GÜLHAN BROOKE -3
Elimde bir torba dolusu kitapla kütüphaneden çıkarken aklımda(her zamanki gibi)yapılacaklar listesi,yolda uğramam gereken yerlerin akıldan yapılan güzergah haritası,acaba birşey(yine)unutuyor muyum sorularıyla sabırsız adımlarla yürüdüğümü farkedişim önümden yürüyen yaşlıca bayanın bana bakıp ,yolumdan çekilirken yaptığı yorumla oldu. ”Acelen var belli ki,ben çekileyim de sen yoluna devam et”dediğinde,ben de ufak bit gülümsemeyle”Benim her daim acelem vardır”dedim. Bana”Ben de eskiden öyleydim,artık yavaş hareket ediyorum,ama seni de anlıyorum.”dedi.
Arabaya bindiğimde bu sözleri düşünmeden edemedim doğrusu;yaptığım yorum öylece;gayet doğal olarak çıkıvermişti ağzımdan .Doğruydu söylediğim; kendimi sürekli olarak hızla giden bir trenin son vagonunu yakalamaya çalışıyormuş gibi hissedişim uzun zamandır hayat şeklim oluvermişti...
Ben evli ve iki çocuk annesi, çalışan bir hatunum.Günlerim sabah saat 2.30 da yataktan kalkışımla, 10.00-10.30 arası akşam yatağa giriş arasında sürekli bir koşuşturmayla geçiyor.
Aslinda oturup bütün bir günümün açılımını yapayım dedim; bir sayfayı geçti yazdıklarım, bana darallar geldi,sizi de bayıltmayayım diye sildim valla...
Eşimle ortak kararımız üzerine farklı saatlerde çalışmayı seçtik; çocuklarımız evde,sürekli bizim gözetimimizde, bakıcı sorunu olmaksızın büyüsünler istedik.
Eşim eve gelince ben evden çıkıyorum(sabah 3 gibi)O, yatağa gidiyor.Ben eve gelince O biraz daha kestirip kalkıp işe gidiyor(aksam üzeri 5 gibi). Öyle ki bizim evde sürekli birileri uyur diyebiliriz.İmkan olduğunca çalışmadığımız zamanlarda birimiz diğerini yatağa yollayıp çocuklarla ilgileniyor. Şikayet ettiğim sanılmasın; arada bir evde suratsızca gezdiğim olmuyor değil ama; çocukların evde, gerektiğinde birimizi çağırabilecek olmaları bizim için çok önemli.
Öylesine alışmışız ki sürekli birimizin işe gidiyor oluşuna,”arabayı dikkatli kullan “demeye;bazen birimiz diğerine kıyak yapıp uyumaya gönderdiğinde bile “arabayı dikkatli kullan” dediğimiz oluyor...
Malum çağımızın illeti zamansızlık,herkes birşeylere yetişmeye çalışıyor,biryerlere koşuşturuyor,hep geç kaldık,kaçırdık telaşındayız.Benim de bir istisna olmadığım malum..
Bu kadar koşuşturma içinde hayatı kolaylaştırmak için akla hayale gelmiş,yazılmış ne varsa okuyup, uygulamak taraftarıyım...
En sevdiğim şeylerden biri de haftalık yada aylık aile,çocuk,pratik bilgiler dergilerini satın almak(okumak diyemiyorum zira son zamanlarda aldığım her dergi evin malum okuma köşesi olan tuvalete gidiyor ama bir türlü benim elime ulaşamıyor.Kızım(5) herşey gibi; benim olan; o dergilerin de kendisine ait olduğuna hükmedip dilediğince resimlerini inceleyip,gayetle güzel biryerlere tıkıştırıyor.Anlayacağınız bazen elime geçiyor dergiler,birkaç aylık gecikmeyle de olsa)gayet başarılı öneriler oluyor. Benden asla bir Martha Stewart olmaz gerçeği benim azimle bu dergileri satın almamı engellemiyor,birgün mutlaka(?) hepsini okuyacağım...
Şimdi bu dergiler gayet yararlı ve hoş; herşeyi çok kolay göstermeyi nasıl başardıklarıysa takdire şayan –özellikle yemek tariflerimiz dergiyle hiç uyuşmuyor-Yani iki insan (derginin aşçısı ve ben)aynı malzemeleri ve tarifi kullanarak bir yemeği bu kadar mı farklı pişirebilir kardeşim?
Söyledikleri bütün temizlik malzemelerini (toz, cam, yer, tahta, ocaküstü, hava, mikrodalga, buharlı, buharsız, mikrop kırıcı, %99 dezenfekte edici vs.)almış olmak beni o an için rahatlatsa da nedense (hani hep zamanım olunca temizlik yapacağım ,o zaman bütün malzemeler de elimin altında olacak kandırmacası varya)ben bir türlü o bal dök, yala eve sahip olamıyorum.Şimdi bunun beni başarısız kıldığını düşünenlere tavsiyem benim çocukları (çok değil)2 günlüğüne evlerinde misafir etmeleri olacak,saygılarımla...
O kadar da değil dediğinizi duyar gibiyim?!
Yok değil zaten,zaman içinde ben bile bir, iki kolaylık öğrendim-uyguladım.
Çocuk sahibi (olacak)olanlara tavsiyem düdüklü tencere ya patlarsa korkularını yenip, bir tane edinmeleri olacak.
Süper kadın olmaya programlanmış zamanenin en büyük yardımcısı derin dondurucu,mikrodalga ikilisi(çocuklara süt ısıtmak için kullanmayın,kullanacaksanız kaşıkla karıştırıp ağzınızla kontrol etmeden vermeyin,tecrübe konuşuyor,iyi olmuyor..)
Kurutucu tavsıye edilir ,zamanında yakalarsanız,ütü derdiniz yok denecek kadar aza inebilir.
Sebze çorbası yapmayı öğrenmenizin yararları;blendır,süzgeç,buzluk kabı,derin dondurucu torbası kombinasyonuyla yapabilecekleriniz ;sizi bile şaşırtabilir.
Pastel boyayı birtek Mr.Eraser çıkartıyor,bolca edinin derim,duvarlarınızı tekrar boyamak istemiyorsanız eğer.
Evde yoğurt yapmanın hem daha pratik,hem daha hijyenik ve hem de daha ekonomik olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim(Annem bu konuda benimle gurur duyuyor!!)...
Allah bebek bezini icat eden şahıstan razı olsun(Amin!!)tahminleriniz doğru, bunu yapan bir bayan!!!Ama şu özel bebek bezi çöpkutusuna verilen paraya acırım doğrusu(Allah göstermesin eğer özel torbasında bükülmüş kakalı,çişli bezleri kutunun içinde 2 –yazıyla iki-günden fazla bırakırsanız tavsiyem kutuyu açmadan evel tüm aile bireylerini evden çıkartıp,kapıyı,bacayı açıp,solunum yolları için maske,göz yaşarmalarına karşı gözlük takmanız olacak)Alın gözünü sevdiğim plastik alışveriş torbasını,koyun içine,sıkın ağzını hemen en uzak çöpe atın derim...
Devir ekonomi devri ya artık hepimiz ucuzluk kovalayıp,büyük miktarda, kaliteli,iyi fiyatlı malzeme almak derdindeyiz-en azından ben öyleyim ve birçok tanıdığım.Ne zaman kıymada ucuzluk olsa bolca alıp,soğanla kavurup,buzluk kaplarına koyup derin dondurucuya atıyorum.Konserveyi açmakla ,kıymayla salçayı buluşturmak arası 35-40 dakikada gayet sağlıklı yemek hazır oluveriyor.
Dergilerden bahsederken, bahsetmeden geçemiyeceğim bir şey var ki ,o da verdikleri diğer yararlı bilgiler.Yoksa siz hala kahvenin sadece içmek için olmadığını,telvesini üst bacak bölgesine sürerseniz selülitlere de iyi geldiğini okumadınız mı?!
Yumurtayı sadece yemiyor çiğini arada bir saçınıza da sürüyorsunuz alın size saç bakımı.
Eskiden saçımızın rengini açmak için kullandığımız papatyayı da artık çay yapıp içiyoruz ya(sakinleştiriyormuş,diyorlar)En son TV da Perran Kutman söyledi annesi çayı sadece içmez yüzünü de silermiş;renk versin,temizlesin diye...Ama yine de benim favorim(doğruluğu ispatlanmıştır)içine tuzlu su,sarımsak,salatalık,hatta bazen şeker yada reçel koyup ;balıkla değil (bayat balıkla yenirse zehirlermiş ya)ama bayat balık zehirlenmelerinden sonra panzehir olarak;yediğimiz,tüm dünyaya gururla tanıttığımız,medar-ı iftarımız yoğurdu; ilaç hesabına,arada bir; bir,iki kaşık da vücudumuzun güney bölgesine,münasip bir yerimize tabir-i caizse; akıntıya karşı şifa niyetine sürmemizi tavsiye ediyor doktorlar,dergiler de bunu yazıyor.
Hayır kafayı dergilerle bozmadım,yoksa yorgunluğun ya da kilo verememenin 15 farklı hastalığın belirtisi olabileceğini yazdıklarında herbiri için başka bir doktora koşuyor olmam gerekirdi değil mi?
Eskiden gayetle yetişkin muhabbetleri yapabildiğiniz iş ortamında çocuk sonrası bir bocalama dönemi geçirmek gayet doğal.Çalışan kadın kimliğinizin önüne; çalışan eş-anne sıfatı da ekleniyor.
Oğlumuz doğduğunda eşimle aynı işyerinde,aynı saatlerde çalışıp,evde nöbetleşe uyuyor,çocuk bakıyorduk,işe giderken oğlanı bir arkadaşımızın eşine bırakıyor,sabah erkenden gidip alıyorduk.Insanların anlayamadığı neden iş yerindeki dinlenme zamanlarını da beraber geçirmek istediğimizdi.” Sıkılmıyor musunuz birbirinizden?”diye soruyorlardı,ne bilsinler birbirimizin yüzünü sadece o saatlerde görebildiğimizi.
Hani iş yerlerinde(lütfen yanlış anlaşılmasın)bazen lüzumsuz,tabir-i caizse boktan muhabbetler döner ya,çocuk doğduktan sonraki uzunca bir müddet bizim muhabbetimizin ilk bölümü hep bok üzerine oluyordu,oğlan kaç kere kakasını yaptı,katı mıydı?sıvı mıydı?kaç bez değiştirdin gibi sorularımız arkadaşlarımızı bayıltıyordu denebilir...
Çocuklar büyüdükçe konular şekil değiştiriyor, ama genelde dönüp,dolaşıp yine çocuklara geliyor.Bir anda fark ediyorsunuz ki siz artık farklı bir gruba üye olmuş,farklı bir lisan konuşuyorsunuz;bu bazen soyutlanmanıza sebep oluyor ortamdan, bazen de tam ortasına düşmenize muhabbetin.Lütfen demediği için yemekte iş arkadaşıma tuzluğu uzatmadığım gün;bir de üstüne üstlük”Birşey demeyi unutmadın mı?”diye bir de fırça çektiğimin farkına vardığım da bayağı utanmıştım.
Zaman herşeyin ilacı,herşeye uyum sağlıyorsunuz zamanla.Kız çocuğu olmayı öğrendiğiniz gibi,çalışan kadın-eş-anne olmayı da öğreniyorsunuz.Biraz tökezleyip,birkaç pot kırdıktan sonra ,dönüp buna gülmeyi de öğreniyorsunuz.
Hani koşu bantında aheste,beste yürürken biraz hızlanayım moduna girersiniz de ,hız düğmesine basayım derken,en hızlı düğmesine basarsınız ya;bant biranda acayip hızlanır,banttan atlamak aklınıza gelmez,ne olduğunuzu şaşırıp,uyum sağlamakiçin debelenir,ha babam koşarsınız ya...işte hayat bazen öyle hissettiriyor kendisini zamaneye(en azından bu zamaneye)
Günün 25 saate çıkartılması için bir referandum yapılırsa yazıverin benim de adımı lütfen.
Malum...
Banttan atlıyamıyorum ama yetişmek de gitgide zorlaşıyor;nefesim kesilmek üzere gibi hissediyorum bazen.Biri bana şu yavaş düğmesini gösterse diyorum.
İyi koşular...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Teşekkürler
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.