaması. Sanırım veteriner cihazı biraz daha hassas hale getirdi ama ikinci denememizde de net görüntü alamayınca ‘bence bu projeden vaz geçmeniz gerekli, başka bir konu bulun röntgensiz bir proje olsun’ diye cümle kurdu. Ama benim pes etmeyeceğimi anlayınca hemen bir düşünce üretti. Veteriner kliniklerinde daha hassas röntgen cihazlarının olacağını söyleyip beni Moda’da arkadaşının kliniğine yönlendirdi. Teşekkürlerimle orada ya da başka yerde olumlu sonuç aldığımda kendisini bilgilendireceğimin sözünü verdim, belki sergiye bile davet edebilirdim ama bunu onunla orada paylaşmadım.
Moda’daki klinikte karşılama masasına geldiğimde görevli hanım fakültedeki veterinerin adı ve gönderdiği uzmanın isimlerini duyunca randevüm olmadığı halde benim içeriye kolaylıkla girmemi sağladı. İlk katta sanki hasta olduklarında hep sedyede yatarlar diye düşündüğüm kedileri şimdi kabarmış tüyleri ile yerde serum bağlanmış otururlarken gördüğümde onlar balık kokusunu alıp çoktan miyavlamaya başlamışlardı bile. Poşeti daha sıkı tutmaya başladım. Bir an ben bunu nasıl da düşünemedim ya bağlı değillerse, firlarlarsa, bedenlerine takılı serum iğnesi ile peşime düşerlerse. Laf aramızda kedilerden de çok korkarım ama bir yerlerinin acımasını da hiç istemem. Kim içinde balıklar olan bir poşetle veteriner kliniğine gelir ? Sonraki kata ulaştığımda bu kez köpeklerle karşılaştım. Huzursuz havlamaları, miyavlamalarla birleşince minik heyecanlı bir koro oluşturdu. Bu tür kliniklerde hemşire mi denir ? bilemiyorum ama yukardan beyaz önlüklü bir hanim ‘ne oluyor ?’ diye aşağıya inmeye başladığında son kata gelmiştim zaten. Uzman veterineri buldum ve sabahtan başlayan öykümü anlatmaya başladım, gülümsedi. Hemen denedik. Fakültede çekilenden biraz daha iyi oldu ama istediğim bu değildi. Uzman ile bir anda aynı düşünceyi paylaştık. Eğer büyük bir balık olursa daha mi iyi olurdu ? Yalnız bu düşünceye bir katkıda bulunup, benim düşünmek bile istemediğim bir satır ekledi ‘bir de normal röntgen cihazından, yani insanların çektirdiğinden deneyin’.
Bir taksi ile iskeleye geldimde Kadıköy-Beşiktaş vapuru sahile veda etti. Sürekli kafamda acaba ne yapsam ? Eğer büyük bir balık kullanırsam net bir görüntü alabilir miyim ? ama o zaman da balık yalniz kalır. Değişik bir malzeme kullanıp yeni bir düzenleme yaratmam gerekir. Usulca poşetimi banka bırakıp volta atmaya başladım. İnsanlar kendi sağlıkları için iyi/kötü haber beklerken ben nasıl onların yanında bir balığın röngenini çektirebilirim. Bu düşünce beni itti kaktı. Beşiktaş’ta küçük özel bir sağlık kliniği vardı akşam üzeri pek hasta olmaz oraya mı gitsem acaba ? diye düşünürken ‘aa ! tutun tutun kedi balıkları çalıyor’ diye bağırmalar gelmesin mi. ‘Hanımefendi bu balıklar sizin mi ?. Bir hanım ‘bunlar mundar oldular sakın yemeyin, atın’ derken, bir beyefendi de ‘yok yok sadece bir tane kaptı, iyice yıkayın zaten pişecek onlar diyerek’ düşüncesini sundu. Ne söyleyebilirdim ki ‘yok ben bunların röntgen fimini çektireceğim o yüzden önemli değil’ desem kaçırılan balik heyecanını bırakip ya bana sağlığıma kavuşmam için dua okuyacaklar ya da cümlemi duydukları halde anlamayip tekrar ettirdiklerinde ne diyecekler siz düşünün.... Ben bu durumda ne söylenecekse onu söyledim ‘teşekkür ederim’.
