FULYA FÜSUN ÇETİNEL
Ders ziline yirmi dakika kala okula varabiliyorum. Çantamı öğretmenler odasına fırlatır fırlatmaz, doğruca bayanlar tuvaletine. İçeride neyse ki kimse yok, herkes derste. Tuvalete girip kapıyı kilitliyorum, aparat elimde hazır. Çabucacık okuyorum talimatları. Bilinen hikaye, iki çizgi, bir çizgi durumu. Sonuçtan neredeyse eminim, ama milleti ayaklandırmadan önce garantiye almak lazım her şeyi. Biraz bekliyorum elimdeki çişli aygıtla. Ve işte beklenen sonuç, basbayağı hamileyim ben.
Öğretmen arkadaşlara haberi verince, dersten sonra ki zümre toplantımızın içeriyi değişiyor anında. Hesaplıyoruz bebek haziran sonu, temmuz başı doğacak. Kimseye yük olmam, ders yılını doğum iznine çıkmadan önce tamamlayabilirim. Diğer arkadaşların ders saatleri yeteri kadar yüklü zaten. Neyse içim rahat.
Müdür bey bu sene okulumuza bir devlet okulundan yeni geldi. Daha önce özel okul tecrübesi olmamış, özel okul öğrenci ve velileri ile tanışmamış. Gelişi öğretmenler ve öğrenciler arasında bayağı bir yankı uyandırdı. Ayağının tozu ile ilk kurul toplantısında hepimizin ağzının payını verdi; astığım astık kestiğim kestik, kaşları çatılmaktan suratı kurutulmuş mürdüm eriği gibi olmuş bir adam. Koridorda karşılaştığımızda, suratımızı ciddileştirip, çok hafif bir baş selamı ile ortadan kayboluyoruz. Adam, gözlerini dikmiş bakarken çay içmenin, sohbet etmenin imkanı yok. Ne yapacağımızı şaşırıp kalıyoruz karşısında.
Kızıyoruz falan ama okula bir dirlik ve düzen gelmedi de değil hani. O haylazların hakkından böyle bir müdür gelebilirdi ancak. Ders aralarında odasının kapısını açık bırakıyor, sıkıysa bir taşkınlık olsun. Bir şey yapmasına, bağırıp çağırmasına gerek yok. Şöyle kaşlar çatık, gözlerinin beyazı çoğunlukta yandan bir bakıyor, tüm gömlekler pantolon içine, tüm kravatlar boyuna. Öğrenciler tıs pıs.
Akşama mutlu haberi ailede herkesle paylaşıyoruz. Annem, kayınvalidem, ablam, evin tüm kadınları çok mutlu, herkes yardıma hazır. Ablamın iki kızından kalan tüm bebek malzemelerini saklamıştık zaten. Hemen her şey var. Özel sağlık sigortamız da hazır kapı gibi. Herkesin tek bir sorusu var, evdeki kedi ve köpek ne olacak. Biz çok rahatız. Bir şey olacağı yok. Kalacaklar tabi ki. Aksini düşünmek istemiyorum bile.
İlk kontrolde doktor, kesinlikle kediyi vermelisiniz, diyor. Köpek neyse de. Kaka kabını temizlerken hastalık bulaşabilir. Bebek hasar görebilir , diye ikaz ediyor. Ben kötü kötü bakınca da, kızım sen bebek mi istiyorsun yoksa kedi mi , kararını ver, diyor. Bebek öncelikli de, Siyami’yi de kimselere veremem. Nasıl üzüntülüyüm. Ağladım, ağlayacağım. Eşim, boş ver bir yolunu buluruz, üzülme, diyor. Siyami’nin kum kabını eşim devir alıyor. Ben de her ay tokso plazma testi yaptıracağım. Köpeğimiz Koli’nin fırçalanma işi de eşimde.
Mutlu haber müdür beyin kulağına çabuk gidiyor. Beni odasına çağırıyor, arkadaşlar bol şans diliyorlar arkamdan. Boşuna tırsmışım. Beni oturtup tebrik ediyor; doğumu yaza getirdiğim için çok takdir ediyormuş beni. Öğrencilerimi yüz üstü bırakmamışım. Öğretmen arkadaşlara ve idareye yük olmayacakmışım. Ders yılını bitirir iznine çıkarsın, diyor. Adam her türlü detayı düşünmüş. Neyse takdiri kaptım. Beslenmene dikkat et, nöbetini derslerini aksatma, diye de ültimaton veriyor.
Ne mide bulantısı, ne yorgunluk. Domuz gibiyim maşallah. Sabahtan akşama okulda çocuklarla cebelleşiyorum; defterin nerede çocuğum, kitabını çantandan çıkar, arkadaşımızın gözüne kalem sokuyor muyduk, konuşun dediğimi hatırlamıyorum. Haftada iki gün sabahtan akşama bahçede yağmur çamur demeden nöbet; arkadaşına su atmayı kes, koşma! düşer bir yerini sakatlarsın, müdür bey geliyor, çabuk formanı düzelt. Arada boş derslerde yakındaki marketten alışveriş; makarna, yumurta, sebze, kedi maması, köpeğe kemik.
Eve varır varmaz, iki patisi göğsümde beni karşılayan devasa bir köpek. Şikayet edip, yeri göğü inleten Siyami. Kontrol edilmesi gereken yüzlerce sınav kağıdı. Sene sonu gösterisi için İngilizceye çevrilmesi gereken Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı. Öğrencilerle tiyatro çalışmaları. Rehberlik saatleri. Apartman görevlisinin kızına özel ders. Kendisi çok geç öğrenip, çok çabuk unutan cinsten bir öğrenci. Kısacası işim zor, ama pes etmiyorum.
Koli’nin uzun yürüyüşlere ihtiyacı var, her gün beş kilometre yürüyoruz caddede. Kendime kalın, altı tırtıklı yürüyüş botları aldım, köpek tasmasını çekiştirip beni düşürmesin diye.Bebeğe dikkat etmek lazım.
Ananem evden çıkamadığı için, beni ofis boyu olarak kullanıyor. Kuru üzümü bitmiş, beş metre don lastiği, krem rengi ibrişim, geçenlerde getirdiğin beyaz peynir kireç gibiydi, seni kazıklamışlar kıvamında bir ilişki içindeyiz. Her gün halledilmesi gereken yeni bir sorun icat ediyor. Sıkıysa yapma da, ne oluyor gör!
Akşam olduğunda alelacele bir yemek; muhakkak biraz sebze, iyi pişmiş et, biraz meyve, üstüne bitki çayı, bebek karnımda, eşim yanımda, Siyami göbeğimde, Koli koltuğun dibinde sevgi yumağı şeklinde uyukluyoruz.
Doktorum uzaktan akraba, aynı zamanda İstanbul’un en iyi kadın doğum uzmanlarından biri. İçim çok rahat. Doğum yapacağım hastane belli. Nefes kurslarına gitmeye gerek görmedim. Koli sayesinde nefes nefese yürüyüşlere çıkıyorum. Arada bisiklete biniyorum. Bebeklerle deneyimim var nasıl olsa. Ablamın iki kızını büyüttüm sayılır. Eve aldığım kedi yavrularında da bayağı bir pratik yapmışlığım var. Biberonla mama vermek, ıslak pamuklarla kıçlarına masaj yapmak falan. Doğum, her şey yolunda giderse Ağustos ayının ilk haftası. Doktorum ve ailenin tüm kadınları yaz tatillerini ona göre ayarladılar. Ekip olarak hazır sayılırız.
Müdür bey ile konuşup anlaştık, doğum iznine Haziran’ın ilk haftası çıkacağım, bir haftalık bir gecikme ile. Öğrencilerimin önemli bir senesi. Lise son ve yabancı dil sınıfı. Bir çoğunun ideali benim gibi İngilizce Öğretmenliği’nde okumak. Ekip olarak çok çalışmamız gerek. Hepsi pırıl pırıl zeki, başarılı çocuklar. Yarı yolda bırakmak olmaz.
Tiyatro çalışmaları çok yavaş ilerliyor. Çocuklar repliklerini ezberlemiyorlar bir türlü. Kavga gürültü prova yapıyoruz. Provaya kalmaları bile başarı sayılır. Bölüm başkanı, velilere rezil olacağız, diye ortalıkta gezinip duruyor. Herkesin sinirleri tepesinde.
Altıncı ayın içindeyim. Karnım pek belli değil. Kilom kontrol altında. Okulda merdiven inip çıkmaktan, köpek dolaştırmaktan, ananemin siparişlerine koşturmaktan içtiğim muzlu sütler, yediğim yumurtalar, etler kiloya dönüşemiyor bir türlü. Her şey planlandığı gibi gitmekte. Bir sorun yok sanki.
Son aylara kalmadan baş başa bir tatil yapalım, diyoruz eşimle. Soluğu Çıralı’da alıyoruz. Yoğun tempoya alışmışız ya, tatil çok yavan geliyor. Bir iki gün idare ediyoruz, deniz, hamak, yemek üçlemesi ile. Yok, olmuyor. Ertesi gün şelalelere gitmek için bir jip kiralıyoruz. Daha önceden hiç kullanmamışız. Tecrübemiz yok. Bu kadar mı sallanır ve titrer insan? Toprak yollarda giderken içim dışıma çıkıyor. Bebeğe bir şey olur mu acaba? Biraz da korku var. Son gün yavaşlayıp bisiklet kiralıyoruz, vuruyoruz kendimizi patikalara. Neyse, dönüş yolunda, uçakta biraz soluklanıyoruz.
Yedinci ayda karnım birdenbire belirginleşmeye başlıyor. Hala çok iyi durumdayım. Merdivenleri ikişer üçer tırmanabiliyorum. Koli ile uzun yürüyüşlere devam. Siyami pek bir hüzünlü bu aralar. Veterinere götürsem mi acaba? Bendeki değişikliği fark etmiştir belki de. Gün ortası ağır bir uyku bastırıyor aniden. Oturduğum yerde kalakalıyorum. İngilizce bölüm odasında kendime gizli bir yer edindim. Masanın pencereye yakın kısmı. Yan yana dizili iskemlelere uzanınca, masa örtüsünün hafifçe altına doğru, kimse beni göremiyor. Rahat rahat uyuyorum. Bölüm başkanımız çok şeker bir hanım. İdare ediyor. Arkadaşlar da ses etmemeye özen gösteriyorlar.Uyandığımda limonlu açık çayım masada hazır. Ay, ben bu insanları çok seviyorum.
Siyami’nin derdi belli oldu. O da hamile. Kıskanç şey! Kapının önündeki ne olduğu belirsiz tekir kediden mutlaka. Okul dönüşü, Siyami ile beraber sütlü çayımızı içip, televizyondaki İspanyol dizilerini seyrederken, kısa bir şekerleme yapıyoruz. Koli çok bozuluyor bu işe. Hayvan kendini dışlanmış hissediyor her halde. Siyami’nin pembe göğüs uçları iyice belirmeye başladı. Etraflarındaki tüyleri yolup, bebeleri için hazırlamış bile. Benimkiler aynı sanki.
Sekizinci ayıma girdim! Sadece yedi buçuk kilo almışım. Doktorum, dikkat et, son ayda çok alabilirsin birdenbire, diyor. Ultrasonda görüyoruz, bebek ters duruyor, eğer yönünü değiştirmez ise kesin sezeryan. Bana fark etmez, sağlıklı olsun yeter. Yüzdüm kuyruğuna geldim sayılır. Mayısın son günü doğum iznine ayrılıyorum. İki hafta kafama göre takılır, dinlenir, bol kitap okurum. Bebekle ilgili son alışverişler falan. Çok planım var, çok. Arkadaşlarla vedalaşıyoruz. Bebeği görmeğe gelirler artık doğum sonrası. Öğrenciler benden heyecanlı. Söz veriyorum, okula getirip göstereceğim bebeği hepsine. Önümüz bayram. Tüm çevrem uzun tatil planları yaptı, doktorum dahil. Biz kös kös kaldık geride. Artık İstanbul’un keyfini süreriz, etrafta kimse yokken.
