HİLAL GÜNGÖRSÜN
Bizim aşkımız da bir resimle başlamıştı... Bir mühendis gibi kurgulamadan...
Üniversitenin koridorların da gençlikle koşuştururken bir an gözlerim gözlerine kilitlendi; adeta gözlerinde kayboldum, oda benim gözlerim de... Yalnızca şehrazat masallarında olur zannettiğim bakışmalarla başlayan aşk üzerine ani bir kararla okul henüz bitmemişken evlenmiştik..
Benim de bir yanım deli bir yanım huzurdu; adı üzerin de zamane kadınıydım... Acelem vardı ya benim evlliğin ikinci ayın da hamile kalmıştım..
Eşim okulu bırakmıştı. O da zamane adamı olup çalışmaya başlamıştı... Bir aileydik ya biz yemek yapmayı ilk başlarda beceremeyen ben taş gibi fasulyeleri işten eve dönen kocamın önüne koyuyor... Koşturarak gittiğim üniversiteme hızla devam ediyordum; kocamın eve gelişlerinden birin de vizeye çalışırken elimde ki ders notları solanın orta yerinden bir sağa bir sola voltalayan; çıkışını bekleyen mahkumlar gibiydim...
Tam o sıra kapı çaldı; gelen kocam dı; ben elimde notlar,bir elimde ıslak paspas kapı açmaya koşup henüz ıslak olan yerden kaya kaya geçip gittim..sonuç;2,80 uzanmış olan ben dış kapının camından gülen eşim; ''kapılarda karşılarken ne o artık önümde eğiliyosun... Sen yakında kırmızı halı da serersin '' dedi.
Dizlerimin ve dirseklerimin acısını dün gibi hatırlıyorum ama yine de katıla katıla gülmüştük... Çocuğumuzun da bizim gibi acelesi vardı belli ki nede olsa oda zamana çocuğuydu erken geldi...
Bu seferde bir elimde çocuk bir elimde ders notlarım salonı arşınlar olmuştum; final haftasıydı... Çok uyku bastırmış ve bizim veletin süt isteği gelmiş olmalı ki; memem dışarda uyuya kalmışım... Yine ziller çalmış; kapılar vurulmuş ama ne çalınan zili nede vurulan kapı seslerini duyan ben..
Pencereden memesi dışarda bir kadın,kafası sarkmış bir çocuk gören eşim''çok tatlıydınız'' ne yani bu hal demi diye şaşkın şaşkın ayıldıktan sonra soran ben... Yıllar sonra bu anıları kaleme alacağımı nerden bilebilirdim...
Okulu bitirmiştim; tam iyi bir eş, hanım oldum; eşimin çalışmamam konusundaki ısrarları bitmişti, hayatın zorluklarında erimişti... Çalışan kadın da olucam derken ev, iş, eş, çocuk dörtgeninde zamane kadınları gibi savrulurken ne olmuş tu da bitmişti...
Önce eşim ''boşanma''... Çocuktan sonra geç başladığım iş hayatım ''kriz''den dolayı bitivermişti... Bundan sonrası malum; seçtiklerimden ziyade seçmediklerim yaşamıma yön vermeye başlamıştı...
''İş, aş, koca, çocuk dörtlüsünü hayatıma merkez etsem de,sanırım bir yerde yanlış yapmıştım... Eski eşimin sen anlamzsın, sen yapamazsın cümleleriyle süre giden 5 yıllık bir evlilik; kendinide, beni tükettiği gibi tüketmişti...
En sonunda sen yapamazsın, beceremessin klişesini beynime yazan katip, kendimi hiçbişey beceremez, işe yaramaz konumlandırmasına sokmuştu... Bu da çağımızın hastalığı olan ''Panik atak''döngüsüne ...
Kaygıyla başlayan nöbetleşe devam eden; çoğu zaman ölüm meleği kapımı çalmadan ; ölüme gittiğimi hayal gördüm gözlerim kapalı. Bu dönemde de her dönemde olduğu gibi kadın dergileri ve kişisel gelişim kitapları başucumun kahramanları olmuştu...
Ha bir de takılarımı kendim tasarlamak için başladığım takı kursu... Gelişimime ve güvenimi tekrar kazanmama ilaçlardan daha fazla katkı sağladıklarını sölebilirim... Hele bir ara güvende tavan yaptığım sıra, takı tasarım ve eşarp tasarımlarımının satışını yaptığım küçük bir satış yeri açmıştım.
Ekonomik kriz onu da yutmuştu. Sonrasında zamane kadını ayakda durmak ve çocuğuna bakmak için bişeyler yapmak zorundaydı. Ve gazeteci olan amcamın yanında işe başlamıştım...
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti genel Sekreteri ve aynı zamanda yerel bir gazetenin de imtiyaz sahibi olan Necdet Güngörsün'ün yanında; spordan, haberden, magazin muhabirliğine uzanan önceleri; cep harçlığı ve macera; sonraları ise meslek edinecek kadar tutkuyla sevmiştim..
Fotoları çekip altına haberlerini iliştirmek en güzel zamanalarımdı... Baş sayfada yer alan haberlerim şuan evimin en güzel köşesini süslüyor..
Sonra amcam vefat etti benim o zaman ki gücüm yerelden ; ulusal habere atmaya yetmedi... Amcamın adı da Sakarya'da bir caddeye isim olmaktan öteye gidemedi..
Yine çok istiyorum gazeteyi, hatta Eyüpcan'a (Hürriyet Gaztesi köşe yazarı) yeni çıkaracağı gazetesinde çalışmak istediğimi ilettim. Hatta e-mail attım kendisine, hala cevap alamadım bekliyorum... Hayat bana pes etmemeyi öğretti...
Bu zamane kadını zorladığı son kapıdan cevap alır mı nedersiniz?
Misyonumdan biri bence herkesin bir misyonu olmalı; kadınları pesetmemek üzere örgütlemek... Elimden geldiğince karşıma çıkan tüm kadınlara elvermek ''dost eli'' vermekti...
Kendime çok sordum belki siz de ''başkasıyla evlenseydim nasıl olurdu? Evlenmeyip kariyer yapsaydım, çocuk yapmasaydım nasıl olur diye? Zeki oluşumun örneğidir aşağıdaki örnek ve bana bir kere daha 'zeki olmak değil, şanslı olmanın önemini vurgulayan'...
Yıl 1996 idi; Sakarya'da özde bir Türkiye geneli sınavında 5. olmuşum, Ayşen Bacanlı Türk adlı arkadaşım 11. olmuştu; o 2 yıl sonra Üniversitede Hacettepe İngilizce Tıbbı, ben ise sıradan bir yere, istemediğim bir yere girmiştim... Üniversite sınavından sonra karşılaştığım Ayşen neden böyle oldu; sen benden daha başarılıydın, diye sordu? Ben sadece 'hayat işte ' diyebildim... Ben kendi tercihlerimin ya da tercih etmediklerimin kurbanı olmuştum. Aslında böyle olmadığını da pek ala biliyordum. Bunlar, kader olmaktan çıkmış; yönlendirilmemiş bir genç kadının savruluşuydu. Sonuç, herşey bilinçsiz kendi tercihiydi ve o kadın şimdi milyonlarca zamane kadınından biri...
Dönmediği dönemeçleri dönmeyi; aşmaktan korktuğu labirentleri aşmaya çalışıyor... Biz kadınlar sığınacak erkek ararız. En sığındığımız kocamızdır; elimizden kayar ya da biz onun ayağını hayatımızdan kaydırırız.. İkinci babamız olur; kocamızdan sonra, onu da ölüm alır yanımızdan; 'benim babamı aldığı 'gibi..
Ah zamane kadını hadi tasını tarağını topla git dediğim çok oldu kendime 'başka alemlere'. Şuan saçma bulduğum birkaç geçersiz denemeden sonra 'intihar'ı gereksiz bir kaçış olduğuna kanaatim gelince...
Hayat her acıya, herşeye her sıkıntıya rağmen güzeldi.
Hayat zorlamayı, sınamayı seviyor. Tam bitti derken koşmayı, koşturmayı seviyor..
Enerjimizin düşünceye dönüşmesiyle hayat algıya dönüşüyordu bunu anlamıştım..
Hayat beni bırakmadan onu bırakmamaya karar verdiğim noktada ben büyümüştüm, devleşmiştim..
Hey kadınlar, benim güzel hemcinslerim; biz güçlüyüz, hem de çok güçlüyüz..
Hey erkekler kadınlarınızı spesifik ilaç gibi görüp, katagorize etmeyi bırakın. Ağrı hapımıyız biz hem midenize; hem başınıza; hem karın ağrınıza iyi gelelim..
Bu kocamız, iş arkadaşlarımız ya da patronumuz kim olursa olsun kadını tamamlayıcı olarak gören her erkeğe sözüm. Her yaraya merhem; her işin tamalamak üzere kodlanmış olduğumuzu unutun. Hayat müşterek ve her kadın şahsına özeldir. Hem anne, hem sevgili, hem sizin anneniz rolünü üstlenen, hem çocuk bakıcınız değildir bu böyle biline. Böyle görüyorsanız problem vardır. Hem de büyük bir poblem... Bu da ''sizsiniz'' demek oluyor..
Kendimi zamane feministi gibi hissettim ama zamane erkekleri çekilmezliklerini, bakış açılarını değiştirmezlerse mutsuz zamene kadınlarını oluşturmaları içten bile değil... Buna şiddetle dur demek lazım.!!!
Bizim gibi güçlü kadınlarla karşılaşan erkekler, bizim özgüvenimizi yıktıkları bir dönem, bitirdiklerine inandıkları an, bizim öz geleceğimize bir başlık kondurmuşlardır, kondurduklarından habersiz...
Bu başlık ne biliyomusunuz?
''Güçlü Zamane Kadınları''
Start...
Son pragraf da konunun ana düşüncesindir. Hey siz benim hemcinslerim güzel insanlar her biriniz kendi acınızı, gücünüzü anlatın son cümlede ''Güçlü zamane kadını'' diye bırakın, unutmayın.
Sevgilerle.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.