Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » 4 nefeslik KOCAMAN 1(!) hayat
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 17
ZayıfEn iyi 

4 nefeslik KOCAMAN 1(!) hayat

e-Posta Yazdır

GÜLİN KILINÇ GÖKPINAR GÜLİN KILINÇ GÖKPINAR

‘Sade bir hayatın sade bir hikayesi olur’ diye başlar benim hikayem... yoğun tempoyu sakinliğin içine harmanlayarak, dingin hale getirerek yaşanır büyük şehrin ardından küçük şirin bir kasabada yeniden başlayan hayat... Yıllarını işine yetişebilmek için yoğun trafiklerde geçirmiş şehirli bir kadın için yeniden dirilmek belki de... Kimbilir belki de yıllar önce sorulduğunda hiç tarzım olmayan bir yaşama yelken açmak,veyahut şairin dediği gibi ‘kızgın kumlardan serin sulara atlamak ...’

Pek çok kişinin hayallerinde yaşattığı ve belki de birçoğunun hayatlarında en fazla bir kez bulunma şanslarının olabileceği bu tatil beldesinde, Alaçatı’ da yaz kış yaşamak...

Büyük şehirde geçirdiğim yılların ardından inzivaya çekilmek, kafa dinlemek için hayatın bana ve aileme bahşettiği en değerli hediyelerden biridir aslında...

10 yılını İngilizce öğretmenliğine ve eğitim alanında gerçekleştirilen birçok proje çalışmasına adamış 32 yaşlarında bir bayanım ben. Geniş pencereleri yemyeşil bir bahçeye bakan yatak odamda her sabah bir saat zili çalar... yazın farklı kışın farklı saatlerde... Sabah duşunda gelirim kendime, önce ılık, sonra soğuk su ile... Ardından asla ihmal etmediğim kremlerimi sürer ve şımartırım bedenimi... Bu kremlerin bazılarını evde doğal yollarla kendim hazırlarım... Ayva çekirdeği’nden elde ettiğim jelin, ya da salatalık maskelerimin yerini hiçbir kozmetik ürün tutamaz mesela.


Eylül ayının gelmesiyle birlikte en erken saatlerde kalkar, ilkokula giden oğlum için mutfakta mutluluk tıkırtıları başlatırım. İki dilim ekmeğin arasına konan peynirle sevgimi de veririm ona... Sütünü de vermeyi ihmal etmem elbette...

 

Patlak mavi gözlü mırıldanan bir siyam kedisi rahat vermez bize. ‘aqua marine gözlü kuzuuum...’ diye severim onun sıcak bedenini... Bana yeni güne başlamak için bambaşka taptaze bir enerji geçer ondan; sevgi dolu hırıltıları terapi gibi gelir. Onun kahvaltısını da verdikten sonra odama çıkar hazırlanırım hızlı adımlarla, ama asla baştan savma değil... Akşamdan hazırdır zaten o gün giyeceklerim kemerinden ayakkabısına, takısından rujuna kadar... Zorlanmış şıklık değildir benimki... Telaşlı hiç değil... Yüzümde hiç makyaj yok gibidir, hafif bir rimel ve allıktan öte...

Çıkarız evden oğlum ve ben uygun adım marş edalarında...  Arabamızla Alaçatı’ nın dar sokaklarından zar zor geçer ve ulaştırırım oğlumu okuluna. Sonra kendimi anne rolünden başka bir role büründürür ve öğrencilerimin karşısına çıkarım en sade en yalın en öğretici halimle... Onlara önce sevmeyi öğütlerim... Önce kendilerini, sonra o okulda olabilme ayrıcalıklarını ve elbette ki her gün yenilenmeyi, yeni bir şeyler öğrenmeyi... Dışarıdan bakıldığında tatili bol kolay bir meslek gibi görünür öğretmenlik ama özünde en özverili olunması gereken, dünyanın en zor mesleğidir. Birkaç saatlik derste birkaç günlük enerji bile sarf ettiğiniz olur... Ama yine de güzeldir, her şeyden de özeldir birine -üstelik de tek şansı okumak olan birine- bir şeyler öğretmek... Dikensiz gül olur mu hiç? Ben bu aşkla büyüdüm yetiştim ve işlemez asla bana bu dikenler...

Öğle paydosu geldiğinde evimde alırım soluğu... Oğlum da gelmiştir. Sevgili eşimin bizler için hazırladığı enfes yemekleri yer, kış mevsiminde isek yanan şöminemizde ısıtırız ellerimizi taa ki okul saatimiz gelene dek. Akşamüstü eve döndüğümüzde ise bisikletlerimize biner Alaçatı’ yı her gün yeniden keşfe dalarız... Yol kenarlarında açmış papatyaları toplarız bahar aylarında, evimize döndüğümüzde kurutmak için... Yakınlarımızda bulunan çiftliklerden gelen tezek kokuları birçok kişi için kabus olabilirken bizim için doğayla iç içe yaşadığımızın bir habercisi ve müjdecisidir... Biz bundan hiç rahatsız olmayız...

Evimize döndüğümüzde duşumuzu alır ve günün yorgunluğunu atarız sular seller ile . Aralık ayının başına kadar bahçemize hazırlarız akşam yemeğimizi... Dayanabildiğimiz kadar dayanırız soğuğa. Bunun bizi dinçleştireceğine ve direncimizi arttıracağına inanırız. Akşam saatlerinde taze sütümüzü almaya gideriz yakınımızdaki o çiflikten. Eve gelir bir güzel kaynatırım onu. Hepimize birer bardak mis kokulu taptaze sütten koyarım. Minik siyamımızı da unutmam. Ben unutsam da o unutturmaz kendini zaten, mırıl mırıl sesleriyle paçalarıma dolanarak... Bazı geceler teleskopumuzla izleriz yıldızları ve gökyüzünün derin karanlığını...

Anne ve eş rolünü üstlendiğim sıcak yuvamda bir diğer rolüm olan öğretmenliğim de bakidir, asla unutmam öğrencilerime karşı olan sorumluluklarımı... Onlara sonraki günler için hazırlıklar yaparım oğlum ödevlerini yapar, eşim gündemin nabzını tutarken... Oğlumuz uyuduğunda sohbet etme fırsatı buluruz eşimle baş başa... Bazen ters düşeriz bazı konularda her çift gibi... Bir fincan kahvede son bulur dargınlıklar, kızgınlıklar... Biz sevgimizi, kahkahamızı katık ederiz kahvemize bitter çikolata yerine... Yatmadan önce rutin bakımlarımı yapmayı ve birkaç sayfa kitap okumayı da asla ihmal etmem... Tüm bu bakımlar eşime son derece anlamsız ve gereksiz gelse de ben ısrarla devam ederim kendimle ilgilenmeye ve kendimi çok sevmeye...

Hafta sonları Alaçatı bir başka olur, bir başka güzeldir havasıyla, dillere ve gönüllere destan pazarıyla...  taptaze sebze ve meyvelerin olduğu o ünlü Alaçatı pazarı’ ndan sebepleniriz biz de... Yaz aylarında kış için sebze atarım derin dondurucuya, her mevsim doğal ve hormonsuz bir şekilde besleyebilmek için ailemizi... Ve topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirip giyinip süslenip işime gittiğimde kimseler anlayamaz benim yarım saat önce salçalar yaptığımı, sütler kaynatıp yoğurtlar mayaladığımı...  Bayatlamış ekmekleri bahçemize gelen kuşlar yesin diye avluya ufaladığımı ...

Yaz ayları geldiğinde herkes sevinirken tatil geliyor diye bizde öyle bir duygu olmaz. Çünkü eşimin mesleği turizmcilik olduğu için yaz tatili diye bir kavram yoktur bizde... Ben de eş durumu nedeniyle ikinci mağazamızın açılmasını müteakip, kendimi turizm sahnesinin perde arkasında, yani mutfağında bulurum... Yaz gelince sabahları çalan saat susmaz yine, sadece zamanı değişir...  Daha geç kalkmamız masumane tarafı olsa da sabaha karşı mağazalarımızı kapatıp eve gelmemiz de işin zorluğunu anlatan taraftır... 7 yaşındaki oğlumuz da bizimle aynı tempoda yaşamak zorundadır. Ama biz bu yoğun tempoyu onun için olumlu ve verimli hale getirmeye çalışırız. Mağazalarımızda onun uzanabileceği, dinlenebileceği ya da ders çalışabileceği konforlu bir koltuk bulundururuz. Gün ortasında da denize götürür babası kendi dinlenme zamanından çalarak... Kış aylarının temposunu özler oluruz yaz ortalarına doğru. Yorgun yaz mevsimi biterken yaz kış dur durak bilmeden hem evde hem işte çalışan bir bayan olarak kendime hayattan sadece bir tek an çalmak isterim... Büyük şehirlerde bıraktığım dostlarımı görmek ve onlarla uzun sohbetler yapmak isterim, ya da bitmekte olan dermo kozmetik ürünlerimi tamamlamak üzere alışveriş yapmak isterim kendini seven her kadın gibi... Sevgili eşim, hayat arkadaşım bana her anlamda destek olduğu gibi bu duygusal ihtiyaçlarımı da anlayışla karşılar... Kah bireysel olarak kah aile ruhuyla yenileniriz zaman zaman... Kendimize ait nefes alma alanlarımız olduğu gibi birlikte de birçok şeyi paylaşabilen, birlikte çalışıp birlikte kazanan, hayata omuz omuza birlikte tutunan minik siyam kedili ve dünyalar tatlısı bir oğula sahip olan 4 nefeslik KOCAMAN bir aileyiz biz...

Her günümüz birbirine benzer görünse de hiç biri bir diğerinin aynısı değildir aslında... Her şeyden öte biz her geçen gün birbirimizi daha çok sevmeye kodlanmış olarak yaşarız. Birimize en ufak bir şey olsa en derinimizde yaşarız hüznümüzü... Kış aylarında da hastalık pek uğramaz bizim bahçemizden içeri... Çünkü doğal şeylerle beslenir asla sağlıksız besinler bulundurmayız evimizde. Öksürüğümüzü balla kesmeyi de, kesilen ya da yaralanan bir yerimiz olduğunda biberiye yağı ile iyileştirmeyi de biliriz biz... Evimizde 24 saat bir lokman hekim yaşar... O da sevgili EŞİM’ dir... Dört mevsim yoğun bir tempoda çalışıyor olsak da birbirimizi asla ihmal etmeyiz. Bahçe kapısının ardı ve içerdeki olmak üzere iki dünya vardır bizim için... Kapımızı kapadığımızda her şey biter dış dünyaya ait ne varsa; cennetimizdir yaşadığımız 4 nefeslik KOCAMAN hayat...

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile