Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Nereden Başlasam, Nasıl Anlatsam?
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Nereden Başlasam, Nasıl Anlatsam?

e-Posta Yazdır

MÜGE OGRUNC 

Ben ne uc cocuklu bir ev hanimiyim, ne de sirket sahibi cok basarili bir is kadini. Ben bir bilim kadiniyim. “O da ne demek?” diye sorarsaniz, izin verirseniz aciklamaya calisayim. Hucre bebekleri olan, her haftasonu onlara bakmaya, hatta gece yarilarina dek deneylerini bitirmek icin ugrasip didinen bir laboratuvar insani. Yeteri kadar acik olmadiysa bir de sunu deneyelim: Avrupa’nin belli basli kanser arastirma merkezlerinden birinde calisiyorum. Insan vucudundaki hucrelerin DNAlarini onarmak icin detayli olarak hangi mekanizmalari kullandiklarini ogrenmeye calisiyorum. Cok mu teorik oldu? Aman bana ne yahu sen ne yapiyorsan yap, git onlari bilimsel yayinlarinda anlat isteyen okusun, daha fazla bayma beni diyenlerdenseniz, o zaman sizinle belki de bir kadin olmanin bu meslekteki dayanilmaz hafifligi uzerine dertlesebiliriz.

Geriye donup baktigimda dusunuyorum da eskiden sanki daha bir sert mizacli daha bir feminist daha bir hayal perest vesaire vesaire (ozetle bu liste uzar gider boyle) bir insandim. Ama, sanirim egri oturup dogru konusmak gerekirse ben o zamanlar daha bir toy daha bir naivmisim. Insan tecrube edindikce, eger biraz olsun bunlardan ders alabiliyorsa, sanki daha bir iliman oluyor. Iklimler gibi yaz kis yerine hep baharlari yasamayi tercih ediyorsunuz. Az hirsli ya da daha az heyecanli degil, ama daha bir pratik! Hayatin kisa oldugunun mu farkina variyoruz sanki birden bire gecen yillara bakarak.


Neredeyse onuc yil once ciktigim yolda yirmiiki yasinda diplomasini Bogazici Universitesi Molekuler Biyoloji ve Genetik bolumunden on gun once almis bir mezun olarak Amerika’ya doktoraya gitmemle basliyor benim maceram. Daha once evin tek kizi olan ve ic camasirlari bile utulenip gardrobuna hazir bir sekilde birakilan ben birden bire kendimi hizlandirilmis bir kursta buluyorum. Hayatta tek basina ayakta kalma ve mutlu olma kursu! Once patlicanli karni yarik yapmasini ogreniyorum evin mutfak sefi anneannemden. Sanki guzelim patlicanlarimizdan bulabilecegim gittigim Kuzey Karolina’daki Chapel Hill’de. Ama, ister inanin ister inanmayim, buluyorum- Japon patlicani diye satiliyorlar organik marketlerde. Ayni tad ve gorunumde pisirebiliyorsunuz onlari. Derken, Ingiliz gurme yazari Nigella Lawson’in “How to be a domestic Goddess” (Nasil Evine Bagli Bir Tanrica Olunur) kitabindan labdan getirdigim steril 50ml lik plastik pipetlerle lahmacun partileri bile yaptim. Yiyenler gunu gelir de bir restoran acarsam malzeme bollugu ve kalitesinden kesin batacagimi, ama ozel misafirlerimi her lahmacun krizim de mutlaka memnun edecegimi soylediler. Hatta, bir sonraki icin simdiden yer ayirttiklarini israrla belirttiler.

Iki yayinimi patlatip doktorami bitirdikten sonra beni bir yol ayirimi bekliyordu. Amerika’da tamam mi devam mi diye. Herkesin ayila bayila geldigi ve kalip vatandasi olmak icin turlu yollara basvurdugu bu buyulu kita beni malesef o kadar da cok etkilemedi. Avrupa Birligi’ne girmememiz icin belki binbir turlu neden bulan Avrupa Konseyi’nin ve belirli bir yuzdedeki radikal irkci toplumunun aksine Amerika, bana aslinda benim ne kadar Avrupali oldugumu gosterdi. Simdi yanlis anlasilmasin, Amerika’nin da sevdigim ozledigim yanlari var, ama ne teknoloji ne de isik hizinda ilerleyen kolay sistemleri bir turlu yuzyillarin yogurdugu kulturun yerini tutamiyor. Tutmaya calissa bile hep bir yerlerde birseyler eksik kaliyor. Ben hayatin hep secimlerden orulu olduguna inanan bir insan olarak, o zaman Avrupa’ ya geri goc yapip bilimle burada ugrasmanin kisisel acidan daha iyi olacagini dusundum. Su an sorsaniz, yine aynisini yaparim, ama biraz farkliliklarla.

Iste, simdi gelelim o farklara. Bizim meslekte merdivenleri tirmanmak bayagi yavas ilerliyor. Aslinda, muthis hizli bir tempoda calisiyoruz. Ama, deneylerin yayin haline gelmesi yillar alabiliyor. Yayininiz olmadan da istediginiz kadar iyi bir arastirmaci olun kimse sizin suratiniza dahi bakmiyor, en azindan akademik ortamda. Bu nedenle, gercekten goz kamastiracak bir oz gecmisinizin olmasi icin sizin hic ama hic hata yapmamaniz gerekiyor- buna bilincsiz hatalar da dahil! Bunun disinda, bu meslegi ben biraz usta-cirak iliskisine benzetiyorum. Cunku, yer aldiginiz her projede kendi labinizi kurana dek bir danismana bagli olarak calisiyorsunuz. Bu insanin ne kadar tecrubeli, ne kadar egolu ve ne kadar yapici ya da bencil olmasi da sizi, projenizi ve bazen geleceginizi etkileyebiliyor. Tabii tum bunlari ben su anda takdir edebiliyorum. Yeni doktorasini savunmus yirmisekiz yasindaki biri olarak tek dusundugunuz Avrupa’nin hangi sehrinde, ne kadar iyi bir projede ya da ne kadar cok yayini olan birine calisacagimdi.

Gelelim, eski kitaya donus hikayesinin ilk ayagina. Zurih’de gecirdigim onbes ay icerisinde danismanimin iki cocuk dogurmasi sonrasinda bir baska sey daha etkedim listeme- Asla kirkina merdiven dayamis henuz cocuk yapmamis bir kadin icin calismadan onun ozel yasamina dair planlarini sormayi unutma! Yoksa, gecirdigin onbes ay boyunca hormonlara ve sabah bulantilarina dayali bir iletisiminiz olur.

Avrupa’da ikinci duragim ise isiklar sehri Paris’ti! Neredeyse dort yil icerisinde cok sey gordum ogrendim. Bence meshur televizyon programi “Survivor”’in cekimleri icin insanlari issiz adalara atmak yerine benim gibi on kelime Fransizca haznesi ve laboratuvarda yapilmasi gereken binbir turlu islerle Paris’e yerlestirsinler. Iste, o zaman belki de dogada verilen olum kalim savasinin benzerini sehrin gobeginde her gun farkli sekillerde vermek zorunda oldugumuzu da kanitlamis oluruz herkese. Sadece Fransizca’yi ogrenmekle kalmadim, 9 santimetrelik topuklu ayakkabilarla metro merdivenlerinden inip cikmayi, labda kot yerine kumas pantolanlari leke yapmadan giymeyi, ulkemle ilgili her turlu politik, siyasi, ekonomik konularda kimseyle kavga etmeden tartismayi ve beyaz tenli sarisin egitimli turk insanlarin da yeryuzunde varoldugunu kendimce kanitladim. Uc cocuklu annemden alti yas kucuk bayan danismanim ise saclarima kiyafetlerime iltifat etmenin disinda, ne deneylerime yardimci oldu, ne de yaptiklarimi derinlemesine anlamaya calisti. Taa ki, ben Singapur’da arastirma merkezi olan cok onemli bir Amerikan ilac firmasindan yabana atilmayacak bir is teklifi alana dek.

Bense para hersey degil diyerek Singapur’u rafa kaldirdim. Su an Moda sehri Milano’da ne moda olan ne de modayla alakasi olan bir isle mesgulum! Ama, inanin hergun uyumlu giyim ve bakimli olma zorunlugunu daha evden adimimi attigim andan itibaren hissediyorum. Paris’te hasret kaldigim gunesi belki de fazlasiyla goruyorum. Son gittigim estetisyen eger yuzumun cillerle kaplamasini istemiyorsam, gunese karsi 40 korumali kremi ihmal etmemem gerektigini defalarca tembihledi. Yedigim makarna ve pizza nedeniyle artan karbonhidratli kalorileri Paris’ten alistigim ve esiri oldugum tatlilardan vazgecerek dengelemeye calisiyorum. Yine cook ama cok calisiyorum. Guzel sonuclar yakaladigim projemi tamamlamaya gayret ederken dorduncu yabanci dilimi pekistiriyorum. Trene atlayip her Paris’e gittigimde de sehri avucumun ici gibi bilmek, insanlarla onlarin anadilinde konusabilmek acikcasi bana muthis keyif veriyor.

Iyi de peki kizim, sen bunlarin disinda ne buluslar yaptin, neler basardin diye soracak olursaniz! En buyuk bulusumu henuz yapmadim, ama hergun cok heyecanli deneyler yapiyorum. Bir bilim insani olmanin en zor yanlarindan birisi beyninizi hicbir zaman radyo ya da televizyon dugmesine bastiginizda oldugu gibi kapatamamaktir. Isteseniz bile yataga kafayi koydugunuzda pur dikkat gun boyu yaptiginiz seylerde hata bulursunuz. Gece uyumak yerine pijamalarla laboratuvarin kapisina dayanip herseyi sil bastan daha dogru daha kontrollu yapmak istersiniz. Her projeye ilk kez yeniden asik oluyormus gibi baglanirsiniz, o tutkuyla gece gunduz demeden calisirsiniz.

Doktoram sirasinda tez danismanim, sanirim sosyal yasamla is arasi yasadigim gel-gitlerden ya da erkek arkadaslarimin cikmamizin ikinci gunu benden istedikleri gibi bir ev hanimi olmayacagina karar vermelerinden oturu duydugum uzuntuyu sezinleyip bana soyle demisti: ”Kizim bizim hayatimiz normal degil, o nedenle normal insanlarla karsilastiramazsin. Boyle bir hayati da sakin ha normal yasamaya calisma, cunku olmaz!”. Belki, yillar sonra simdi goruyorum ki dogru soylemis. O nedenle, ben kendimi hep kendi hedeflerim, kendi ideallerime yakinligimla karsilastirdim. Hayatim boyunca siradisi olmak isteyen ben bile bazen alternatif olmanin ne kadar emek gerektirdigini velhasil sonunda anladim.

Bence hayatta en zor olani insanin kendini tanimasi, kendi limitlerinin ve yeteneklerinin farkina varmasi. Ve bunlari algiladigi zamanda var olandan kendini mutlu edebilecek bir dunya yaratmasi. Cunku, o zaman kendinizle barisiyor, cevrenizdekilere de o orantida sevgiyle yaklasiyorsunuz.

Kadin olmanin belki de zor oldugu bir dunya da limitleri bir bir asiyoruz. Ama, sunu asla unutmamaliyiz, kadin olmak ozel bir olgu. Onu doyasiya yasayalim, yasatalim. Birbirimize haset, kin ve turlu oyunlarla degil de sevgi ve saygiyla yaklasalim. Birbirimizin kuyusunu mumkunse kazmayalim. Cunku, o zaman dunya daha yasanilasi bir mekan olacak. Bahsettim mi bilmiyorum, ama su anki patronum bir erkek. Ama, ileride ben patron olunca yasadigim olumsuzluklari baskalarina yasatmamaya calisacagim. Otuzbesime iki gun saydigim su siralar da kendimi bir astronot gibi hissediyorum. Hani, uzaya gidenler iki gun gecmis gibi zanneder oysa siz dunya da iki asir devirirsiniz ya. Iste, bu da oyle birsey! Yasimin aritmetigi ile benim ne bedenim (tahtaya vuralim, tak tak!), ne ruhum ayni fikirde. Kalan zamanimi da benim gibi dusunen insanlarin olusturdugu insanlarin cevresinde gecirmeyi planliyorum. Belki, yaptigim deneylerle insan omrunu de uzatabilirim. Kim bilir?

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile