DUYGU KIYMAZASLAN
Değil nerden geldiği, kimlerden olduğu, kendisini bile yeterince tanımadığı, sabahın 5’inde evden çıkıpta, zamanın devrimcilik olayları sebebiyle uzun dönem büyük zorluklar yaşayan ve daha sonrasında akıbiyeti belli olmayan müteahhit bir babanın kızıydım.
Sırf “babam istedi” diye istemediği biriyle evlenmek zorunda kalan bir kadının, o gizemli adama verdiği 2. armağandım. Ansızın şizofreni olan bu annenin bebeğiydim de ayrıca...
Çaresizliğin sonucunda anane ve dedesinin yanına büyümek zorunda kalan bir torundum...
Muhtemelen içinde mutlu anlarında olduğu, ancak hatırlamak istemediğim bir geçmişe sahip, hayatın olgunlaştırdığı zihnimle o küçücük dünyaya daha büyük hayaller, daha büyük hedefler sığdırmaya çalışan bir çocuktum ben...
Sebepsiz yere çıkan, belki de sadece benim sebebini bilmediğim anne baba kavgalarında benliğini arayan, kişiliğini oturtmaya çalışan bir bireydim bu ailede. Bu kavgaların içinde bir çığlıktı sessizliğim. Ders çalışmaya çalışırken, aslında farkında değildim hayatın bana büyük dersler verdiğinin. Hayat bilgisi okulda öğretilenden çok daha farklıymış meğer diye düşünürdüm zaman zaman. Aslında zeki ama tembeldim. Dersler mi ağırdı? Yoksa yaşamak zorunda olma çabam mı? Tembelleştiren, sizce hangisiydi? Okula giderken teneffüs arasında arkadaşlarım ile hangi oyunu oynasam değildi beynimdeki tek düşünce. Eve döndüğüm de beni bekleyen sorumluluklarımdı beynimin çoğunu meşgul eden. Yani sadece bunu düşünmeye hakkı olan bir öğrenciydim hep...
Aynı koşullar altında ilkokul, ortaokul ve lise...
Maddi sıkıntıların doğurduğu olumsuzluklardan biriydi eğitimime devam edememek. Küçük bir ilçede iş bulamama sıkıntısıydı beni farklı çabalara sürükleyen. Aile giderlerinin bir kısmını olsun karşılayabilmek için zenginlerin tarlalarında, üzüm bağlarında sürünmekti kaderim. Hayatımı kazanmaya, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, herkes için bir işçiydim sadece...
Rastlantı sonucu tanıştığım, esasında hayatımı değiştireceğinin bile farkında olmadığım bir asker ile arkadaş oldum o dönemde. (Mehmet. Canım arkadaşım). Hayatımı değiştirmek için bir başlangıç olacağını düşündüğü çok olumlu önerilerde bulundu. Kafamı karıştırmıştı. Farkındaydım.
Hayatımı kazanmaya çalışmanın ilk adımı demiştim ya. Her gün gittiğim tarlalar için. İşte onların birinde olduğum bir gün, düşündüm;
- Şöyle parmaklarımı bir şıklatsam ve “güm”. Başka bir yerde bulsam kendimi. Başka bir şehir, başka bir iş, başka bir hayat. Her şey bambaşka olsa.
“İyi bir fikir. Neden olmasın” diye yanıtladım beynimde geçen soruyu. Ve yaptım. Annesinden habersiz İstanbul’a çıkıp gelen bir kaçaktım artık. İstanbul’a gelmemi istemiyordu çünkü.
Neden? Onuda bilmiyordum. Muhtemelen her annenin düşündüğü gibi, evladının yakınında olmasını istmekti. Bana göre; onun hayali “kasabadan biriyle evlensin, bana yakın olsun ve her istediğimde görebileyim” di. Fakat benim istediğim bu değildi. Hayalimdeki dünya bunlardan kurulu değildi işte. Daha fazlası... Kendim için, hedeflerim için... İstanbul da teyzelerim vardı güvendiğim, kapım vardı gidebileceğim. Kim bilir belki de buna güvendim ve bu kadar cesaretli oldum. Başka bir evde, başka bir ailede, başka bir şehirde. 0 çizgisinde bekleyen bir yeğendim...
İstanbul da birkaç deneme yaptım İş bulup çalışmaya başladım. Ürkektim liseden yeni mezun olmuş 18 yaşını bile doldurmamıştım... İş denemelerim olumsuz sonuçlandı. Hayatımda hiç karşılaşmadığım şeylerle karşılaşıyordum. İstediklerim bunlar değildi. Severek yapabileceğim bir iş istiyordum. Pes etmedim. Başka bir şey yapmalıydım. Aklıma Akhisar da tanıştığım asker olan arkadaşım geldi. Evet! onu arayabilirdim. Söylemişti çünkü “İstanbul’a gelirsen mutlaka ara” demişti. Aramalıydım. Denemeliydim şansını. Belki de...
Aradım neticede. Bu sayede mağazacılık sektörüne kasa sorumlusu olarak adım atarak başladım. İlk iş başı yaptığım gün, işte bu, istediğim buydu... dedim. Ve o gün bu sektörde uzun süre olacağımı hissettim.
Kısa bir sürede kendimi fark ettirmeyi başardım. İyi ve başarılı bir yöneticiye sahiptim. Kimi zaman ağabim, kimi zaman babam, arkadaşım vs... birçok kişinin yerini doldurabilecek biriydi sanki işte. Kendimde iyi bir satıcı, çalışkan bir eleman, söz dinleyen bir çalışan, pes etmeyen bir rakip, hızlı hızlı gelişmeye başlayan bir kişilik olmuştum...
Geliştikçe kabul etmemeye başladım bulunduğum yeri. Daha yukarıda, daha yukarıda olmalıydım. Ama adım adım. Onunda farkındaydım. Basamakları teker teker çıkmalıydım. Bir süre daha razı oldum kaderime. Öğrendim ama öğrenmeye de devam ettim el altından. Çok azimli biri oldum... Yönetim tarafından zamanı geldi diye düşünüldüğünde de aynı şirketimde müdür yardımcısı oldum.
Bu görevimi devam ettirirken beklemediğim bir şey oldu. Aniden bir karar aldım ve evlendim. Hem iyi bir eş oldum, hem de iyi bir eş sahibi. Kendi evim oldu. Kendi anahtarım, kendi mutfağım. Her şey kendimindi artık.
Mutlu bir evlilik, iyi bir yöneticilik sürdürme çabasındayken farklı bir heyecana büründüm. Daha köklü bir noktada mağaza müdürlüğü görevini aldım çok geçmeden. Bu heyecana alışamadan tamamen farklı bir şey daha geldi başıma. Bu ne iş tutkusuna benziyordu, nede kariyer hedefine. Anne olacaktım. Günler aylar geçti, derken anne oldum.
Ama sadece 2 ay geçirebildim dolu dolu oğlumla. Çalışmalıydım. Hedefim vardı çünkü. Hakkından gelemediğim bir azmim vardı. Bırakmak zorunda kaldım evladımı başka kucaklara. Hiç olmadığı kadar fedakâr da oldum bu sayede.
Belki üzülüyor, zaman zaman her çalışan anne gibi hüzünleniyordum istemeden. Haksızda sayılmazdım. Çok küçüktü, bana ihtiyacı vardı. Anneliğin tadını bile çıkaramadım doya doya... Her şey onun içindi aslında. İleride benim yaşadığım çocukluğu yaşamaması için ve o sıkıntılarla karşılaşmaması için
Şimdi ise hedefin nedir? Derseniz... sekiz yılımı geçirdiğim moda perakendeciliği sektöründe devam ediyorum. Bundan sonrası da böyle devam edecek. Çünkü eşime nasıl âşıksam, mesleğime de o kadar aşığım. Çok severek ve keyif alarak yapıyorum. Evet, bugün mağaza müdürüyüm ve yolun çok başındayım. Ama biliyorum ileride üst düzey yöneticiler arasında yer alacağım. Bunun için gelişimime ve eğitimime çok önem veriyorum. Herkesin hayallerinin peşinden gitmesini istiyorum. Zor bir ailede büyüyen bir çocuk olarak ben bunu başardım.
Evet, kaderi Allah yazar ama insanın beyniyle yönlendireceği seçeneklerde sunar. Ve ben kaderimin bu kısmını kendim çizdim. Onun beni ezmesine, onun beni mahkûm etmesine izin vermedim. Bir bir ulaşıyorum hayattan istediklerime. Saklı aşkmış bu bendeki. Hani insan aşık olurda her şeyi yaparya aşkı için. Bende öyle yaptım.
Aşklarım oğlum ve eşim. Saklı aşkım işim. Üçünede sahibim artık.
İşte benim hikâyemde kısaca böyle.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
tebrik ederim gerçekten tüm içtenliğimle...
başarılar ..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.