İzne çıktığım günün akşamı, bu bir cuma oluyor, uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz eşimle caddede. Limonata gibi bir hava var. Kimseler kalmamış şehirde, her yer bizim. Hamburger ve biraz patates kızartması yiyoruz. İyi geliyor. Çok uzun süredir böyle mızır şeyler yememiştim. İşportadan yeşil erik alıp, bir sinemaya giriyoruz. Çok güzel bir komedi filmi, seyrederken farkına bile varmadan eriklerin hepsini iştahla yemişim. Filmin ikinci yarısında ani bir gaz sancısı saplanıyor. Yarım kilo eriği bir oturuşta yersen olacağı bu, diyorum. Kızıyorum kendime. Koltukta hafifçe kıpırdanıp, pozisyon değiştirince biraz rahatlar gibi oluyorum. Dönüşte eve yürüyoruz. Gaz sancısı arada hafiften yokluyor. Tuvalete girince rahatlarım nasıl olsa.
Eşim horul horul uyumuş bile. Onu rahatsız etmeden tuvalete giriyorum. Yok, olmuyor. Salonda bir aşağı bir yukarı yürüyorum. Oturuyorum, kalkıyorum. Koridora çıkıyorum. Bir ileri, bir geri. Arada hafifçe sızıyorum. Apandisit ne taraftaydı? Eşimi uyandırıp sorsam mı ki? Koli huylanmaya başladı. Kısa kısa havlıyor. Eşim uyanıyor. Koridor boyunca hep beraber bir aşağı bir yukarı yürüyoruz. Gaz sancıma iyi gelir belki, arada Siyami’yi zorla karnıma bastırıyorum. Hayvan sıkılıp gidiyor bir süre sonra.
Sabaha karşı üç gibi, en sonunda doğum sancısından şüphelenmeye başlıyoruz. Olabilir mi? Böyle bir şey mi? Daha önce hiç doğurmadım ki ne bileyim. Gaz sancısına benziyor gibi. Bir de ezberlemişiz ya, bebekler illa ve illa dokuz ay on günde doğarlar. Bir cahilliktir sormayın. Annemi falan ölsem aramam, heyecandan düşer kalır bir yerlerde. Doktorum da yok şehirde. Cepten aramak zorunda kalıyoruz, bin bir özür dileyerek. Doğru hastaneye, diyor. Niye beklemişiz ki bu kadar?
Karşımıza ilk çıkan nöbetçi doktora kendimizi emanet ediyoruz. Son bir kontrol. Evet, bebek ters duruyor, üstüne üstlük bir de göbek bağı dolanmış boynuna. Neden diye düşünüyorum? Kesin sezeryan. İçin için seviniyorum. Birazdan kendimden geçeceğim, sancı, sızı olmayacak. Artık babası kucaklar bebeği ilk doğum anında. Her şeyi benden beklemesinler. Doktor, zaten doğum başlayalı çok olmuş, deyip bizi alelacele ameliyathaneye alıyor. Güzel bir gevşemenin ortasına yuvarlanıyorum.
Kendime geldiğimde, mor suratlı, basık burunlu, saç baş dağınık bir bebekle göz göze geliyorum. Savaştan çıkmış gibi bir hali var. Kim bilir ben nasılım? Eşim ile mutlulukla bebeği inceliyoruz. Sessiz sakin bir şeye benziyor. Evet, kız. Hemşirenin yönlendirmesi ile hemen meme emmeye başlıyor. Ben tekrar uykunun kollarına yuvarlanıyorum. Tarifi zor, çok güzel bir uyku bu.
Uyandığımda bebek biraz daha kendine gelmiş, beşiğinde yanımda uyuyor. Eşim Siyami ile Koli’yi kız kardeşine bırakmış. Ananemin alışverişini yapmış. Gerekli yerleri arayıp, müjdeyi vermiş. Herkeste bir hayıflanma, pişmanlık hali. Aileler yanımızda olmadıkları için çok üzgün ve suçluluk duygusu içinde. Biz ise nasıl mutluyuz. Karışan görüşen yok. Panik yok. Akıl veren yok. Ziyarete zırt pırt gelen yok. Her şey istediğimiz gibi. Bir kaç yakın dost geliyor. Sohbet ediyoruz. Çay içiyoruz. Bebeği seyrediyoruz.
Çok bilmiş kadınlar gurubunun hiçbir söylediği çıkmadı. Sezeryan sonrası sancım olmuyor, ikinci gün ayaktayım, bebek sorunsuz memeyi kabul ediyor, memem acımıyor. Hayatımız cehenneme dönmüyor. Kızımız çok güzel uyuyor, uykumun arasında meme verip, tekrar yatırıyorum.
Bu kız ne çok uyuyor öyle. Arada gidip kontrol ediyoruz, her şey yolunda mı diye. Eski bir bebek arabasını evin içinde kullanıyorum, her gittiğim odaya beraber gidiyoruz. Çok pratik. Koli ve Siyami bebeği çok çabuk kabullendiler. Ananem kabus üretmeye devam ediyor. Kediyle bebeği aynı odada bırakmayın, gidip suratına yatar, bebeği nefessiz bırakır, diyor. Takmamaya çalışıyorum, ama elimde değil.
Koli’nin gün içinde dolaştırılması lazım. Kimseyi işin içine sokmak istemiyorum. Ne kadar az karışan olursa o kadar iyi. Kendi sistemimizle gidiyoruz. Bebeğin uyku saatleri belli, bir yatışta kesin iki saat uyuyor. Karşımız hemen park. Bebeği evde bırakıp Koli’yi gezdiriyorum. On dakikada işini halletmeyi öğrendi köpekçik. Akşamüstleri bebek arabaya, Koli tasmaya, kendimizi uzun yürüyüşlere vuruyoruz. Aile kadınları gözlerini devirerek seyrediyorlar uzaktan. Bir şey söylemeye pek cesaretleri yok.
Bebek diyoruz daha. Ne isim bulduysak, hepsine bir kulp takıyor eş dost. Elif çok dinci, Nazlı gerçekten nazlı, hastalıklı bir şey olabilir. Ayşe olmaz. Eee? Zeynep, nasıl? Galiba herkes hemfikir. Zeynep ile hayat çok kolay. Yirmi günlükken sinemaya gidiyoruz beraber, fazla gürültülü olmayan bir aşk filmini seçiyorum. Karanlıkta el yordamı ile emziriyorum, altını değiştiriyorum. Sabah seansı iki, üç kişi var. Gayet iyi idare ediyoruz. Gişe memurunun gözleri büyüdü.
Mahallede bir step salonu keşfediyorum. Bebek durursa, bizce mahsuru yok, diyorlar. Arabasında bir köşede uslu uslu idare ediyor. Aynı zamanda doğum yaptığımız arkadaşlar kafayı yiyecekler. Çanta toparlayıp, bebekle doktora gitmek bile bir işkence onlar için.
Gündüz tek başıma banyo yaptırmak zor oluyor biraz. Annemi çağırsam bir sürü tantana çıkaracak başıma.Tüm lüzumsuz banyo teferruatlarını sevmediğimden, yeni bir teknik uyguluyorum.Temiz, ufakça bir kova alıyorum nalburdan.Banyo küvetinin içine koyuyorum.Malzemelerim hazır yanımda. Şampuan, lif, sabun, havlu. İçini ılık su ile dolduruyorum. Bebek içine! Kafa dışarıda kalıyor, kayma derdi yok. Rahatça yıkayıp, saçlarını şampuan yapabiliyorum. Duşla duruluyorum, kirli sular kovadan taşıp gidiyor. Bebek kendini güvende hissediyor, sesi çıkmıyor kovanın içinde. Annem yer kovasında çocuk yıkıyorum, diye söylenip duruyor. Koket arkadaşları görse ne der acaba!
Siyami dört tane şirin yavru doğuruyor. Sepet hazırladık. Kırmızı kurdeleli. Yavrulardan çok sıkılınca, Kolinin yattığı yere taşıyıp bırakıyor. Köpek onları özenle yalayıp temizliyor. İkisi ortaklaşa bakıyorlar yavrulara. Geçtiğimiz sene Koli doğum yaptığında, Siyami henüz beş aylıktı.Yavruların arasına karışıp o da süt emiyordu. Köpek yavrularını dağıttıktan sonra, Koli Siyami’yi emzirmeye devam etti. Yavrusu belledi onu. Böyle bir garip kedi köpek ilişkisi işte! Yaz yavaş yavaş sona eriyor. Siyami’nin yavruları iyi evler buldular. Bir tanesi kebapçıya gitti. Yanlış anlaşılmasın, kebapçıda bakacaklar. En azından bana öyle dediler.
Okuldan teklif geldi. Yarım zamanlı çalışmamı istiyorlar. Pazartesi tam gün, zümre toplantımız oluyor. Diğer günler üç saat gitmem yeterli olacak. Bölüm odasına, ablamdan aldığım eski usul taşınabilir bir bebe yatağı koyuyorum. Ben dersteyken Zeynep içinde duruyor. Boş dersi olan öğretmenler idare ediyorlar, sağ olsunlar. İngilizce şarkılar, hikayeler, şakalar. Bölüm sekreterimiz Ayfer bir taraftan sınav sorularını yazarken, bir taraftan bebekle meşgul oluyor. Klavyeye bayılıyor bu çocuk. Müdür durumu biliyor, çok ciddi adam ayaklarında uzaktan takipte. Bebeğin bir falsosunu bekliyor. Yüz göz olmamaya çalışıyor kendince. Koca bir ders yılı bebek ve dersler arasında geçip gidiyor.
Zeynep bir yaşına geldi bile. Okul yaz tatiline girdi. Zaman akıp gidiyor. Eşim ile kendi işimizi kurmaya karar veriyoruz. Bir baskı evi. Böylece Zeynep’e daha fazla zaman ayırabilirim. Gündüz bebeğe bakacak bir hanım ayarlamam gerek. Yine her kafadan bir ses çıkıyor. Evi soyup soğana çeviren çocuk bakıcıları, eve sevgililerini atanlar, bebeğe işkence edenler. Serseme dönüyorum. Bir taraftan yeni işin problemleri. Yüksek kiralar.Eleman alımları. Prosedürler. Her şey ters gidiyor sanki. Okulda kalsa mıydım acaba, diyorum.
Kızımızın bir yaş kontrolü için bazı testler istiyor çocuk doktorumuz. Laboratuarda tahlil sonuçlarını beklerken, bir hanım laborant ile sohbete dalıyoruz, tanıdığı bir hanım varmış paraya ihtiyacı olan. Kocası işsiz kalmış. Çocuk bakabilirmiş. Yakında oturuyor. Tanışalım diyoruz. Çok tatlı bir İstanbul hanımefendisi. Kibar. Konuşması. Oturup kalkması. Aynı kafadayız. Disiplinli. Kedi köpek seviyor. Tam bize göre. Çok şanslıyım. Anlaşıyoruz.
Pratik annenin çareleri tükenmez. Portatif bebe yatağı bu sefer basım evine taşınıyor. Gerektiğinde geceleri de çalışıyoruz. Zeynep ofiste uyumaya alıştı. Yuva, yaz programları, okul seçimi, suçiçeği, sınavlar, özel dersler, yüzme antrenmanları, doğum günü partileri, iş toplantıları, müşteriler, acil işler, annemin kaprisleri, ödenmesi gereken faturalar, hastalıklar, dertler, üzüntüler, ananemin vefatı, ekonomik kriz, vergiler derken Zeynep 17yaşına geldi bile. Hayat iyi kötü sürprizlerle devam ediyor.
Kendimi iyi antrenmanlı bir tenis oyuncusuna benzetiyorum. Kaybetmek için hiç bir nedenim yok. Zaten sporda kaybetmek ne demek? Önemli olan iyi bir oyun çıkarabilmek, başarı ve hedefe varış. Dimdik, bir elimde raket, gardımı almış bekliyorum. Hayatın bana savuracağı diğer topları karşılayabilmek için.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
(Siyami ve Koli'nin boşlugunu dolduran başkaları da hayatınıza girmiştim umarım)
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.