Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Hayallerini sırtında taşıyan minik mor balina
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 

Hayallerini sırtında taşıyan minik mor balina

e-Posta Yazdır

CANAN DAĞCANAN DAĞ

Dünyanın en sonunda, en küçük ülkesinde, en küçük denizinde yaşayan en küçük balina, Mor Balina’yı duymuş muydunuz? Duymadıysanız merhabalar.

Bir varmış bir de yokmuş, bundan uzunca bir zaman önce uzak bir ülkenin minik bir şehrinde minik bir kız varmış. Bu minik kızın hayal dünyası birazcık fazla genişmiş. Çünkü bu minik kız evlerin bacalarını Tanrı sanırmış. Ne güzel herkesin koruyucu bir Tanrı’sı var diye düşünerek her gün evine huzurla girermiş. Bir gün ailesi başka bir şehre taşınmış ve bu şehir artık minik değil epeyce büyükmüşte. Minik kız gördüklerine inanamamış çünkü evler üst üsteymiş ve hiçbirinde baca yokmuş. O an dünyası başına yıkılmış çünkü aklından sadece şunlar geçmiş ‘’Sanırım çok kötü bir çocuğum ki Tanrı bizi terk etti, çok iyi bir çocuk olmak için güzel olan her şeyi yapmalıyım tüm hayallerimi gerçekleştirsem Tanrı geri gelir mutlaka’’  Ve işte karşınızda hayalleri için yaşayan bir mor balina.

Şimdi bu minik kızımızı biraz büyütelim ve 9 yıl sonrasına gidelim. Minik kızımız oldu mu genç bir hanımefendi.


Üniversite tercih kağıdım önümde duruyordu ve yan oda da ailem heyecanla tercihlerimi yapmamı bekliyordu. Herkesin beklentisi matematikti ve evet ben de seviyordum matematiği ama sadece seviyordum.Ve ben de ilk tercihimi öyle yapmıştım ama sonra durdum ve dedim ki: ‘’Bu benim hayatım.’’

canan-dagAilem konservatuar okumama müsaade etti mi? Hayırrrrr.

Aşçılık okumama müsaade etti mi? HAyırrrrr.

Peki bu hayat kimin? Benimmm.

O zaman bu onları şakacıktan kandırmaktan başka bir şey olmayacak diyerekten tercih formumu doldurup aileme uzattım.Yüzlerindeki ifade harikaydı çünkü her şey istedikleri gibiydi. Hemen okula gidip formu verecektim, atladım otobüse ve okula doğru uçaraktan gittim. Aman Tanrım o da ne elimde onların görmediği başka bir form daha vardı, acaba hangisini vermeliydim diye uzun uzun düşünmedim çünkü kararımı vermiştim bile.

(Mor balina kocaman gülümser) Madem istediğim bölümü okutmuyorsunuz ben de öyle bir bölüm yazacağım ki hem müzik hem aşçılıkla hem sinema hem de hayatla ilgilenebileceğim vaktim bol bol olsun diye Turizm Seyahat işletmeciliği yazdım, zaten gezmeyi de çok severdim.

Ve sonuçlar açıklanır.Tüm aile bilgisayar başında heyecanla sonucu görmek isterken babamın girdiği şoku unutamıyorum. Aynen şu cümleyi kurmuştu : ‘’Kızım inanamıyorum devlet nasıl böyle bir hata yapar,hem de birinci tercihinmiş güya Turizm, hemen Ösym’ye gitmeliyiz ve bu yanlışı düzeltmeliyiz’’ (Mor balina gizliden güler)

’’Babacığım merak etme bir hata yok aslında ben yazdım ve izin verirseniz kendi hayatımı yaşamak istiyorum’’

Babam günler süren şoku üzerinden atlatamayaraktan tek bir şart koymuştu bana. O  zaman bölümümde birinci olacaktım.

Veee hayat başlar. (Mor balina mutluluktan dans eder) 5 yıllık üniversite hayatımda edindiğim tek bir felsefe vardı.

HAYATI OKUYARAK ÖĞRENMEKTEN ÖTESİNE GEÇMELİSİN MOR BALİNA, HAYATI YAŞAYARAKTA ÖĞRENMELİSİN. YANİ OKUDUKLARINI TEST ETMELİSİN.

canan-dag1Bu felsefemle dilediğim nice şeyi yapmaya başlamıştım. Çünkü ileride çocuklarıma nasihat verirken en azından yaşadıklarımı anlatmam daha doğru olurdu. Durun durun yalan  söyledim amacım bu değildi amacım doğmamış çocuklarımın tüm isteklerine saygı duyup onlarında benim gibi maceracı olmasını istiyordum.

 

Gün geldi sırt çantamı alıp otostopla gezdim köy köy bucak bucak ve nice insanlar tanıdım.

Gün geldi insanların yaşadıklarını anlamam gerek deyip paramı sonuna kadar harcayıp günlerce aç kaldım ve sokakta gitar çalıp kazandığımla karnımı doyurdum.

Gün geldi günlerce mutfaktan çıkmayıp dünyanın değişik mutfaklarına dair yemekler yapıp kendimi geliştirdim.

Gün geldi deniz kenarında saatlerce balık tutmak için bekledim ama tutamadım ama vazgeçmedim de..

Gün geldi saçımı yeşile boyadım,gün geldi siyaha gün geldi kırmızıya.

Gün geldi gitar çaldım gürültü çıkara çıkara gün geldi bateri çalarak tüm mahalleyi ayaklandırdım ve gün geldi elime neyi alıp üfledim en sakin,sesiz halimle.

Gün geldi evimin tüm odalarını dilediğim gibi rengarenk boyadım.

Gün geldi kendime minik bir köpek aldım ve onunla gezdim her bir köşe bucağı.

Gün geldi resim dersleri alıp boyadım tuvalleri ve astım evimin dört bir yanına resimlerimi herkeslerin beğenmedik bakışları içerisinde.

Gün geldi evden çıkmadım aylarca ve sadece okudum,sahip olduğum kültürü,geçmişi ve karar verdim neye inanmam neye inanmamam gerektiğime.

Çok sevdim Van Gogh’u, resimlerini ve hayatını, çok özendim Julia Child’a ve günlerce çılgınlar gibi Fransız yemekleri yaptım, Edith Piaf’ın şarkılarını bağıra bağıra söyledim dayanılmaz sesimle çünkü ben doyasıya yaşamayı seçmiştim sadece.

Günler böyle geldi ve geçti ama ben asla ailemden bir şeyler saklamadım, yaşadıklarımı anlattım ve zamanla bana ve yaptıklarıma saygı duymayı kabullendiler ve onlara göre 3 çocuk arasından en anormal olan ilan edilsem de hep güvenilen çocukta oldum.(Mor balina gururla tebessüm eder)

Bir gece yarısı uykumdan uyandım ve merak ettim ‘Dünyada balıkçılık sektörü nerede birinci sırada?’ diye çünkü seviyordum 10 yaşımdan beri balık tutmayı. Bir baktım ki Japonya ve Alaska. Sabah babamı aradım : ‘’Baba ben Alaska’ya gideceğim bana borç para verir misin dönünce ödemek koşuluyla’’ Babam aynen şu tepkiyi verdi : ‘’Kızım şu buzulların olduğu yer mi?’’

Aradan bir ay geçmişti ki ben 3 gün süren uçak yolculuğundan sonra Alaska’daydım. 4 ay orada yaşadım ıssız bir yarımada da. Macera sandığım şey aslında tam bir kabusmuş. Bir balık fabrikasında işe başladım.Her şey çok zordu. Buzullar, 23 saat havanın gündüz oluşu, minumum 16 saat makina gibi fabrika da çalışmak ve çalıştığın insanlara baktığında ortak konuşacak bir dilinin bile olmaması oldukça güçtü, günde sadece en fazla 2 saat uyumak, sadece müslüman olduğu için ırkçı insanların yaşattığı sıkıntılara katlanabilmek, en kötüsü 2 defa ölümden dönmek ve bazı fiziksel sakatlıklar yaşamak. Bana : "Ülkene dön daha fazla dayanamayacaksın." dediklerinde ise verdiğim cevap çok açıktı: "Asla, başladığım işi yarım bırakmayacağım." Tabi bu olumsuz şartlardan ailemin haberi yoktu onlar her şeyin harika olduğunu sanıyordu, sanmalıydılarda. Ve 4 ay sonra Türkiye’ye döndüğümde ilk yaptığım şey bir demet maydanoz yemek  ve bir bardak ayran içmek olmuştu çünkü en çok bunları özlemiştim (Mor balina kendi haline güler) Ama işin zor olan yanı ise oraya gittiğimde 23 yaşımdaydım ve 23 yıllık karakterimi orada bırakmış olmamdı. Psikolojik olarak tedaviye ihtiyacım olduğu söyleniyordu ama ben buna gerek olmadığını ve bunun da üstesinden geleceğimi söylemiştim. O günden sonra sanki yarın ölecekmişim gibi yaşamaya başladım, hayata doymalıydım. En ahlaklıcasından hayata doymalıydım. Hatta üniversite hocalarım orada yaşadıklarıma dair benden bir seminer istemişlerdi ve seminerden sonra okulun kahramanı olmuştum. Aslında kahraman olmak hayallerim arasında yoktu ama kim buna hayır diyebilirdi ki.( Mor Balina’dan koca bir gülümseme)

Gel zaman git zaman sonunda okul bitti ve aynı babamın istediği gibi dereceyle. Sözümü tutmanın keyfide bir başka oluyordu. Kimileri okulda kalmamı isterken  kimileri eğitimime yurtdışında devam etmemi önerirken ben fark ettim ki kimse bana sormuyor Mor Balina ne istiyor diye.Sonunda ben kendime sordum ve atladım gittim Eskişehir’e dostumun yanına.Ailem şok oldu tabi ama ben tek bir cümle kurdum : ‘’Bana güvenin ve biraz müsaade edin.’’

Eskişehir’de bir Meksika restoranında garsonluk yapmaya başladım tabi amaç yavaş yavaş mutfağa sızmaktı, derken oradan bir İtalyan restoranına transfer oldum ve İtalyan restoranının aşçısı mutfakta balıklı bir yemek yaparken hemen balıkla ilgili bildiklerimi sıraladım, eee sonuçta 4 ay bir balık fabrikasında çalışmışım.Derken yemek yapmakla ilgili fikirlerimi anlatmaya başladıkça aşçının dikkatini çektim ve bana bir teklifte bulundu. Beni eğitmek istediğini söyledi, işte tam beklediğim fırsattı. Hemen ailemi aradım, anlattım ve babamdan şu cümleler sıralandı : ‘’Seni bekleyen nice fırsatları bırakıp garsonluk mu yapıyorsun ve şimdi de aşçı mı olmak istiyorsun peki sen bilirsin ama bu işi yaptığın andan itibaren bizleri unut’’

O gün düşündüm uzun uzun gerçekten ben kötü bir evlat mıyım? Sadece beni mutlu eden işi yapmayı istemem gerçekten kötü bir çocuk olduğumu mu gösteriyordu?

Aşçıya hayır diyerekten Ankara’ya taşındım. İş başvuruları yapmaya başladım. Klasik masa başı işi olmalıydı tam ailemin istediği gibi. Bir gün yanlışlıkla başvuru yaptığım bir şirkete çağrıldım. Yanlışlıkla başvurduğumu da orada öğrendim. Onların kriterlerine hiç uymuyordum ama beni neden çağırmışlardı ki görüşmeye? Cevap şaşırtmıştı beni.

Bir kız neden Alaska’ya gider ki? sorusunun cevabı için çağrılmıştım ve mülakat daha çok mülakat olmaktan çıkıp sohbete dönmüştü ve sonunda beni almak istediklerini söylediler. Sormuşlardı: ’’Peki sen bu işi yapabilir misin?’’ Gülümsedim: ’’Ben Alaska’da 4 ay dünyanın en zor işini yaptım ve emin olun bu hayatta başaramayacağım  iş yok’’

İhracat-ithalat bana tamamen uzaktı ama dediğim gibi 1 ayda işi tamamen kapmıştım. Ailem ise inanılmaz mutluydu. Kurallar bana çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Hep takım elbise giymek,resmi olmak..vb Sonunda karar verdim ben onlara ayak uyduramazsam onlar bana ayak uydurabilirler diye. Ve işimi süper yaparak orada söz sahibi olmaya başladım ve ilk işim şu kılık kıyafet düzeni olmuştu. Şimdi en azından sevdiğim rahat kıyafetlerimle çalışıyordum. İşim aşırı yoğundu ve kendime zaman ayıramıyordum. Bu hayat istediğim hayat değildi ama düşündüm ve karar verdim o zaman ben bu hayatın içerisinden istediğim hayatı çıkarabilirim diye.

Babama o an çok teşekkür ettim çünkü ben henüz 6 yaşındayken kardeşlerim ve bana bir hikaye anlatmıştı.

‘’Yıl 1992

Bak Özlem, Mor Balina ve Harun

Eğer sabahları kim erken kalkarsa Tanrı’nın ve meleklerinin dağıttığı tüm güzelliklere önce sahip olur ve ödüllendirilir. ‘’

İşte çocuk aklı, ben o an kardeşlerimi geçmeliyim ve bu yarışı kazanmalıyım diye son 21 yıldır her sabah 5-6 gibi kalkarım. Ve erken kalkmamın benim yaşadığım hayata neler kazandırdığını şimdi anlıyorum. Tabi 12-13 yaşlarında bunun sadece bir hikayeden ibaret olduğunu anlamıştım ama tabi vücutta bir kere alışmıştı erken kalkmaya artık vazgeçemiyordum. ( Mor Balina’dan babaya tebessüm)

İş yerimde mesai saatim 9’du ve ben 6’da kalktığıma göre, 1 saat hazırlanmamı hesaba katarsam ve iş yerime gidiş zamanımı da hesaplarsam geriye 1,5 saatim rahat kalıyordu ve ben o zamanlar da yeni yemek tarifleri yaratıyordum, kimi zaman kısa film senaryoları, hikayeler yazıyordum ve kimi zamanlarda sadece masallar yazıyordum. Sonrasında her yemeğin bir masalı olmalı fikriyle yemeklerime masallar yazmaya başlamıştım.Yemeklerimi tattırdığım arkadaşlarıma onlar yemeklerini tadarken masallarımı anlatırken çok hoşlarına gidiyordu. Artık sanki 2 iş yapıyor gibi hissetmeye başlamıştım kendimi. Sabah 06:00 – 08:30 arası mesaim ve bir de 09:00-18:00 arası mesaim var gibiydi. Tabi 06:00-08:30 saatleri çalışmam için kimse bana bir bedel ödemiyordu ama ruhum doyulmaz bir mutluluk içerisinde oluyordu. Sonrasında bu zaman da yetmemeye başladı ve bir de 20:00 -23:00 saatleri arasında çalışmaya başladım. Değişiyordu yaptığım işler, kimi zaman saatlerce ney üflüyordum kimi zaman karting yapıyordum kimi zamanlar da bateri kursuna gidiyordum tabi arada da arkadaşlarıma vakit ayırıyordum. Yorucu bir süreçti benim için ama yapmak istedikten sonra insanın her şeyi yapacağını kendime ispatlamıştım. İşimi de zamanla sevmiştim yani ihracat ithalat ve her gün başınıza gelen enteresan olaylar işinizi daha da sevmenizi sağlıyordu ama asıl kalbimde yapmak istediğim meslek  aşçılıktı. Nice masallarım vardı dinlenirken insanların damaklarında güzel tatlar bırakabilecek. 2 yıl bu masa başı işinde çalıştım ama çalışırken hayatıma dair nice şeyler kazandım.

