Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Uzun bir yol
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Uzun bir yol

e-Posta Yazdır

SOFYA KURBAN
Hiç niyetim yokken yerimden kalkıp bu kapıya gelmekle kendime verdiğim sözü de çiğnemiş oldum. Bunun da farkındayım. Kızgınlığımı bir kenara koymuştum. Bu iş... Biri yapmalı. İçimdeki ben söyleniyor:  

“Taa Sakarya’dan sürülüp bu sınır bölgesine geldin. Beş on kilometre ilerisi Ermenistan kapısı. Yetmedi mi? Hani hiç bir şeye karışmayacaktın!”
Yatıştırıyorum “Daha öteye sürecek halleri yok ya.”  
“Hiç belli olmaz, ötenin ötesi var... Yoruldun be!”

Kapıda durduğumu gören ayaktaki iki genç uzman adayı bakıştı. Ve sessizce birbirinden uzaklaşarak duvara doğru gerilediler. Daha tecrübeli olan uzman oturduğu yerden kalktı. Gözleri yerde, sarkmış bıyıklarıysa bakışlarından  da öteye kaçmış, adeta zemine sinmişti. Boynundaki kravatın verev çizgileri, gömlek ve ceketle olan uzlaşmaz kavgadan yorulup düğmelerin arasına karışmıştı. Hele pantolon, varlığını çoktan inkâr etmiş görünüyordu. Ayakkabılar yuttuğu şehrin tozunu öksürüp duruyordu.

Derli toplu, düzgün giyinmenin ne kadar önemli olduğunu, sadece kendilerini değil, kurumu temsil ettiklerini neden bilmezler? Bilirler de bilmezden gelirler. Oy oy oy...  Ne demeli, dilimde tüy bitti. Bir de benim diz üstü eteğime, özenle batıdan getirttiğim parlak çoraplarıma laf ederler. Hele kızıl saçlarıma demedikleri kalmadı, hepsi kulağıma ulaşıyor. Saçıma başıma bakıyorsam; işime, kendime duyduğum saygıdan. Bu ücra yere geldim diye paspallaşacak halim yok ya!

 

Uzman temkinlice “Buyurun Ayfer Hanım, bir evlat edindirme vakası var da...” diye sözcükleri uzatarak, birbirine girdirerek geveledi.

Kapıyı itip görüş alanımı genişlettim. O da ne? Köşede tırnaklarını kemiren İstanbullu, beni görünce yüz ifadesini kontrol etmeye çalıştı ama ısırılmış bir elmadan çıkan yarım kurda daha şefkatle bakardı, bundan eminim. Bu kızcağız serhat ilimize gelir gelmez rapor üstüne rapor kullanıp ortalıktan kaybolmaya başlamıştı. Öyleleri hemen dikkatimi çekerdi. Elimde değil, görmeyeyim diye çaba sarf ederim ama ismim boşuna Baykuş Ayfer’e da çıkmadı. Nereye gitsem, lâkabım benden önce ulaşırdı. Bundan birkaç ay evvel, birinci dereceden tek memurum ya,  İl Müdürlüğüne vekâlet ettiğim bir vakit, gene rapor alıp İstanbul’a gitmeye kalkışınca, delilik damarım kabarmış, “Raporlu biri şehir dışına çıkamaz...” diye tutanak tutturmuştum. Ankara’dan ettirdiği telefonlar da işe yaramayınca benden olabildiğine uzak durmaya başlamıştı. Eyyy... En azından ben buradayken yan gelip yatmayacak! Yuvada adam gibi öğretmenlik yapacak! Gözüm üstünde... “Bu cadı bana taktı.” diyormuş, adımı Baykuştan Cadı Ayfer’e çeviren de o.  Dikkatimi odanın merkezine yönelttim.  

Beni bu kapıya getiren neden, içerdeki söz kalabalığının arasında kaybolmuş görünüyordu. Ufak tefek boyu, kısa kesilmiş dimdik saçları, itip durduğu çerçevesiz gözlüğünün arkasına saklanmış çekik gözleri, çıkarmadığı kırmızı deri montu ile bu odaya, bu binaya, bu şehre öylesine yabancı duruyordu ki. Bu soğuk iklime böyle incecik giyinip gelmek... Küçük ama enerji dolu bir kadındı. Bulunduğu bu ortama sığmıyordu.  İmkânı olsa duvarları aşıp şehre dağılacak, her bulduğu varlığa derdini söyleyecekti. Sırtındaki çanta onun hareketiyle birlikte savrulup duruyordu. Biriktirip getirdiği umutlarını saçıyordu köşelere, bucaklara.

Kadının boyundan yüksek bir sesle sorduğu, kontrplaklarla ayrılmış, iki ötedeki benim odama kadar ulaşan “Neden?” diye başlayan soruları yarım saat önce, çocuğun getirilmesiyle bitmişti.
“Neden telefon ettiğimde?”...”
“Neden ...... beklediniz?”
“Neden doktor...... rapor..... ?
“Neden... Çocuk.... Baba..... istemeyen..... yanında?”
“Özürlü Çocuk...”
“Neden istemediğim ..... belli, görüyorsunuz!”
“Bakamam...”
“Tek başıma...”

Bölük pörçük kulağıma ulaşan bu sözcüklerden olanı biteni çıkarmıştım. Bir iki yere telefon edince bütün meseleyi öğrenivermiştim. Bizimkilerin mazeret dolu:
“Yani, o kadar çok iş var ki, yanlışlık olmuş...”
“Yani, sadece üç kişi çalışıyoruz... gidilememiş,”
“Yani, eve gidilmiş de ama... işte,”
“Yani, çocuk sayısı... fazla, hangi biri...”
“Yani, arkadaşımızın ilk işi...”
“Yani, İlk defa bir çocuk veriyoruz da... çok gelirler, az veririz,”

“Yani, yuvada pek yer yok da, Müdür Bey pek istemez...” li yanıtları sinek vızırtısı gibi dolanıyordu kulağımın etrafında, dolanmasa da ne söylediklerini tahmin ederdim ya!  Doktor kontrolünden geçirtmedikleri çocuğa sağlıklı diye rapor yazmışlar. Bu böyle olmazdı. Sabredeyim, çözerler diye bekleyeyim ama... Çocuk da işin içine girince, dayanamadım. Hele uzman yardımcısının fütürsüzce söylediği “Yani, bir daha ki sefere daha dikkatli olursunuz! Araştırma yaparsınız.” sözü...  Kan beynime sıçradı. Nasıl Yani? Devletin raporuna da mi güvenilmeyecekti? İmzalarının kurumu temsil ettiğinin bile farkında değiller. Sandalyemi ittiğim gibi yerimden fırlamış, bu kapıya gelmiştim.

Her şey; olup biten, özensizliklerinden kaynaklanıyor canım, farkında değiller. Sorsan “Bilmiyordum!” diye, dilleri iki karış cevap verirler. Sanki bilmiyordum diyince sorun hallolacak. Sürekli söyleyecekleri bir haticeleri var, ama netice. Yok! Netice işte bu. Yanlış üstüne yanlış. Doğrusunu yapın, sorun olursa mücadelesi verilir derim, uzaydan gelmişim gibi bakarlar. Olacak iş değil. Devlet bütün imkânlarını, hastanelerini bu çocuklara açsın, uzmanımız kendini evrak memuru sanıp, kâğıt üstünde iş yapsın. Yardımcısının raporunu kontrol bile etmeden merkeze göndermiş.   Ah, Ah, Ah, ne demeli.  

Ankara hop oturup hop kalkmaya başladı bile. Şu kadıncağızı daha fazla üzmeden  gönderelim diye beni arıyorlar. Tabii, işin daha fazla uzamasını istemezler. Hele teftişin karışmasını hiç istemezler. Bir ucu onlara da dokunur, insan hiç bakmaz mı tam teşekküllü hastane raporu nerde diye? Başka uygun bir çocuk verirlermiş. Gerisi Genel Müdürlüğün işiymiş. Miş, miş.  Unuttukları...  Bunca zaman tedavi edilmeden kalakalmış, bunca imkân varken, velayeti Çocuk Esirgemeye verildiği halde, onu istemeyen bir babada kalan, doktor yüzü görmeyen özürlü bir çocuk var....  Eh  tabii bir de olanları göz ardı etmeyecek Baykuş Ayfer...

Kapıda adım atmadan önce, duraksadım. Ufak tefek kadınsa söylenmelerini bir an bırakıp bana baktı. Sonra hiç bakmamış, ya da beni hiç görmemiş gibi uğraşısına geri döndü. Uğraşısı dediğim, yuvada çalışan bakıcı annenin kucağındaki çocuğun çevresinde, yüzünde oluşan yitik ifadeyle dolanmaktı. Omuzları çökmüş, dudakları gerilmişti.

Bundan iki saat önce; sabah kahvemin buruk tadı damağımda, sokağı seyrettiğim penceremin önünde, onu dairemizin de yer aldığı Kültür Merkezi’ne girerken görmüştüm. Öyle telaşlı bir hali vardı ki, merdivenleri adeta sekerek çıkıyordu. Ortada bir yerde tökezlemiş ama farkında değilmişçesine tırmanmaya devam etmişti. Bir dünyayı kucaklamaya gidiyormuşçasına dümdüz, dosdoğru, hiç sapmadan ilerliyordu. Yıllarca insanla haşır neşir olunca göz her şeyi görür oluyor...  Kolay mı bunca yıl çocuk bekle, oldu desinler... Kalk, onca yolu, onca umutla  gel  sonra CP’li bir  çocuğu sağlam diye eline tutuştursunlar. Susar mı bu kadın... Çocuk oyuncağı sanki.

Kapıdan bir adım atıp içeriye girdim. Orta yerde durup hepsine şöyle baktım, sıkıntılı görünüyorlardı. Tabii işlerini doğru yapmazlarsa böyle olur. Yaptıkları işin, düzenledikleri raporun,  attıkları imzanın sonuçlarından bihaberdi bunlar. Kadına doğru ilerledim. “Ben Ayfer Tütüncü, Müdür Bey kalite çalışmaları için Ankara’ya gitti. Bu hafta Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne ben vekâlet edeceğim.”

Yüzüme bakıyor, gözleri çakmak çakmak, öfke dolu. Yanaklarında batık bir geminin artıkları yüzüyordu. Uzattığım eli bir anlık tereddütten sonra sol elini uzatıp sıktı. Kuru, avucu sarmalayan bir kavrayış. Ölü balık gibi değil. Bu içimi rahatlattı. Şimdiki gençler gibi elini bırakıvermemişti. Sandığım kadar da genç değilmiş. Tabii evlat edinmek için ta başkentten geldiğine göre yirmili yaşlarda olacak hâlideğil di ya.  

Bu mesele hallolmasına olacak da, sonrasında, beni bundan öteye nereye sürerler hiç bilmiyorum.

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile