SERAP DÜZGÖREN ARI
Bu gün bitmez diyordum bitti. Sabahın 7 sinden beri bu yüksek ökçeler ve takım elbise boğdu, yordu beni. Ah evime gitsem bir an önce, bir kurtulsam şu üzerimdekilerden, bir duş alsam… Nihayet asansördeyim. Kapıyı sessizce açıp içeri süzülüyorum. Topukluları ayağımdan çıkarmamla parmak uçlarımın sızısını ve rahatlamasını aynı anda hissediyorum. Bir yandan üzerimdeki ceketten kurtulmaya bir yandan buzdolabına ulaşmaya çalışıyorum. Yorgunluk ve sıcaktan bayılmak üzereyim. Koca bir bardak su dolduruyorum.. Aman ne harika o buz gibi suyun boğazımdan geçip mideme akışı. Derin bir ohh çekiyorum.
İşte bu!
Derken içerde, çizgi filme dalmış iki afacan çığlıklarla mutfağa koşturuyor ve üzerime atlıyor. Sobee! Yakalandım. Bu kadar işte!. Kendim için yaptığım ve rahatladığım toplam 1,5 dakikalık kaçamağımın sonu…
İş kıyafetlerinin, iş kadını kimliğinin içinde sıkışmış kadın 1,5 dakikalık bir dönüşüm süreciyle neye uğradığını anlamadan anne moduna geçiveriyor…
Önce çocuklarıma bakan teyzemizi evine uğurluyoruz. Hep birlikte el sallıyoruz ardından.
Kapıyı kapatıp arkamı döndüğümde ışıl ışıl parlayan iki çift gözle buluşuyor yorgun bakışlarım. O kadar canlı, o kadar hevesli ve özlemişler ki bende kıvılcım alıyorum bir anda. Sarılıp yuvarlanıyoruz koridordaki halının üzerinde. Birbirleriyle yarışıyorlar anneye en çok sarılan olmak için. Kendime şaşırıyorum en altta kahkahalar atıp nefes almaya çabalarken. Yahu kadın daha dakikalar öncesinde eve ulaşsam, şu topuklulardan, ciddi giysilerden kurtulsam şöyle ayaklarımı uzatıp sessizce dinlensem diyordun. Nereden geldi bu enerji?
Onlarla oynaşırken geçmişi hatırlıyorum bir anda. Ada’ya hamile kaldığım zamanlara dönüyorum. Saniyeler içerisinde geçmişe gidip geliyorum. Oğlum daha 13 aylık, yeni yeni yürümeye başlamış. Sevgilim annemi telefonla arıyor ve “Anne biz hamileyiz…”diyor. Annem panik bir halde beni arıyor. Hararetli bir toplantının orta yerindeyim. Israrlı çaldırmalarına dayanamayıp açıyorum, tam “Anne seni sonra arayayım” demeye kalmadan ayaküstü canıma okuyor. “Siz deli misiniz, daha oğlum küçücük, bu ne acele kızım…,” Bulunduğum ortam hiç müsait olmadığı gibi kızarıp bozarıyorum. Annem konuşmaya devam ederken “Tamam annecim, yanlış alarm, ben seni arayacağım” diyerek, kapatıyorum telefonu. Müşterimle göz göze geliyoruz, “Acil bir durum varsa sonra devam edebiliriz” diyor. Gülmemek için dudaklarımı ısırıyorum. “Hayır, acil değil daha 9 ay zamanım var” diyorum.
…
Aradan 22 ay geçmişken yine aynı hastane, aynı doktor ve kadrosu ve aynı şaşkın anne baba, doğuruyoruz hep beraber. Bu muhteşem olayın dışında kalmamak adına yine epidural sezaryen oluyorum. Sonrasında ikisini de hep o ilk gördüğüm halleriyle hatırlıyorum. Minik kızım karşımda, yeşil örtüye sarılmış pembe beyaz minicik bir yüz, kıpkırmızı dudaklar,”Allah’ım diyorum, bu hayatımda gördüğüm en güzel şey… Çok güzelsin, hoş geldin bebeğim,” diye öpüyorum. Kokluyorum ağlayarak… Sonra alıyorlar yanımdan bakım odasına. Kocamla bakışıp gülüşüyoruz. “Paniğe gerek yok her şey yolunda,” diye fısıldıyor kulağıma. . Babalar ve kızlarının aşkı daha o dakikada başlıyor, Bana tek başına idare edebilir misin bakışı atıyor, gözlerimi kapatıp açıyorum. Eğilip dudağımdan öpüyor. Dayanamayıp koşturuyor güzel kızının peşinden bakım odasına. Sevgili doktorumla baş başayız, sezaryen dikişine başlıyoruz, iki düz bir ters, “bu kez biraz çiçek motifi koyalım mı ne dersin araya?”diyor, gülüşüyoruz…
Doğum sonrasında tüm ısrarlara karşın sadece bir gece hastanede kalmayı kabul ediyorum, Kocam, kızım ve ben.. Ama evde ilk göz ağrım bekliyor. Onun için sabırsızlığım. Koynumda uyuyan yeni hayat, pınar gibi akıyor gönlüme. Hep merak ettiğim şeyi yaşıyorum o anda. Birden çok çocuğu olanlara sorardım en çok hangisini seviyorsun diye. Bir arkadaşımın cevabı çok etkilemişti beni, “ O anda kucağında hangisi varsa en sevdiğin o oluyor!”
Ertesi gün öğlene doğru yola çıkıyoruz, nasıl heyecanlıyım oğluma kavuşacağım için, Kardeşini ve beni görünce ne yapacak merak içindeyim…
Tam bu düşünceler içindeyken telefonum zamansız bir biçimde çalıyor. En iyi müşterilerimden biri telaşlı bir ses tonuyla yeni aldığı aracın işlemlerinin çok acil yapılması gerektiğini ve yarım saat içinde yola çıkacağını söylüyor. Tamam, siz faks çekin az sonra hazır olur diyorum. Kocam şaşkınlıkla yüzüme bakıyor “Ciddi olamazsın” diyor, “Ciddiyim” diyorum gülümseyerek. Kızıma kocaman bir öpücük konduruyorum koklayarak. O da şimdiden alışmalı çalışan bir anneyle yaşamaya. Kucağımda boncuk gibi gözleriyle beni seyrediyor sanki anlıyormuş gibi.
Kapıdan giriyoruz, Ata heyecanla pembe örtü içindeki minik şeye bakmaya çalışıyor, Gözlerim dolarak sarılıyorum, Oğlummm bak sana en kıymetli hediyeni getirdim. Senin kardeşin, Hayatın boyunca koru onu.. Sana ağbi diyecek, her şeyi senden öğrenecek.
Daha 22 aylık bir ağbi idi ! Çok şükür Allah’ım diyorum içimden. Bu anı yaşattığın için. Bana bu güzelleri verdiğin için…
Aile büyüklerimizin hepsi evde. Annem loğusa yatağımı gösteriyor bana. Ayakta kalmamı istemiyor hiç biri. Hemen geliyorum diyorum. Çalışma odasına girip fakstaki faturaları alıyorum, bilgisayarımı açıp çalışmaya başlıyorum. Söyleniyorlar içerde, loğusa kadın, yatması lazım, şimdi sırası mı? Kocam “Tamam hemen halleder, sonra dinlenir merak etmeyin” diye son noktayı koyuyor. İlk doğumumdan hemen önce evin bir odasını ofis haline getirmiştik. Kendi işimi yapıyor olmamın avantajlarını kullanıyorum.6 yıllık bir sigorta acentesi olarak portföyümü evden bile rahatlıkla takip edebiliyorum. Böyle zamanlarda ev ofisimde çalışmak hayatımı kolaylaştırıyor.
Müşterimi arayıp evraklarını hazırladığımı ve e-mail gönderdiğimi aynı zamanda evrakların orijinallerini kargoya verdiğimi söylüyorum. “Sağ ol” diyor, rahatlayarak. Sonra akıl edip “Bu arada nasılsın doğuma ne kadar kaldı” diye soruyor. “Doğurdum” diyorum. “Ne zaman daha geçen hafta görüştük” diyor şaşkınlıkla. “Dün” diyorum. “Nasıl yani” diyor. “Şimdi hastaneden eve döndüm, artık biraz yatmam gerekiyor” diyorum. Utanıyor, kızıyor, niye söylemedin, başkasına yaptırırdım diyor.
Gülümsüyorum, “Çocuk da yaparım kariyer de.” diyorum…
Aradan 3 koca yıl geçmiş ve biz üçümüz yine aynı koridorda, yerde yuvarlanıyoruz çığlık çığlığa, Kahkahaları beni alıp getiriyor anılarımdan şu ana…
Gün daha yeni başlıyor gibi sıralıyorlar ard arda isteklerini “Anne söz vermiştin parka gidecektik, karnım acıktı, ben ağabeyimden önce yıkanacağım, resim yapalım mı anne, ben de sana yardım edeceğimmm… Masal okumayacak mısın? Benim yanım da yat lütfen. Hayır benim. Benim…”
Son hatırladığım cümleler bunlar… Saat gecenin 10’u, yedi cücelerin pamuk prensesi gibi kitap elimde iki büklüm kalmışım minik karyolanın bir köşesinde…
Bir ses geliyor kulağıma. “Hadi canım geç yerine yat…” Gece yarısını çoktan geçmiş. Anlayışlı görünmeye çalışan ama ihmal edildiğini düşündüğü her halinden belli sevgilim mesajını yolluyor direk. “Benimle ilgilenmeyeceksen git yerine yat!”
Hay Allah nasıl da uyumuşum diye kalkıyorum, sırtım tutulmuş. Meleklerim uykunun kollarında. Bütün masumiyetleri ve mutlu suratlarıyla uyuyorlar. Kocam söyleniyor sakin ses tonuyla, “böyle olmaz artık, saatleri geldiğinde kendileri gidip yatmayı öğrenmeliler…”
Biri 3 diğeri 5 yaşında ve dertleri biriyle uyumak değil anneyle uyumak, özlüyorlar ve doyamıyorlar. Bende doyamıyorum. Ama duş alacaktım, ojelerimi sürüp, saçımı sarıp, giysilerimi hazırlayacaktım. Dahası yarın ki önemli görüşmemin raporunu bir kez daha gözden geçirecektim. Bu akşam kocamla sözleşmiştik, balık rakı keyfi yaparak baş başa sohbet edecektik. Hause’un 7. sezon filmlerini indirecektik internetten, kanepemizde sarılıp uzanarak seyredecektik. Hatta… Neyse…
Daha geçen gün birazda kendimize vakit ayırmalıyız demişti. Bir şey mi ima etmek istedi acaba? Ama yarın akşam mutlaka çocukları biraz daha erken yatırmalı ve uyumamalıyım, Pazar alışverişini öğle yemeği saatine, marketi de işten 10 dakika. erken çıkarak hızlıca halledersem, yani bir dizi yapmam gereken şeyi şöyle ,böyle ,işte bir şekilde yaparsam edersem…sem, sem.. sepe sersem, zaman biriktirirsem kendime oradan buradan kırparak, sevgilimle romantik bir gece geçirebilirim…
Ahh, evet harika da, içimden sessiz bir çığlık “bana da zaman ayır artık yeter!”diyor. Duymazlıktan geliyorum. Sesini yükseltiyor , “söz vermiştin ayaklarını uzatıp gazete okuyacaktın, gözlerini kapatıp sessiz bir odada dinlenecektin, o kitabın sonunu deli gibi merak ediyorsun haftalardır sayfa açmadın, hani o filmi görecektin, hani alışverişe gidecektin hani hani …”
Şişşt diyorum sessiz ol, şu işi de halledeyim söz! Birde sen başlama…
Geçen gün bir anda fark ettim ki artık o sesi duymuyorum. Konuşmuyor benimle. Panik oldum bir anda, nerede bu diye. Şöyle içime döndüm bir an baktım kalbimin en kuytusuna gitmiş yüzünü duvara, sırtını kapıya dönmüş oturuyor, “ne yapıyorsun?” dedim. Yüzüme bakmadan cevap verdi.
Kendini hatırlamanı bekliyorum!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

