Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Herşeye rağmen başardım
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 

Herşeye rağmen başardım

e-Posta Yazdır

Rumuz : EFSUN

Hiperaktif olduğumdan yaramaz bir çocuktum. Uslanırım ümidi ile ilkokula 5 yaşında gönderildim. Ama sonuç daha da vahimleşti. Öncelikle; bu tür çocukların varlığından habersiz “Aysel” isminde “acemi” bir öğretmene düşmüştüm. İkinci olarak: kısıtlanmış olmaktan fena halde sıkılmıştım.

Sürekli “yok”luktan dem vuran mutsuz bir annem ile “ yok”luktan var eden ve her şeyden önce yaşıyor olmaktan çok mutlu bir babam vardı. Bir de onları dengeleyen “İstersen her şeyin en iyisini iste, Allah ne istersen onu verir diyen “anneanne” dediğim annemim teyzesi vardı hayatımızda .. Ayrıca evimizin bahçesinde kediciklerimiz, köpeğimiz, tavsanımız, tavuklarımız bulunmaktaydı. Bir çocuğun hayali olan her şeye sahiptim ve kendimce çok mutluydum.

Tüm bunları neden mi anlattım? Diğer çocuklardan düşünce ve davranış olarak farklıydım fakat aynı muameleyi görüyordum. O dönemlerde “hiperaktif” çocuklara özel bir eğitim sistemi yoktu. Dolayısı ile iletişim problemleri yaşanıyordu. Bu durumu aşmak için neler yapılabileceğini, en ümitsiz durumların nasıl fırsatlar yaratabileceğini paylaşmak istedim.


İlk olarak; başarısız geçen ilk üç senenin sonunda “Aysel öğretmen” tayin oldu ve yerine mükemmel insan “Çetin öğretmen” geldi. Anneannemi dinleyerek “memleketin en iyi öğretmeni”ni dilemiştim Allah’tan. O da yeni mezundu ama benim “öğrenme stili”min “görerek” olduğunu anlayabilen müthiş bir insandı. Dikkatimin çabuk dağılması nedeni ile “dinleme” yapamıyordum. Öğretmenim bu özelliğime yoğunlaştı ve tüm derslerim birden “pekiyi” oluverdi. İlkokulu bitirirken ilk beş arasında idim...

Ortaokulda da 10 üzerinden 7-8 aldığımda ağlayan tiplerden olmuştum. Bu başarıma rağmen, kendimi “Ticaret” lisesinde buldum. Sözel , görsel ve sosyal alanda yetenekli olan ben, sayıları sevmiyordum. Para kavramım ise hiç olmamıştı. Gelecekte bankada çalışmam istendiğinden “sayı”ları kullanarak “para” hesabı yapacağım okula veriliyordum. İlkokuldaki travmam farklı versiyonda yine başlamıştı... Ama bu sefer boyun eğmeyecektim, kararlıydım. Okulu bitirecektim ama bankada çalışmayacaktım! Bu amaçla bol bol kitap, gazete ve dergi okumaya ağırlık verdim. Üniversite sınavındaki sözel ve sosyal kısımdaki doğrularımın çokluğu beni % 1’e sokmuştu! Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitme talebim annem tarafından yine geri çevrildi ve “üniversiteli bankacı olmak üzere ilk tercihim olan İktisat Fakültesi “Uluslararası İlişkiler” e kaydım yaptırıldı. Ticaret lisesindeki “muhasebe” dersinin yerini “siyaset bilimi” almıştı. .Siyasetten anlamadığım gibi zerre kadar ilgi de duymuyordum. Bu sefer nasıl sıyrılacağımı gerçekten bilmiyordum.

Bu arada lise 1 yaz dönemi tatilimde yani 15 yaşımda iken çalışmaya başlamıştım.Babamın çalıştığı firma “promosyon elemanı” arıyordu. Güleç yüzümle bu işe çok uygun görülmüş ve marketlerde ürün tanıtımı yapmaya başlamıştım. Böylece lise dönem tatillerinde ve üniversitede yarı zamanlı olarak 4 sene boyunca “satış ve pazarlama” işinde çalıştım.Hiperaktif yapıma ve yeteneklerime çok uygun bir işti. İşimi çok seviyordum ve bu yüzden çok başarılıydım.Kariyerim kesinlikle bu alanda olmalıydı. Ama nasıl?

Üniversiteden mezun olunca “rakam ve para hesaplamaları” yapacağım bir işte çalışmaya başladım. Çok ama çok aksi bir yöneticim vardı. Üstüne üstlük hazırladığım ve acilen iletilmesi gereken evrakları “bilerek ve isteyerek” saklayan, kendisinden alınıp bana verilen işin intikamını almayan çalışan bazı garip iş arkadaşlarım da mevcuttu. Ne yapsam beğenilmiyordu diyeceğim ama ben de severek çalışmadığım için bu tepkiyi ben de yaratıyor olabilirdim.. Bir gün, yöneticim ve santral memurumuzun aynı anda yıllık izine çıktı. Bu durum, uzun süredir kullanamadığım “konuşma” ihtiyacımı giderecek fırsatı yaratmıştı. Yeni eleman olduğum için beni “geçici santral memuru” yaptılar... Yeni ünvanım bütün arkadaşlarımı gülümsetmişti ... Ben ise “santral memurluğu” nun firmanın dışa açılan kapısı olduğunu, aslında gereken önemin verilmediğini düşünüyor ve “konuşabildiğim” için mutluluktan uçuyordum! Gerekli, gereksiz raporlar hazırlamak ve evrak peşinde koşmak bana göre değildi. Ama üniversite mezunu “santral memuresi” de olamazdım ki... Ne olacaktı şimdi?:)
Aklıma anneannemin sözü geldi! İsteklerimi büyük yapacaktım ki, Allah ona göre versin... Bir gün çalışmak istediğim işin niteliklerini içeren aşağıdaki listeyi oluşturdum.

- Ofis işi olmalı
- Müşterilerimiz olmalı
- “Telefonda konuşma” olmalı ama üniversiteli olmamız bu işin gereği olmalı (nasıl olacak ise...)
- Şık giyineceğimiz, toplantılara katılacağımız bir sektör olmalı
- Çalışacağımız bina “dizi film” lerdeki gibi çok gösterişli olmalı. ( o dönemde Dallas dizisi vardı)
- İş tekdüze olmamalı, sürekli “bulmaca” çözer gibi çalışılmalı. (Bankaların Teftiş Kurulu’nda çalışmak istemiştim ama İngilizcem yeterli olmadığı için alınmamıştım.Hevesim kursağımda kalmıştı ..:)
- Yaratıcılığımı kullanmalıydım

Bir araya gelmesi hayli zor özelliklerdi ama neden olmasındı? Koskocaman anneannem bir şey biliyordu ki söylüyordu..(Şimdi bu tür insanlara kuantumcu deniyor...) Eğer böyle bir iş bulursam “Allah’tan geldiğini bilecek ve ne kadar zor olsa da “öff” bile demeyecektim. Kendi kendime söz verdim..O gece rüyamda “dizi dizi bilgisayar” ların olduğu masalarda oturan kişiler gördüm. Ortada mavi etekli biri dolaşıyordu. Benim masamın yanında ise “yumuşakça” duvar gibi bir şey vardı ve üzerinde bir yazı asılıydı. Yazı ünlü bir şiirdi.

Niteliklerini belirlediğim işe kavuşmak ümidi ile “rutin ve sıkıcı” işimden ayrıldım. Ayrılmasaydım atılacaktım zaten ... Büyüklük bende kalmış oldu...

Evde oturup iş aradığım süre boyunca annem oturduğumuz semtte bulunan tüm “banka şubeleri” nin müdürleri ile görüşüp, “rakam ve para sayma” işi bulmaya çalıştı. Ben ısrarla “hayır” dediğimde “bekar ve yakışıklı müdürler” koz olaraK kullanıldı... Bankacı olmamaya kararlıydım ama ne iş yapacağımı bilmiyordum... Bir gün halamın kızının nikahından sonra annemin tuzağına düştüm! Bir bankanın yeni yapılanmaya girdiğini ve eleman alınacağını söylemişti üst komşumuz. Maalesef annem bunu duymuştu. Nikahtan sonra Banka Genel Müdürlük binasında buldum kendimi. Bina yeni yapılmıştı ve harikaydı. Dış cephe “Dallas” dizisindeki gibi “mavi ayna” ile kaplanmıştı . İçerde çalışanlar da tam istediğim gibi şık kıyafetler giymişlerdi. Benim yazdığım “nitelik” lerle benzerlik vardı ama burada “rakam ve para sayma” sız iş olabilir miydi?

Başvuru formunu doldurdum ve hemen ertesi günü görüşmeye çağrıldım. Dört farklı tarihte yapılan görüşme ve sınavları başarılı bir şekilde tamamladım. Nihayet en son safhaya gelmiştik. “Personel” ihtiyacı olan Bölüm Başkanları ile birebir görüşme yapılacaktı. Görüşme saatim sabah 10:00 olarak verilmişti. Aralık ayındaydık ve sabah çok şiddetli yağmurla uyandık. Bir kız arkadaşım benimle geliyordu ve biz bu hayati görüşmeye yetişemedik... Binaya girdiğimizde perişan haldeydik. Üstümüz başımız ıslanmıştı. Neyseki anlayış gösterdiler ve yeni görüşme saatini 15:00 olarak belirlediler. Tüm görüşme ve sınav boyunca bize “yeni yapılanma” dan bahsedilmiş olmasına rağmen ne iş yapacağımız anlatılmamıştı. Bana göre “bankacılık” “şube” ile eşanlamlıydı. Bu nedenle gelip hemen yanıma oturan sarışın, mavi gözlü “yakışıklı” gencin “nereyi tercih edeceksin” sorusuna “şube” demiştim. “Çok bilen yakışıklı genç” bankanın yeni kurduğu “Bireysel Bankacılığı” nı seçeceğini, böylece gece çalışıp gündüz master yapabileceğini söyledi. Şaşkınlıkla dinlemiştim çünkü gece çalışan banka hiç duymamıştım. “Bireysel Bankacılık” ta neydi ..Bu bankada ne, nasıl yapılıyordu? Anlat demeye fırsat kalmadan “ismini bile öğrenemediğim yakışıklı” mülakata gitti. Kafam karışmıştı. Benim de İngilizcemin yeterli olmaması en büyük handikapımdı. Ne olduğunu bilmediğim “Bireysel Bankacılık” alanına kapağı atarsam İngilizce hazırlık sınıfı olan bir yüksek lisans programı ile bu işi hallederdim. Malum kurslar pahalı idi ve ailem orta halliydi... Okuduğum okul nedeni ile şube dış ticaret elemanı için yapılan görüşme teklifini reddederek, “Bireysel Bankacılık” alanında çalışmak istediğimi söyledim... Bu talebim üzerine altı kişilik bir heyet karşısına çıkarıldım. Bireysel Bankacılık hakkında bildiğim sadece “gece çalışma” sı idi ve bana “neden bizi seçtin” diye sorulmasından korkuyordum. Şansıma ilk soru “Bize kendini tanıt” oldu. Bu kapsamda bir önceki iş deneyimlerimi anlatırken bir ara tanıtımını yaptığım “margarin”in sağlıklı olup olmadığı ve kullanım esnasında ne yapmamız gerektiği soruldu. Bildiğim “en sağlıklı kullanım” şeklini anlattım. Anında pilav sevdiği belli bir heyet temsilcisinden itiraz yükseldi. Pilav nasıl yapılacaktı bu şekilde peki...?Güzel bir pilav tarifi verdim ve bankaya kabul edildim...) “pilav yaparken margarin kullanımı” bilgim ile bankaya alınmıştım... İnanamıyordum! (ailem ve arkadaşlarım da inanmayacaklardı...) İşe kabul edilmiştim ama hala ne iş yapıldığını öğrenememiştim... Çünkü o kadar istekli görünüyordum ki, işi de bildiğim düşünülüyordu doğal olarak. Bu sefer de ben sorularımı sordum. Aldığım cevaplar karşısında neredeyse küçük dilimi yutacaktım!.. İş, niteliklerini belirleyip yazdığım işti... Bireysel Bankacılık Müşteri Hizmetleri Telefon Servisi’nde çalışma teklif ediliyordu...) Türkiye’nin ilk Bireysel Bankacılık Bölümü kurulacaktı ve bölümler arası geçiş, istenirse mümkün olabilecekti. İşi büyük bir mutluluk ile kabul ettim. İşe ilk başladığım gün ise “dizi dizi bilgisayarlarlı masalarda oturuyor ve yanımdan geçen mavi etekli kıza aldırmadan sağ tarafımdaki speratuarda asılı şiiri okuyordum. Şiir dediğim “Orhun Kitabeleri” nin bir bölümü idi... Çok ilginç ama beni Bireysel Bankacılık Bölümü’ne yönlendiren “mavi gözlü sarışın yakışıklı” yı bir daha hiç görmedim... Biz ilk Bireysel Bankacılar olarak tüm bankacılık camiasında “pek kıymetli” personel olduk. Şık giyindik ve çok güzel “mavi ayna kaplamalı” binada çalıştık. Bireysel Bankacılık ürünlerinin kullanımında oluşan problemleri “bulmaca” gibi çözdük. Akşam ve gece çalışarak Master programını tamamlamış, İngilizce öğrenmiş, pratik yapmak için izinlerimi biriktererek İngiltere’ye bile gitmiştim. Zor durumlarda “öff” bile dememiş ve çok mutlu çalışıp, kariyer bile yapmıştım. Yeni projelerde ya da çok zor durumlarda “yaratıcılığımı” da kullanmıştım. Çok uzun zaman çok mutlu çalıştım. Sonra da aynı bankanın yine Türkiye de ilk “Çağrı Merkezi” kurucu ekibi içinde yer aldım... Benim “geçici santral memuresi” tezim gerçekleşmişti ve müşterilerin telefonda karşılanmasının önemi anlaşılmıştı...

Ben çok şanslıydım. Kişilik özelliklerime uygun, severek yaptığım işlerde çalışmış ve doğal olarak çok başarılı olmuştum.
Sonuç olarak;
- İlkokul safhasındayken “kurtarıcı öğretmen”ime rastlamasaydım “hiperaktif bankacı” olamazdım... Saygıdeğer öğretmenlerimden hayati öneme sahip bu konuda dikkatli olmalarını rica ediyorum.
- Aileler çocuklarını okul seçiminde doğru yönlendirmelidir. Analitik bir çocuk güzel resim yapmayı öğrenebilir ama ressam olamaz ...
- Sosyal Bilimler okuyup, bilgisayar mühendisleri ile birlikte çalışılabilir. İsteklerinizi sınırlamayın...
- “Rakam ve para sayma” gerektirmeyen banka bölümleri olduğuna göre, her alanda size uygun bir iş mutlaka vardır. Hayallerinizi sınırlamayın...
- İşin iyi ve kötüsü yoktur. Yaptığınız iş ne olursa olsun sevin. Severek yapılan her iş bir sonraki işin temelini oluşturuyor ve başarıyı getiriyor.
- İşin size uygun olmadığı durumlarda, işi bırakmasını bilin. Devam edildiği takdirde işin her iki tarafı acı çekebilir...
Şimdi de çok severek yaptığım çok farklı bir işim var!. İşin garip tarafı şimdiki işim geçmişte severek yaptığım tüm işleri kapsıyor... Ben yine bu alanda çalışan ilk kişiler arasındayım... Özelliklerimi iyi değerlendiren ve “hiperkatif” olan beni , en iyi şekilde yönlendiren yöneticilerime sonsuz teşekürler..
İtiraf ediyorum, hala rakamların yanındaki “sıfır” lar kafamı karıştırıyor...
Herkesin benim kadar şanslı olması dileği ile... Sevgilerimle

 

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorumlar

0 esinsümer 14-12-2010 01:39 #2
okurken sankı suruklendım ne kadar ıcten yazılmıs duygular.. gözümde canlandı. mukemmel bır yazı. bende banka ıstıyorum ama malesef sızın gıbı sanslı degılım :) yazıyı çok begendım ve sayfamda paylastım. işinizde sonsuz basarılar dlıyorum . sevgiler
Alıntı
0 Güngör 05-10-2010 12:37 #1
Füsun'cum harikasın gerçekden.
O mavi camlı işyerindeki acemilik günlerimde, nasıl da destek olmuş, yüreklendirmişt in beni.
Komplekssiz, mutlu, umutlu, yol gösterici halinle, seninle çalışmak bir keyifdi gerçekden.
İyi ki yollarımız kesişmiş.
Çok seviyorum seni.
Başarılar diliyorum canım.
sevgiler.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile