PINAR SEZGİN
Siyaset kavramı karşısında hissettiğim coşku ve heyecanın kelimelerle ifadesinin mümkün olmayacağını belirterek ve artık farklı sözler duymak isteyen, somut icralar görmeyi bekleyen, öngören insanlardan biri olmanın ayrıcalığının farkındalığı ile bu açıdan bakabilmenin ve o açıya karşı güçlü inancıma karşılık; cesur yüreğimi kutluyorum izninizle öncelikle.
(“Sen değil başkaları seni kutlasın bırak” derseniz; “hayır” yanıtını alırsınız benden. Önce ben kendimi kutlarım, sonra kutlamak isteyen olursa paşa gönülleri nasıl isterlerse kutlarlar. Kimse kimseyi durup dururken kutlamıyor bu devirde, kutlamakta pek istemiyorlar. Üretmedikçe tartışılmaz, hareketsizliğe karşı bir hareket gelmez bizim memlekette, bunu öğrendim. ( Henüz 28 imdeyim ben) Bazı şeyleri çok erken öğrendim.
Anlayışınıza ve hoşgörünüze sığınarak paylaşmak istediğim şeyler doğru ve engel olamayacağım; zira herşeyin farkında olarak, bunun da ötesinde Ata'sına, ahde vefasını göstermek isteyen bir Türk Genci/Türk Zamane Hatunu olarak siyasetle sesimi duyurmak, büyütmek istediğim, inandığım; T.C. temelli ortak değerlerin ışığında artık görev almaya, alınan görevleri paylaşmaya karar verdim. Bu uğurda yapacaklarım bu yolda boynumun borcudur, onurum, gururumdur. Böyle de olacaktır.
Halkın içinde yaşayıp, halkın nabzını duyan, seslerine kulak verip, dikkate alan biri olarak; millete hakkıyla hizmet edecek kişilerin bulunacağı bu çatı altında, şimdiye dek söylediğim sözlerimi, kalemimi daha yüksek sesle, daha özgürce daha belirgince söyleyebileceğime, yazabileceğime inanarak, bu girişimde bulunuyorum.
Olanları, olmayanları, yapılamayanları hazmedemiyorum. Hazımsızlıklarımdır beni yazdıran, söyleten, bu uğurda yürüten, yürütecek. Zira bazı şeyleri, riske atmak gibi bir lüksü kimsenin yok ve bu lüksü kimseye yaşatmak istemiyorum" deyip dururken, bir çözüm yolu ararken bu hareket ( hikayelere önem veren yaklaşımlarınız ) eminim benim gibi birçok hatın arkadaşımı da aydınlığa çıkardı. Size teşekkürümüzün sonsuzluğu bu anlamda daim olacak.
Söylemek, yapmak, anlatmak, kanıtlamak, çalışmak artık bir şeyleri değiştirmek zorundayım. Bu benim sorumluluğumdur, bu benim vazifemdir.
Zira ben bir Türk genciyim.
Doğruların yanında, yanlışlara tepkisiz kalamayan bir sesim. T.C.’ ni her türlü iç-dış tehlikelerden korumakla, savunmakla mükellef, bu durumu boynunun borcu yapan ve bu hakkı, bu gücü Ata’ sının vasiyetinden alan bir nesilim.
Ata’ sına, Ata’ sının bıraktığı emanetlere hıyanet etmeyen, ettirmek istemeyen diğer çağdaş/laik büyüklerimle birlikte, bir de biz gençlerin/hatunların sesi olarak verdiğim tepkidir yaptıklarım, söylediklerim, söylemek yapmak istediklerim.
Benim kırıklıklarım oldu ! Hazmedemediklerim gibi! Ortak sayılmak istemediğim icraatlar var! Tahammül edemediklerim gibi !
Gelişme sürecim içinde var olan ve var olmuş olan hükümetlerin oluşumunda etkili olan görüşlerle ilgili olarak çok şey bende yer etmiştir. Siyasi problemleri, siyasi sistemlere olan eleştirileri, siyasi yaşamı konu alan, özellikle devletin özü, kaynağı ve değerini, vatandaşlık hak ve görevlerine dair her şey az biraz kulağımda kalmıştır.
Son 2 yıldır özellikle bu ilginin çok daha depreştiğini, çok daha aşina olduğumu, siyaset felsefesinin doğamda doğrudan bir ilgi alanı olduğu konusunda karar kıldım. Zira tepkisiz kalamıyorum sözlerimle, yazılarımla, yaptığım çalışmalarımla. Görmek istemesem de ilgilenmiyorum desem de bir noktaya kadar durabiliyorum kendi halimde. Kızıp, bazı şeyleri görüp susmak, haksızlıklara, tehlikelere karşın tepkisiz kalmak hiç mi hiç mizacım değil. Susmak istemiyorum. Durmak istemiyorum. Bir yol arıyorum yıllardır, elimden geleni ben de yapmak için bu uğurda, yoluna baş koyduğum bu yolda.
Yönetimin gücü, adalet, eşitlik, özgürlük, hak hukuk gibi temel kavramlara karşı çok hassastım şimdi bir de tepkiliyim.
Siyaset felsefesini çok sevdiğim için; siyasi otoritenin, siyasi, kurumların, devletle birey arasındaki ilişkilerin durumunu çok önemsiyorum. Başka bir deyişle; toplum devlet kavramları, eşitlik ideallerinin oluşturduğu temel üzerinde, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek için nasıl kullanılması gerektiği, ne ölçüde sınırlanması gerektiği ciddi problemler benim için de.
Yaşadığım zaman ve gelecek için alınan kararlarda bulunmak, belki birey olarak kararlar almak, uygulamak için koşulların ışığında alternatifler sunmak, bu alternatifleri eyleme dönüştürmek, yöntemlerle uygulamak ya da uygulayanlara destek olmak, derdimdir.
Yaşamda karşılaştığım, hayatımı bir şekilde etkileyen her konuya dahil ve de müdahil oluğumu görüyorum. Bulunduğum dar ve kısıtlı çerçeve içinde, siyaset hayatında bir söz, bir yazın ihtiyacım doğuyorsa, benim sessiz kalma gibi bir durumum olamayacaksa; elbette geniş bir çerçeveye geçirip, elbette ciddi bir şekilde siyaseti tartışmayı, aktif görevlerle masaya yumruğumu vurmayı isterim.
Elbette hayatımı yönlendirmede, çocuklarımın torunlarımın geleceğine yansıyacak konu ve durumlarda söz sahibi olup, tepkimi göstereceğim. Yapılan haksızlıklara karşı refleks üreten organlarıma kayıtsız kalamam. Bu yaşıma kadar sessiz çoğunluktan, arka planda kalanlardan, izleyenlerden hiç olmadım. Hep en önde olmayı, hep sahnede olmayı sevdim. Hep yazdım. Kızdıkça, ya da özledikçe, sevdikçe, yaşadıkça hep yazdım. Yazmak yaşamak için aldığım doğal kaynak oldu bana. Ama maalesef; yapabildiğim yazdıklarımla sınırlı kaldı.
Aşık İhsani’ nin demiş yazmış olduğu gibi;
“Sorumluyum ben çağımdan, düz ovamdan dik dağımdan, sömürgeni toprağımdan, sürene dek yazacağım. Halkım uyanmasın diye, gerçekler gizlenir niye, Anayasam raftan köye girene dek yazacağım” ben aynı zamanda yazdıklarımı söyleyeceğim de.
Ağzı olan konuşuyor, dilin kemiği yok, suçlamalar, karalamalar rahatlıkla yapıyoruz, sorun bulmada üstümüze yok ama gel sorun buysa bir şeyler yapalım dediğinizde çözüme yönelik harekette kimseyi göremiyorsunuz. Korkutulup, bastırılıyoruz. Bunu bu yaşta ki aklımla kabul edemiyorum, buna bu yaşta tepkisiz kalamıyorum. İleriki yaşlarda daha çok güce ihtiyacım olacak ve şimdiden temellerimi atmalıyım.
Artık herkes ezbere söylemleri bırakıp, ezbercilikten, bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cılıktan sıyrılıp elini neyin altına koyacaksa bu taş mı olur, toprak mı, koymalı artık, eşmeli, taşmalı, bir şeyler yapmalı. Ama yapmalı.
Bilgisizlik veya yanlış bilgilendirme nedeniyle, peşin hükümlerle birbirimizden uzak kalıp, dalga dalga başka taraflara yönelerek kayboluyoruz.
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil, kökeninde barınan derin bir hüzün var. Kısacık ömründe başına her türlü felaketin geldiği ama buna rağmen korkmamış, yılmamış, engel tanımamış bir Ata nın evlatlarıyız biz.
Onun gibi direnip pes etmeyeceğim. İşsizlikten de parasızlıktan da alçaklardan da doğrulardan da korkmayacağım. Zira yüreğim sadece bir organ değil.
Ben Halkım. Hakkı, hukuku, kanunu korumak, vatanımın sınırlarını savunur gibi mücadele ederek koruma bilinciyim.
Yapılmamışı yapmak, söylenmemişi söylemek, işler formüller ortaya atmak, atarken yeni bir düzeni, yeni bir soluğu ve o soluğun güvenilir bir yürekten beslendiğini kanıtlamak, dürüst şeffaf ifadelerle, anlam ifadesi içinde kaybolmadan bunu yapmak istiyorum.
Bugünün ve gelecek umutlu günlerin, geleceğin çağdaş, laik, medeni T.C.’ nin evladı olarak, Mustafa Kemal’in gençliği olarak, çağdaş toplum ve çağdaş devlet anlayışını damarlarında hisseden bir Türk Genci/Türk Zamane Hatunu olarak hedefe kilitlenip, elimden gelen her şeyin en iyisi ile birlikte siyasette yumruklarımı vuracağım birgün; sesime ses destekleri, seslere ses katmak isteyerek, özlemle o günün gelmesini bekleyerek.
Büyük önder Mustafa Kemal’in, Fransız Büyük Elçisine sohbet esnasında söylediği o sözle noktalamak istiyorum yazımı;
“Ben toprak büyütme dileklisi değilim; barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay'ı alacağım... Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem; yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lûtfen bildiriniz ve doğrulayınız, ekselâns Ambasadör... (1937)”
Bakar mısınız lütfen şu bilince...Her geçen gün hayran olunur mu bir Öndere.
Söz veren, gereğini yerine getiren bir siyaset anlayışına gebe olarak soruyorum ben de;
Doğrulayalım var mısınız, çok sevgili çok değerli zamane hatunları?
Siyasete var mısınız?
Selamlarımla
Türk Zamane Hatunu
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Bu vatanın sizin gibi evlatlara ihtiyacı var!!!
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.