AYTEN KAYA
Herkesin atasından miras olarak mal mülk kalır, bana kala kala BENİM SONUM ne olacak? Bu kış yaza çıkabilecek miyim? Gibi yığınla soru kaldı. Son emeklilik yasasıyla birlikte, bayanlarda emeklilik yaşı altmışa çıkarılmıştı. Otuzuma gelmeme ramak kalmıştı. Kafamda miras aldığım sorularla bir panik çukuruna düştüm. Özel sektörde kim beni altmış yaşına dek çalıştırır ki? İşsizlik bu denli büyükken ben aslanın midesine nasıl ulaşacaktım? Gelecek kaygısıyla kaşındım, kaşındıkça düşündüm, düşündüm. Durduk yere huzurumu bozup içimde yolculuğa çıkıp taşındım. Babamı ve diğer kardeşlerimi de göz önüne alarak ben de memur olayım dedim. İnsan dolanıp dolanıp en sonunda ilk gördüğünde karar kılmıyor mu? Onca yolculuk niye…
Binlerce korkulu insanla birlikte ilk KPS (kamu personeli seçme) sınavına girdim. Barajı bir iki puan fazlasıyla aşmıştım. Sıra tercihlere gelmişti. Tercih kitapçığını aldığım gibi sevgilimin yanına koştum. Kitapçığı incelediğimizde en çok memuru TSK ‘nın aldığını gördük. Sevgilim o gün kulağıma değerini bilemediğim bir küpe taktı “Bak Ayten, TSK’lardan tercih yapayım deme! Oralar sana uygun yerler değil. O kadar kuralın, apoletin arasında ruhun daralır.” Beş tercih hakkımı da birlikte belirledik, hepsi Ankara sınırları içindeydi. Gerisi bana kalmıştı, eve gidip seçtiklerimizi tercih formuna yerleştirecektim.
Formu doldurmuş tam kapatırken, kulağıma bir ses geldi “tercih kitapçığını bir kez daha kontrol et” Sese itaat ettim, kitapçığı karıştırırken Kara Kuvvetleri Komutanlığının altı kişilik veznedar kadrosunu gördüm. Sadece ticaret liselileri alıyordu. Görev yeri İstanbul’du. Kendimce bir mantık yürüttüm, ticaret liselilerden bu sınavı geçen az kişidir ve sadece onlarla yarışmak daha kolaydır dedim ve üçüncü tercihimi silip yerine K.K.K.lığı veznedar kadrosunu yazıverdim. Ben nerden bileyim ki şeytan iç ses kılığına girip beni kandırmaya, sevgilimle aramı açmaya ve hatta ruhumu yaralamaya çalışıyor.
Sonuçlar açıklandığında gele gele üçüncü tercihim gelmesin mi? Sevgilimin gözleri pörtledi, yüzü akıp halının tüyleri arasında kayboldu gitti. “Kafanda ikimizle ilgili bir gelecek olsaydı bu tercihi yapmazdın” dedi ve sustu.
Aylar sonra beni Ankara terminalinden el sallayarak uğurladığında ikimizde çok üzgündük. Neden bunu yapmıştım? Ne olacak benim sonum? Sorusunun cevabı bu mu olmalıydı? Mülakatı da geçtikten sonra devlete kapağı atmış olacaktım. Hem de Kara Kuvvetleri Komutanlığına of be taş gibi bir kurum! Özelleştirilecek korkun da olmaz, içindeki o soru işareti gitti mi?
Selimiye kışlasında gazinoda topladılar bizi. Bir paravan yapmışlar sırayla yarışmacıları içeri alıyorlardı. İçeride konuşulanların hepsi duyuluyordu; herkese 9x8’i soruyorlardı. Arkasından gireceği alanla ilgili sorular geliyordu. Sıra bana geldi paravanın arkasına geçtim, beş altı rütbeli oturmuş önlerinde kâğıt kalemler en ortada bir albay (tabii albay olduğunu bu gün anlıyorum) 5x7’yi sordu aman Allah’ım! Ben çarpım tablosunu bilmiyorum ki ‘İtiraz ediyorum’ dedim. Bütün o ciddi adamlar şaşırdı “Neye itiraz ediyorsun?” dediler. ‘Ama herkese 9x8’i sormuştunuz ben ona çalışarak gelmiştim’ deyince daha çok şaşırdılar “Sen nereden biliyorsun herkese onu sorduğumuzu” Bunu bilmeyecek ne vardı “Sesiniz paravanın arkasına geliyor” dedim. Ortadaki omuzlarında en çok yıldıza sahip olanı “Jüri biz değil miyiz? İstediğimizi sorarız, sana 5x7’yi soruyorum sen buna cevap ver” dedi. Üzerime bu rahatlık nereden gelip konmuştu “O zaman izin verin bir parmak hesabı yapayım” dedim. Karşılarında parmaklarımı saydıktan sonra cevabı verdim. Yine en çok yıldızlısı konuştu “100 puan veriyorum, tebrikler. Hiçbir muhasebeci ezberine güvenmez, hesap yapar. Aferin kızım.”
Böylece mülakatı da geçmiştim. Sırada sağlık raporu ve tabiî ki güvenlik soruşturması vardı.
Artık o bölümü de başka bir yazıda anlatayım anacığım. Bu yolun hikâyesi anlat anlat bitmez.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

