İLKE EKİZ GÖKBULUT
Zamane Hatunu... Ilk okudugumda yüzüme bir gülümseme yayildi... Gercekten de bizi bundan daha güzel anlatan bir deyis olamaz. Icinde biraz serzenis, biraz tenkit biraz da takdir barindiriyor. Benim yasadigimsa daha degisik, ben gurbetci bir zamane hatunuyum!
Peki nedir gurbette zamane hatunu olmak? ''Yetis anne!'' lerin olmadigi, sizin kendinizce kariyer yaparken kazandiginiz tüm parayi öbür taraftan bakiciya saat hesabiyla verdiginiz, Türkiye’nin ataerkil bir sisteme sahip oldugunu düsünürken, anne olduktan sonra full time calistiginizda azinlikta kaldiginiz ve de üstüne üstlük kötü anneymissiniz duygusuyla yasamaya mahkum olmanizdir.
Liseyi bitirip üniversite okumak icin Viyana’ya gelmemle basladi hersey. Ailemin yanindaki pamuklara sarilmis korunakli yasantimdan herseyimi kendim yapmak zorunda oldugum bir hayatin icine düsmüstüm. Üniversite, is yasami, evlilik derken gurbet iyiden iyiye sarmisti beni. Tam hayatimi kurdum, artik bir de cocugumuz olsun diyecegimiz anda bir sinsi hastalik peydah oldu basima. Hastanelerde uzun süre yattigim hatta yürümeyi bile tekrar ögrendigim bu dönem icinde cocuk sahibi olma ümidimi yitirmeye basladim. Bu da benim kaderimmis diye düsünmeye baslamistim ama öte taraftan da icimdeki cilgin savasci, ''Delirdin mi kizim sen?''diyordu, ''Sen mi yenemeyeceksin bu hastaligi?''. Hakli da cikti benim cilgin savascim, tedavim ve tekrar stabilize olmam yaklasik dört yil sürdü. 2005 Subatinda hayatimda en cok istedigim sey gerceklesti ve melek kizim ailemize katildi! Genc bir kiz olarak geldigim gurbette degisik bir boyuta gecmistim, anne-es-is kadini boyutundaydim artik!
Ne kadar zorlu bir sürecten gectigimi bilenler, artik köseme cekilip cocuk büyütecegimi ve is hayatina da sadece mecburiyet sinirlarinda devam edecegimi düsündüler sanirim. Ama iste ben o degildim. Üc yil olan dogum ve annelik iznimin sadece sekiz ayini kullandim. Ekim ayinda part time olarak tekrar isimdeydim, hatta Nisan 2006’da sirket icinde cok daha sorumluluklu bir ise gecmistim. „Zamane Hatunu“ olmak bana güc veriyordu. Esim isi geregi sürekli seyahat ediyordu onun icin de yanliz yasadigim hafta aralari dakika dakika planlanliydi. Kücük kuzum bana hic zorluk cikartmiyor, kapidan beni gülücüklerle geciriyor, eve gelince de üstüme atliyor beni öpücüklere boguyordu. Evden calistigim günlerde bakicisiyla evde olan kizim benim yaptiklarimi izleyip, oyunlarini ona göre kurmaya basladi. „Pssst, anne telefon konferansim var.“diyip, kücük masasindaki oyuncak bilgisayar ve cep telefonunun basina geciyordu! Ben kizimin bu calisan anne modeliyle büyümesini cok dogru buluyorum. Cünkü hayat bu ve calismak erkek ve ya kadin olsun herkes icin elzem.
Gurbetteki zamane hatununun en büyük korkusu, günlük planin disina cikan acil bir durumun patlak vermesidir. Cocuklarin da, tam da sizin kendinizi en caresiz hissettiginiz, en de yardimsiz oldugunuz anda hastalanmak gibi bir adetleri vardir, ya da bu sadece bizim evde gecerli! Yine böyle bir günde annemler Istanbul’a yeni dönmüsken, esim mutat is seyahetlerinden birindeyken, bakicimiz Viyana’da degilken ve hatta temizlik de bana yardimci olan hanim bile yokken, Deniz hastalandi! Yogun is tempomda dakika dakika planli yasamaktan baska carem yokken, hasta kuzum ve ben kaldik mi ortada? Allahtan evden calisma olanaginim var, Denizcigi yatirip öpüp sakinletirdikten ve de oyalansin diye maalesef televizyonu actiktan sonra kendimi büroma attim. Bu arada bes dakikada bir yanina kosuyor, öpüp koklayip tekrar ise yetisiyordum. Bu böyle bir süre devam etti. Cok stresli ve zorlu bir görüsmeye girecektim. Söylediklerimi cok iyi tartip, kendimi zor duruma sokmamam gerekiyordu. Deniz’e durumu anlatmistim ve de benim güzel kizim bambi gözleriyle bana bakip, anladigini söylemis bir de kocaman gülümseme hediye etmisti bana! Konusma basladi, tahmin ettigim gibi hararetli ve yüksek tempolu geciyordu. Birden büromun kapisi acildi, Deniz bana bakip, ''Anne, midem bulaniyor'' dedi. Dedi ve odanin ortasina ayaklarimin dibine kusuverdi! Ne yapacagimi bilemeden kalakaldim, saskinligim gecer gecmez telefonu sessize alip, kizimi teselli edip sakinlestirdim. Toplantidan acil mazeret bildirip ciktim. Yeri silip temizledikten sonra günümü girme zorunlulugum olmayan tüm toplantilari iptal edip, girmek zorunda olduklarimi da kucagimda kizimla tamamladim. Cok sükür böyle kabus gibi bir günü sadece bir kere yasadik. Ama böyle zor bir günde insan memleketini cok ariyor. Ya da belki benim hatirladigim memleketimi. Ben de calisan bir annenin cocuguydum ama hep anneanne, babaanne, onlar olmazsa yardima hazir bir komsu teyze vardi bizim yasantimizda. Biri olmasa biri olurdu hep, parka götürecek, hastalandigimda bakacak, tatilde program yapacak. Simdi biz kökü olmayan bir agac olarak gurbette daha zor yasiyoruz gibi geliyor bana. Rüzgarlar daha kuvvetli savuruyor, önümüzde rüzgari kesebilecek bir duvarinin yoklugunu, yayilmaya calistigimiz bahcenin topragina cok da asina olmayisimizimi hep hissederek geciriyoruz günlerimizi.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