Yemeklerimi, açmayı hayal ettiğim 5 masalı ufak ve hafif İtalyan kafeleri tarzında olan ama sizleri dünyanın dört bir yanına masallarla beraber harika yolculuklara sürükleyen orijinal tatlarımı arkadaş çevreme yapıyordum artık. Bununla da yetinmeli miyim diye bir gün kendime sordum ve tabiî ki HAYIRRR cevabını aldım. Benim kendime ciddi zaman ayırmam gerekiyordu ama nasıl? En azından hafta sonları tamamen bana ait olmalıydı ve bu hafta sonları profesyonel mutfak eğitimi de alırsam bir gün her şeyi bırakıp kendi yerimi açabilirdim. İşte bunları düşünürken birden işimden istifa ettim. Ve karar verdim devlet sınavlarına girmeye. İlk başta herkes garipsedi, kimse benim memur olabileceğime ihtimal vermiyordu. Ama benim için hayallerime ulaşmanın bir anahtarıydı ve sadece hafta sonları benim olacağı için sınava girmeye karar verdim ve girdim. Çünkü kimseler bilmiyordu o 2 gün de ben neler yapabilecektim. 1 ay sonra atamalar yapılacak ve ben kendimi büyük bir riske attım. Belki de hiçbir şeyin olmadığı bir köyde işimi yapacaktım ama bu sorun değildi benim için çünkü hayatta hep şuna inandım bugüne kadar yaptıklarımın bana hep güzel getirileri oldu ya da ben fazla polyannacıyım. Mesela Alaska’ya dair yaşadığım güzel bir anımı hatırlamıyorum ama benim için öyle bir hayat tecrübesi oldu ki şimdi hiç olmadığım kadar güçlüyüm.

Ben şemsiye altında yürümeyi sevmedim hiç, hasta olmak pahasına tadını çıkardım her bir damlanın.

Hayatımda ağzıma aspirin dahi almadım acıdan kıvrandığım anlarda bile çünkü öğrendim hastalıkların sayesinde nerede hangi bitkiler yetişir diye.

Canımı acıtan nice insan ya da olayda oldu hayatımda ama ben acıtmadım diye bundan pay çıkarıp gülümsedim yine de.

Her kötünün iyi bir getirisi vardır diye adım polyannacıya da çıktı ama sevdim zamanla bu ismi de.

Evet belki içinizden benim için ailemin dediği gibi maymun iştahlı diyebilirsiniz ama biliyorum ben hayallerimin peşinden koştum. Evet belki bir evim ya da ciddi birikimlerim yok ama kalbimde anlatacak nice masallarım nice anılarım nice nicelerim var, hayallerimi gerçekleştirmenin eşsiz gururu var ve yaptıklarımdan dolayı hiç pişman olmamanın ayrı bir keyfi var.

canan-dag2Mor Balina, Dünya Kadınlar Günü’nde dünyaya gözlerini açmış ve o günde doğmanın  mutluluğunu anlatmam sanırım imkansız. Zamane kadını nasıl olur bilmiyorum ama zamanımın kadını olmadığımı bildiğim bir gerçek. Biraz geçmişten biraz gelecekten parçalar var kalbimde. İşte ben sırtında hayallerini taşıyan minik bir balinayım.

Peki siz hangi balık olmak isterdiniz?
Sizler hiç ‘ Ur Şehrindeki Yalnız Kabakcık ’ masalını duymuş muydunuz?
Hayır mı?
O zaman mutlaka Ur’daki Kabak çorbamı içmelisiniz (Mor Balina’dan saygılar dolu gülümsemeler)

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile