Her şey; “Artık bir kitap yazmalıyım” cümlesiyle başladı.
Sabah uyandım ve bu cümleyi söyledim içimden. Artık zamanı. Şu sağa sola attığım öyküleri toplayıp yayınevine yollamalıyım. Sekiz saatimi harcadığım, durmaksızın çalıştığım bir işim vardı. Ama beni tatmin etmiyordu. Yetmiyordu. Öykülerimi, yazılarımı derleyip toplayıp bir bilene gösterdim. “Söyle bana, benden adam olur mu?” dedim. Beğendi yazdıklarımı. “Ama bunu kimse satın alıp okumaz, çünkü sen tanınan biri değilsin” dedi.” Gel , ilk kitabı bambaşka bir şekilde yapalım. Öykü olmasın” dedi.
Konuşmalar neticesinde çarpıcı bir konuya karar verdik. 2007 yılının temmuz ayıydı. Daha eve giderken kafamda bir sürü cümleler yazmaya başlamıştım bile. Biran önce yazmak ve o kitabı raflarda görmek istiyordum. O yaz, gece çıkmalarına ara verdim, çünkü canımın istediği tek şey yazmak ve yazmaktı...
İşten yorgun argın geliyor ve bilgisayarımın başına geçiyordum. Araştırmalar, çalışmalar, uykusuz geceler bitmiyordu. Kitap yazmak o kadar kolay değildi. Bir sürü detay ,bir sürü fikir, kurgu vs. geceleri bunlarla uğraşıyordum. Yazıyor, siliyor, sıfırdan başlıyordum. Kendimi kaybetmiştim. Kitaptaki konularla yatıyor, yolda yürürken, bir şey izlerken, hep yazabileceğim cümleler arıyordum.
Altı ay uğraşmam sonunda - kendimce - kitabı tamamlamıştım. Beni yönlendiren kişinin çalıştığı yayınevine yolladım. Bekleyiş ..bekleyiş.. bilgisayarım açık sürekli mail bekliyorum. İki ay sonra yanıt geldi. “Olmamış.”
Tamam, olabilir, küsmek yok , tekrar yazacağım ben bunu dedim. Oturdum , sıfırdan başladım tamamen değiştirerek. Satırlara hiç acımadan sildim.Yeniden yazdım yolladım. Cevap; “ hayır , olmamış.” Peki dedim tekrar yazarım.
“Ama bundan sonra sen kendi kanatlarınla uç” dedi. “Ben sana yardımcı olamayacağım. “ Telefon elimde kalakalmıştım. “Peki ama neden?”
“Nedeni yok , ben uğraşamayacağım. “
Telefon elimde, önümde , aylarca uğraştığım yazılar, dakikalarca kımıldamadan durdum. Sonra dedim ki. Tabiki bu kitap çıkacak, biliyorum. O kadar inanıyordum ki; ben bile kendimi tanıyamıyordum. İş hayatımda ya da özel hayatımda hiç bu kadar ısrarcı olmamıştım. Kararlıydım. Tekrar başladım.
Etrafımdakiler benden bıkmıştı. Annem “bırak artık kızım, evin her yanı kağıt kitap doldu. Kendini kaybettin. Bu kadar takma bırak olsa olurdu” dedi. “Hayır anne” dedim, “ olacak bu kitap çıkacak. 3 ay çalışma sonunda neredeyse bütün yayın evlerinin kitaplarını inceleyip , bana uyanların adreslerini n aldıktan sonra başladım mail atmaya. Ve heyecanlı bekleyiş... Artık her şeye kendi başıma soyunmuştum. Aracı yoktu. Tanıdığım kimse yoktu, ünlü değildim, aşırı bir çevrem yoktu. Ama ben vardım. Cümlelerim, kendine güvenim ve azmim vardı.
Yayın evlerinden mailler gelmeye başladı. “Görüşmeye gelmenizi rica ederiz.” Bir kaç yerden olumlu yanıtlar almıştım bir ay içerisinde.
