Rumuz: PEREN
Hayatımın neresinden başlayıp anlatmaya başlayacağımı bilemiyorum. En iyisi yarışmadan nasıl haberim olduğuyla başlayayım. 23.Eylül’de kızım “Anne tam senlik bir yarışma buldum, hemen yazmaya başla” diyerek bir mail ekinde yarışmanın web sayfasının linkini göndermiş. Ben de “hadi bakalım” diyerek başladım ve bölüm bölüm yazımı oluşturdum. Bölüm bölüm yazdım, çünkü hayatımdaki hem zorluk ve mücadele hikâyeleri, hem bana göre başarı ve başarısızlık hikâyeleri bir hayli çok.
Zamanına göre modern, kültürlü, demokrat bir ailenin tek kız çocuğu olarak büyüdüm. Ama tek çocuğu ben değilim, benden sonra iki erkek kardeşim oldu. 1971 yılında liseyi ikincilikle bitirmeme rağmen üniversite sınavını kazanamayarak hayattaki ilk ciddi başarısızlığımla yüzleştim. Bir taraftan tekrar sınavlara hazırlanıyordum bir taraftan da özel bir bankada çalışmaya başlamıştım.
Aynı yıl bankada eşimle tanıştım ve zamanın koşulları ile ufak ufak flört etmeye başladık. Sınav gününden bir gün önce eşim bana evlenme teklif ederek, evleneceği kişinin üniversite mezunu olmasını istemediğini söylediğinde ne yapacağımı şaşırmıştım. Elbette çevremin “Aman kızım evlen tabi, okuyup ne yapacaksın” yönlendirmelerinin de etkisinde kalarak teklifini kabul ettim ve 1973 yılının Mayıs ayında henüz 19 yaşımdayken evlendik.
1975 yılında kızımız dünyaya geldi. Eşimin işi devamlı nakilleri olan, Türkiye’nin her tarafına gidilebilen bir işti ve yeni nakil olduğu yer bir köydü. Hem köyde banka olmadığından hem de kızıma bakacak başka kimse olmadığından işimden istifa etmek zorunda kaldım. Ardından 1976 yılında eşimin de işinden istifa etmesi ve Ankara’da bir bakanlıkta çalışmaya başlamasıyla Ankara maceramız başladı. Ben klasik ev hanımı olarak hayatımı idame ettirirken 2. çocuğumuz, oğlumuz dünyaya geldi. Bu süre zarfında üniversite okuyamadığım için devamlı eşime onun yüzünden okuyamadığımı hatırlatıyor, çalışma hayatını ve okumayı için için arzuluyordum.
1982 yılında nerdeyse hayatımdaki en değerli varlığım diyebileceğim çooook sevdiğim babamı genç yaşta kaybedince depresyona girerek yaşama arzumu kaybetmiştim. Bunun üzerine eşim baktı ki elden gidiyorum ayrılmış olduğum bankaya benim adıma müracaat ederek yeniden işe başlamamı sağladı. Bu durum beni hayata tekrar kazandırmıştı kazandırmasına ama çok zorlu bir dönem başlamıştı benim için. Biri 7 diğeri 3 yaşında 2 çocuk, evimden 25 km. uzaklıkta bir iş, arabamız yok, Ankara’da ne eşimin ne benim tek bir akrabamız yok ve ben çalışmaya başlamıştım. Kızım ilkokula gidiyor, okuldan önce ve dönünce henüz 7 yaşında evde yalnız kalıyor, oğlumsa kreşe gidiyordu. Ben de her öğle tatilinde dolmuşa binerek 25 km. ötedeki evime giderek kızımın saçını topluyor, karnını doyuruyor ve okuluna yolcu ederek işimin başına dönüyordum. Tabi ki eşim işten ayrılmamı istemeye başlamıştı. “ Eski düzenimizi sağlayabiliyorsan çalışmaya devam edersin yoksa ayrılırsın” diyerek üzerimde psikolojik baskı uyguluyordu. İşimi sevdiğimden ve çalışmayı istediğimden evde hiçbir şeyin eksik olmamasını büyük bir enerji ve 2–3 saatlik uyku ile başarıyordum. Bütün bunlar yetmezmiş gibi hesapsız olarak 3. çocuğuma hamile kalmıştım. Aldırmayı düşünürken eşim bu çocuğun dünyaya gelmesini istediğini kesin bir dille ifade edince 1984 yılının Kasım ayında 3. çocuğumuz, 2. oğlumuz dünyaya geldi.
İşyerimdeki 3. yılımda ve en küçük çocuğum henüz 9 aylıkken bankada şeflik sınavına girmeyi hak kazandığımı öğrendim. Hemen sınava müracaat ettim ama kazanmak için ders çalışmam gerekiyordu. Aksilik bu ya ramazan ayına denk gelmişti. 3 çocuk ve hiç yardımcı olmayan bir eşle sadece sahur bitiminden çocuklar uyanıncaya kadar çalışabiliyordum. Ama hırs yapmıştım kesinlikle bu sınavı kazanacaktım. Zaten kazanamazsam eşim başarısızlığımı öne sürerek beni işten ayrılmaya zorlayacaktı, ona mahal vermemeliydim. Sınava 450 kişi katılmış ve 71 kişi sınavı kazanmıştı. Kazananların içindeydim hem de dördüncü olarak kazanmıştım. İlk atama dönemince şef oldum. Çalıştığım şubede arkadaşlarıma yöneticilik yapmamın zor olacağını görerek müdürümün muhalefetine rağmen tayin isteyerek başka bir şubeye geçtim.
Evdeki tempo tam gaz devam ederken üstüne bir de işyerindeki sorumluluklarımın artması eklenmişti. Ama ben hala ileriye bakıyordum; nereye kadar yükselebilirim ve bunun için ne yapmam gerekiyor onu araştırmaya başladım. Ne yazık ki lise mezunuydum ve ancak şube müdür yardımcılığına kadar yükselebiliyordum, o da şansım yaver giderse idi. Çünkü aday çok, kadro sayısı sınırlıydı, atama yaparken üniversite mezunlarına öncelik tanınıyordu. Üniversite okumalıydım!!! Tabi ki bu fikrim hiç sıcak karşılanmadı, özellikle eşim tarafından. Ama ben kimseyi dinlemeyerek üniversite sınavlarına müracaat ettim. Bu esnada kayınvalidem yüksek tansiyondan beyin kanaması geçirdi, ameliyat oldu ve yatağa bağlı kaldığından bizim yanımıza taşındı. Artık 3 çocuğuma ve sürekli hizmet bekleyen eşime ek olarak bir de bakmam gereken bir kayınvalidem vardı. Biraz empati yaparak yaşadıklarımı hayal edebilirsiniz sanırım. Mecburen üniversite sınavına çalışamadan girecektim. Sınavı kazanacağıma inanıyordum ve kazanmak arzuma inanarak sınava girdim. Elbette açık öğretim okumak zorundaydım. Gerekli puanı aldım ve Açık Öğretim Fakültesi İktisat Bölümünü kazandım.
Ev hanımı, iş kadını, anne, bakıcı, eş unvanlarıma bir yenisini eklemiştim: Öğrenci. Derslerimden başarılı olabilmem için dershaneye yazıldım ve hafta sonları yarım gün dershaneye gitmeye başladım İlk yarıyıl vize sınavlarında Türk Dili hariç tüm derslerden başarılı not alınca eşim ilk defa bana inandı ve insafa geldi. Bundan sonra bana yardımcı olacağını ve çocukların sorumluluğunu paylaşacağını söyledi. Ben o güne kadar ne yaptıysam her şeyi kendim yapmıştım ve asla ümitsizliğe kapılmamıştım. Eşimin artık yanımda yer alması ise beni daha da heyecanlandırmış ve hırslandırmıştı. 2. yılın sonunda ön lisansımı alarak önce uzman kadrosuna daha sonra da müdür yardımcısı kadrosuna ulaştım. 4. yılın sonunda hiç bütünlemeye kalmadan 71 not ortalaması ile mezun oldum. Artık müdür olabilirdimJ Mezun olduktan 2 yıl sonra da müdür oldum.
Amacıma ulaşmıştım ama mücadele ederken gözümden kaçan bir şeyler de olmuştu, fark edememiştim. Kardeşlerine bakarak bana tek yardımcı olan kızım okul hayatında da son derece başarılıydı. Ancak büyük oğlum lisede devamsızlıktan sınıfta kalmıştı. Sadece bununla da kalmamış yanlış arkadaşlar edinmiş, mahallede sürekli kavga eden, karakollara düşen bir lise çetesine dâhil olmuştu. Bu gerçekle yüzleştiğimizde biraz geç kaldığımızı ve ihmal ettiğimizi anladık. Maalesef onu yanlış arkadaşlarından koparamıyorduk. Hatta üstüne gittikçe evden uzaklaşıyordu ve iletişimimiz iyice kopuyordu. Ne yapacağımızı bilemez bir haldeydik. İnsan hayatında her şey dört dörtlük olmuyordu. Bir yerden bir fire vermiştik…
Oğlumla doğru iletişim kurmanın yolunu bulmalıydım. Bunun için kişisel gelişim kitapları okumaya ve seminerlere katılmaya başladım. Onlardan öğrendiklerimi sabırla deniyor, ona her gün bıkmadan usanmadan “Sen onlardan farklısın, bir gün bunu fark edeceksin” diyor, ne yaparsa yapsın sevildiğini hissettiriyordum. O da gerçekten farklı olduğunu zamanla gördü, zar zor da olsa 5 yılda liseden mezun oldu. O yıl tabii ki üniversite sınavlarını kazanamadı ve çabalarımız bu yönde devam etti. Üniversiteyi Ankara dışında kazanınca ortamından daha çok uzaklaştı ve şimdi özel bir şirkette iyi bir pozisyonda çalışıyor, evli ve bir kız çocuğu babası.
Kendime dönecek olursak, 5 yıl müdürlüğün arkasından 1994 yılında bankamdan emekli oldum. Ancak çalışma hayatına alışmış birisi olarak evde oturamadım. Bir sigorta acentesi açtım, 5 yılda orada oyalandıktan sonra emeklilik hayatımızı yaşamak üzere eşimle Bodrum’dan bir yazlık satın aldık. Bir bakmışım ki yazlığın sorunlu kooperatifinin başkanı olmuşum. 4 yıl kadar da kooperatifin işleriyle ilgilendim, kooperatif yönetimini site yönetimine devredip gerçekten emeklilik hayatımı yaşamaya başladım. Sigorta acenteliği yaptığım yıllar ve kooperatif başkanlığı maceralarım ise başka bir hikâye konusu oluşturacak kadar uzunlar. Artık başka bir yarışmada da o kısmını yazarım.
Son 5–6 yıldır eşimle birlikte yılın 7–8 ayını Bodrum’daki evimizde, 4–5 ayını ise Ankara’daki evimizde geçirerek emeklilik hayatın tadını çıkarıyoruz J
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Ne güzel, böyle analar var ve bu anaların evlatları var.
Emeklerinize sağlık diyorum.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.