Küçük kliniğe akşamı beklemeyip geldim. Öğlen tatilini fırsat bulup gazete okuyan hemşire hanıma sıkılarak ve minik ses tonu ile ne istediğimi ve istediğim iş için başımdan geçenleri anlattım. Neden ? niçin ? sorularını sormadı.. Sevindim. Önerisi, balığın veya balıkların daha büyük olmasından yanaydı. Hiç hayvan röntgeni çekmemişti, biraz uğraşacaktı ayrıca sonucun netliğinden de yüzde yüz emin değildi. En azından salyangoz ile gelmediğime şükür eden bir hali vardı. Günbatımı görüşmek üzere oradan ayrildim.
İstavritlerimi sokakta bir çöp kutusuna emanet bıraktım çünkü biliyorum ki az sonra gerçek sahipleri gelip onları midelerine indirecekler. Balık grubumu iptal ettiğime göre farklı malzeme ile büyük balıkla yeni bir uygulama oluşturmam gerekiyordu. Şu an ne düşünüp uygulamalıydım ? Vücudunun içine metalden yazı mı yazdırsaydım, örneğin bu günün tarihi olabilirdi. Şimdi aklıma geldi. Tamam. Metalden bir kalp kestirip vücudunun içine usulca yerleştirmeliydim.
Akşam üzeri, sabah istavritleri satın aldığım balıkçıya yine gittim balıkçı ‘ben sana o istavritler az doymazsın demedin mi ?’ diye sitemde bulundu. Ne diyeceksin ? Bir tane uzun boylu çupra satın aldım.Yeni balığım çupra ve metalden kalbi ile yine kliniğe gittim. Neyse ki hastaların olmayışı endişelerimi giderdi. Hemşire hemen anımsadı, aldiğim çiçekleri sevinerek kabul etti. İşe koyulduk, bir saat önce demir el testeresi ile bir ustaya kestirdiğim metal kalp yalnizken biraz soğuk gözüküyordu ama balığın içine yerleştirilince anlam kazandi, serinliği ılındı. Röntgeni çekmek için hazırlıklara başladık. İlk çekişte başarılı sonuç çıktı. Sanki balık canlı da aldığımız filmde hastalığı çıkmadı gibi bir hisse kapıldım. Çok sevindim. Şimdi elimde günün diploması olarak kalpli çupramın röntgen filmi vardı.
Katıldığım sergide eserimin başında beni tebrik eden davetlilerin yanında röntgen çektirmek için dibine kadar kullandığım serüvenli gün ve o güne ortak olan ilk görüştüğüm ‘bence bu projeden vaz geçmeniz gerekli, başka bir konu bulun röntgensiz bir proje olsun’ diyen veteriner de vardi.’
Arkadaşım ses kaydı sonlandığında röntgenin diasını da perdeye yansıttı. Hatta daha da ileri giderek ‘işte bu çalışmayı gerçekleştiren arkadaşım’ diye beni gösterdi. Onca insan arka koltuklara beni görmek için baktığında çok gururlandım. İlk bölüm konuşmasını sonuna kadar dinledim. Ara verdiğinde yanıma geldi ‘bu günkü başarım senin başarındı’ dedi teşekkürleriyle sarıldı.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
sizdekide her ikisi n, aynı anda kullanmak
Her zamanki gibi müthişsin. Sen insanüstü bir varlıksın.Her projende hayretler içinde kalıyorum. Sağlık ve mutlulukla başarılarının devamını dilerim. İmza gününde görüşürüz.
Füsun
Heykeltras,foto grafci, Ic mimar ve yazar kuzenim, 4 gozle yazi dizilerini ve veya kitabini bekliyorum
SELIM
Yaşadığımız dünyadaki zamane hatunlarına bakınca farkın hemen anlaşılıyor..
Yeni hikayeler senin peşini hiç bırakmasın..
Sevgiyle, Ümran
Hakan
Böyle sevimli, nerdeyse güldürücü bir öyküyü bizi ağlatacak ölçüde başarıyla kotarmışsın. Gerçekten hazdan gözlerimiz doldu.
Mukadder
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.