Orta büyüklükte bir yayıneviyle görüşmeye gidiyordum. Ne konuşacağım, ne diyeceğim , ne giyeceğim ? hiçbir şey bilmiyordum..Gardrobumu baştan aşağı boşalttım ,onu giydim olmadı ,bunu giydim olmadı. En sonunda “ yazar” gibi giyinmeye karar verdim. ,)
Yayınevi sahibiyle göz göze gelince dilim tutuldu .Yazım diliniz çok güzel, konu farklı, başarılı bir dosya. Şöyle reklam yaparız, şu kadar zamanda çıkar (gözlerim büyüdükçe büyüyordu) . Şu kadar telif hakkı veririz.
“ Eee tamam, ne yapmam lazım peki şimdi?” deyince; “3.000 TL reklam ücreti gerekiyor”. “Ne, nasıl yani? , Ben mi vereceğim o ücreti?
Benim o kadar param yok ama.”
“Üzgünüm bizde yeni yazarlarla çalışma şekli böyledir”.. Ben böyle hayal etmemiştim . Parayı ben kazacaktım. Emek veren bendim.
“Ama sizi kimse tanımıyor, tanımadığınız birinin kitabını alır mısınız siz?” dedi.
Cihangir’e gittim. Orada kahvede oturdum. Orası yazarların yeriydi , ne de olsa ben yayıneviyle görüşen bir yazar adayıydım artık. Kahvemi içtim. Ve “asla kitabım için para vermeyeceğim” deyip, evimin yolunu tuttum.
Yaklaşık üç ay boyunca çeşitli yayın evlerinden çağrıldım . Görüşmelerden birinde “evli misiniz?, 1bunu akşam yemeğinde konuşalım mı?” , “ beraber yaşadığınız biri var mı” hızlı bir hayatınız olmuş galiba böyle bir kitap yazdığınıza göre” , “ee herşeyin bir bedeli var tabii, cinselliği ön plana çıkartırsanız daha çok satar tabii, “ li cümlelerle afalladığım yetmezmiş gibi, şunu da anlamıştım ki; çok satan kitaplar iyi olduğu için satmıyorlardı, herkesin arkasında duran güçlü birileri vardı. Bu piyasadan midem bulanmıştı. Ama yok, ben bu işi yapacaktım.
Sonunda küçük bir yayıneviyle anlaştım. Kitabım çıkacaktı. Düzeltmeler yapıldı , ay sonunda tamam dedi yayınevi sahibi. Oluyor muydu sonunda? En büyük kitap evlerinin raflarında benim kitabım. Doğru mu? ...
Kitap sabah çıktı. Fakat yazılmaması gereken bir kısım vardı , o yazılmış. Kitabı elime almamla yayınevine fırça atmam bir oldu. Kitap toplatıldı. Bir hafta sonra tamam dediler ama ekonomik kriz patlak verdi. Piyasada kağıt kalmamış. Kağıt bulundu. Bu sefer matbaaları bozulmuş. Allahım sen bana sabır ver dedim. Dizgiyi yapacak çocuk hastalanmış..”Yok yok!” dedi ailem, “ bu iş sana uğursuzluk getirecek, vazgeç, olsa olurdu zaten bu zamana kadar” . “Hayır” dedim, “ Olmak zorunda.” Bir yandan ofis işlerim bir yandan özel hayatım bir yandan kitap, bin parçaya bölünmüştüm.
Neyse , kitap basıldı. Kapak harika, herşey tamam , ilk önce ben gördüm. Yarın sabah kitapçılarda olacaktı. Tamam ,uyku haram bana o gece. Sabah bir sel felaketiyle uyandım. Yolları sel almış. Yayınevinden mesaj: “Depoyu su bastı, kitapların yarısı ıslak” . Aman yarabbim! işte şimdi çıldırma vakti. Sinirden gülmeye başladım artık. Ümitlerim bitiyordu. Bu kitap benim başıma büyük işler açacaktı. Tanrı bana bir işaret yolluyordu.” Bırak artık , uğraşma” . Tamam dedim. Artık kitapçılarda görene kadar inanmamaya karar verdim.
Ertesi gün yayınevinden bir mesaj ; “Dağıtımcı yola çıktı” . İyi çıksın bakalım . Artık hevesim yavaş yavaş tükenmeye başlamıştı. Akşama bir telefon; “Dağıtım yapan araç yollarda mahsur kalmış selden dolayı.”
Ahhahahaa... Yok kesin bu kısmı şakaydı. Evdekilere tam bir macera çıkmıştı.
“Olay kitap, olay kitap” diye dalga geçiyorlardı. Ben de gülüyordum. Sabrın “s” sini bilmeyen ben, tam bir sabır taşı öreneği olmuştum neği gösteriyordum. Bana hiç uymayan bir şeyi gerçekleştirmiştim; Sabr etmeyi.
Aradan bir kaç gün geçti. Soğuk bir ekim günü. Yürüyüşe çıktım. Kitapçılar benim yüzüme alışmışlardı artık .Giriyor, raflara bakıyor, çıkıyordum. D&R” a girdim. Her zamanki alışılmış ifadeyle Yeni Çıkanlar rafına baktım .Birinci sıra; yok, İkinci raf; yok,Üçüncü raffff, !!!!
Orada! Evet ! En önde ,Çok ünlü bir yazarın yeni kitabının bile önüne geçmiş. Herşeyim, emeklerim, sevgilim, iç organlarım, çocuğum, annem, babam, kız kardeşim, kalbim, ya da onun gibi birşey. Tam kelimesi yok .
Aldım elime, karıştırdım kitabı, kokladım. Yepyeniydi, pırıl pırıl, hiç dokunulmamış. Hiç eskimemiş . Benim cümlelerimdi gördüklerim, benim kelimelerim. Benim anılarım ve hayatım. Orada, kocaman bir kitabevinde ,hiç bilmediğim ,tanımadığım eller dokunacaktı ona. Benim hayatımı ellerine alacaklardı, güleceklerdi yaşadıklarıma hiç tanımadığım evlerde. Arkadaşlarına anlatacaklardı” kızın biri şöyle yazmış , çok komik ya” diyeceklerdi. Kimisi bilmediği yolculuklara çıkacağı bir otobüste eline alacaktı ; benim odamda kahve içerken yazdıklarımı ,günlerce düşündüğüm bir cümleyi onlar bir saniyede okuyup ,gülümseyeceklerdi.
Hayatımda ilk defa bir konuda azimli ve sabırlı davranmıştım. Kimsenin isteklerine boyun eğmeden, kendimden ,kişiliğimden, ruhumdan, bedenimden, hiçbir parçamı vermeden , alnımdaki terlerle, yüreğimdeki sıkışmalarla yazmış ve sonunda bunun meyvesini almıştım.
Başarı bu demekti. Artık ben öldükten sonra bir şey bırakıyordım bu dünyada. Söylenmiş sözler , bakışlar, dokunmalar kaybolabilirdi bir gün ama kağıda yazılmış sözler asla, asla kaybolmazdı. Bir kadın olarak, bir insan olarak, bir işçi ,bir emekçi , adına ne derseniz deyin ; tek başına da bir şeyler başarılacağına en iyi örneği vermiştim . Reklam işlerinde yetersiz kalan yayınevini beklemek yerine kendim yaptım reklamımı. Ve çok iyi bir satış yakaladım.
Asla ve asla isteklerinizden vazgeçmeyin, isteyin, uğraşın; er yada geç mutlaka sonucunu elde edersiniz. Ve bunu yaparken kendinizle gurur duymak için kimseye boyun eğmeyin.
O gece ne mi yaptım?. Tabiiki kitabıma sarılarak uykuya daldım.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.