FEVZİYE AKPINAR -3
Öncelikle yıllardır hayalini kurup, özelliklede bu konuda anlatmak istediğim onca duygu ve düşüncemi paylaşma fırsatını sağlayan ve aynı zamanda üyesi bulunduğum; Garanti Emeklilik ve Elele Dergisine teşekkür ederim...
Kadın olmak; var olmanın en güzel göstergesi aslında.
Karşılıksız sevgisi ile bir anne, taşıdığı omuzu ile bir eş, ağırladığı misafiri ile bir hanımefendi, çalıştığı işyerinde de, yine üzerine düşeni fazlasıyla yapabilen bir iş kadını...
Hangi sektörde ve hangi işi yaparsa yapsın, önce bir insan, sonra bir bayan olmasından dolayı; evde oturup zamanını boşa harcamamasından, çalışkanlığından, üretkenliğinden, ailesi koşullarına sağladığı destekten; Kısacası tüm özverisinden dolayı her kadın kendi hayat hikayesi içinde ayrı ayrı taktire değen varlıklar..
Bende Hayatı öğrendim dediğim, ış Hayatına Lise yıllarımda başlamıştım.Gazete ılanı ile bulduğum ilk işim;Hayat Sigortacılığı dalında, gezici olarak insanlara bir hizmet satmaktan ibaretti.Ulaşabildiğimiz her noktaya esnaf, lokal,dernek,devlet dairesi, köy, kasaba yada aklınıza gelen her ne varsa gidip sigortacılık hakkında bilgi verip poliçeleri doldurmak zorundaydık.Başlangıçta yaşım itibari ile de çok heyecan verici gelen bu işin zorluğunu anlamam için, ilk bir kaç gün bile yetip artmıştı.Sonuçta satılan bir hizmet ve emeklilik olunca; insanları ikna edebilmek her şeyden zordu.Her tür insanla karşılaşabileceğiniz bu iş kolunda son derece aktif, konuşkan ve hazır cevap olmanızda şarttı.
Bazen saatlerce aynı şeyleri anlatmaktan yorgun düşüp, işin içinden çıkamadığımız anlarda oluyordu.Ama çalışmayı her şeyden çok istediğim için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyordum.Sonunda yanımdaki arkadaşlarımın anlattıkları, seminer ve okuduğum bilgiler ile epeyce bir bilgi sahibi olabilmiştim.Artık insanların ne soracağını tahmin edebiliyor, ona göre cevaplarda verebiliyordum.Prim usulü çalıştığımız için ne kadar kayıt, o kadar da kazanç demekti.Ve artık kendimce taktikler geliştirmeye başlamıştım.
-Merhabalar, hayat Sigortanız var mı?
*Hayır hiç düşünmüyorum.
-Biz sizi düşündürmeye geldik...
-Eşinizin sigortası var mı?
*O benden sigortalı.
-ısterseniz, eşinize bir poliçe açalım, Allah geçinden versin, ona bir şey olursa; size tazminat kalacak,
-Hem belki de yeniden evlenirsiniz?
*Kaç kaç ödeniyor bunlar, hadi yaz bakalım
-O size bağlı nasıl öedemek isterseniz, Hayırlı olsun...
-Selamlar,
-Hayat Sigortanız var mı?
*Hayır yok, düşünmüyorum.
-Peki arabanızın kaskosu var mı?
*Evet var.
-Mal canın yongasımı diyorsunuz, peki ya size bir şey olursa?
*Öldükten sonra bir önemi yok.
-Ölüm kurtuluş olabilir-belki ama; Peki ya sakat kalırsanız?
-Siz tedbirinizi alın da, taktir Allah'ın...
*Yaz bakalım,
-Hayırlı uğurlu olsun....
Bu sayede artık aynı konuları saatlerce anlatmama gerek kalmadan kısa bir sürede işi bağlayabiliyordum.Yaklaşık olarak 2,5-yıl aynı işime devam ettim.Hatta kısa bir süre içerisinde ekip şefi olmuş, şirketin bize tahsis ettiği araçlarla da kendi ekibimi kurabilmiştim.Fakat bu noktada işler daha da zorlaşmaya başlamıştı.Çünkü; kendi çevremden bulduğum çoğu arkadaşım dediğim kişilerle, daha öncesinde işle ilgili en ufak bir diyoloğumuz olmamıştı.şirketin bize sağladığı koşullar yanında, bizimde gerekenleri yapmamız gerekliydi.Artık çok fazla çalışamıyor, daha ziyade onları incitmeden arkadaşlarımın neler yaptığını denetlemek zorunda kalıyordum.Çoğu zaman onları bir pastane yada çay bahçesinde oturup görüyor, yanlarına yaklaşıp oturduğumda da kayıt yapamadıkları cevabını alıyordum.Oysa-ki onları takip etmiş ve 1-2 yerden başka bir yere uğramadıklarını fark etmiş olmamdan habersizlerdi.O halde grupları değiştirelim dedim.Birlikte çalışan arkadaşları ayırıp birini yanıma diğerini de, diğer gruplarla değiştirdim.Sonuç o gün için güzel fakat sonrası için yine çok fazla verim alamıyorduk.
Sonunda arkadaşların hepsini toplayıp konuşmaya karar verdim.ıçimizde paraya ihtiyacı olmayan yada çalışmak istemeyen arkadaşlarımız var ve buda tüm grubumuzu etkiliyor demiştim.
Allah'tan gerçekten gönlünde çalışmak olmayan ve hatta maddi durumu iyi fakat sonradan anladığım kadarı ile sırf maceraya atılmak adına bizimle tura gelmiş 2-arkadaşımız; artık çalışmak istemediğini dile getirmişlerdi. Sonrasında onların otobüs biletlerini alıp, yemeklerini yedirdikten sonra, onları doğruca geldikleri yere göndermiştim.ıçim rahattı, doğru olanı yaptığıma inanıyordum.Çünkü; bana ve bize verilen imkanlara ihanet edemeyeceğim gibi içimizde giden arkadaşlar kadar şanslı olmayan kişilerde vardı.Aradan çok geçmeden bizde Bursa'ya geri dönmüştük.
Ve anladım-ki bu iş beni iyice yormaya başlamıştı. Gerek şehirler arası gezmek, gerek yaşadığım çevremden kopmam ve gerekse ileriye dönük bir iş olamayacağını anlamaya başladıktan sonra, işimi çok istemeden de olsa bıraktım.
2. ış denemem bir kuyumcuydu.Bu işte son derece hassas ve riskliydi.Çünkü satılan şey altın olunca gözünüzü dört açmak zorundaydınız.Hesaplamaları kısa sürede öğrendikten sonra, artık bende satışa geçmiştim.Kalan zamanlarda bilgisayar kayıtlarını giriyordum.Ve hafta sonuda tüm altınların temizliği için iş yerinde geç saatlere kadar kalmamız gerekiyordu.Önceki işime göre sabit bir yerde olmak daha güvenli geliyordu, hatta kazancı bile günün koşullarına göre iyiydi.Ancak herhangi bir işin için izin alabilmek neredeyse imkansızdı.ışletmenin sahibi olan Hacı amcamız; son derece kuralcı ve birazda sertti.Aslında disiplinli bir insan olarak benim için pek fazla sorun yoktu.Ancak zamanında işe gelip-gitmemiz yeterli gelmiyor olacak-ki; esnemek bile suç olup, azar işitilebiliyordu.
Yapmakta olduğum yada olduğumuz bir satışın ortasında bile müdahale edip, sanki yanlış birşeyler yapıyormuşuz gibi izlenimler bıraktığı yetmiyormuş gibi, müşteri ile olan diyoloğumuza, karşısındaki odasından çıkıp balıklama atlardı.Bu onun yaşına hürmet ettiğim halde, bana göre çok saygısızca bir hareketti-ki bu olay hacı amcada adeta alışkanlık haline gelmişti.Onca güzel getirisi olan bir işletme sahibi olduğu halde yinede haftalıklarımızı verirken eli titrer, adeta haketmiyormuşuz muamelesi yapardı.
Çok geçmeden işimi sevdiğim halde buradan da ayrılma düşünceleri beni sarmaya başlamıştı.Ve üstelik yaklaşık 8-ay çalıştığım halde hale bir sigorta girişim bile mevcut değildi.Derken bir yakınımdan başka bir işle ilgili bir duyum aldım.Ve durumu dürüst bir şekilde Hacı amcamıza açmaya karar verdim.Ama o gün Hacı amcamız her zamankinden daha da gergindi.Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, birden oğlunun geldiğini farkettim.Birkaç gece önce yapmış olduğumuz temizlik neticesinde tartılan altınlarda bir eksiklik olduğu tüm çalışan arkadaşlarımla birlikte hepimize söylendi.Resmen şoka girmiştim.Böyle birşey nasıl olabilir-di ve bu olaydan sonra bu işten nasıl ayrılabilirdim.Hakkımda yanlış düşünürler kaçıp gittiğimi düşünecekler diye aklımdan geçti.Oysa kendimden emindim, ancak Hacı amcanın gözleri beni ve tüm arkadaşlarımı ürkütüyordu.
Neticede korkunun ecele faydası olamayacağına karar verdikten sonra, tüm cesaretimi toplayıp Hacı amcanın karşısına çıktım.ışi bırakmak istediğimi, adres ve telefonumun verdiğim kağıtta yazılı olduğunu, her hangi bir durumda çekinmeden arayabileceklerini söyledim.Hacı amca biraz şaşkın bir ifade ile bakıcaz demişti.Sonra diğer iş görüşmesi için, yeni işyerime doğru yol almıştım.Aklımda hala soru işaretleri vardı.Yanımdaki arkadaşlarımdan birimiydi, acaba kimdi ve neden böyle bir şey yapmıştı.? Bunu zaman gösterecekti.
Ve yeni işime kabul edilmem ile büyük bir şirket olan ve muhasebe alanında çalışmaya başlayacağım işime ertesi gün başlamıştım.Hem mutlu, hemde hala düşünceliydim.Nede olsa zan altında kalmıştım.Henüz 20-yaşında daha yolun çok başındaydım, ancak iftira yada haksızlıklara karşıda savunmasızdım.
Kendimi ve Hacı amcayı da rahatlatmak yada hakkımda yanlış düşünmelerini istemediğim için, altın almam gerektiğinde hemen soluğu eski işyerimde alıyordum.Sonuçta onlara işte kaçmıyorum, buradayım; diyordum belkide..Ve yine böyle, kuyumcudan; düğün için çeyrek altın almaya gittiğim bir günde, Hacı amcayı bana her zamankinden yakın ve samimi tavırlar içinde bulmuştum.Açıkçası çok şaşırdığımı söyleyebilirim.Meğer bu olayın sebebi varmış ve suçlu bulunmuş.Beni bir şok daha bekliyor demiştim, kendi kendime hem aklandığım için çok mutluydum ve hemde kimin olduğunu duymak istediğimden emin değil gibiydim.Hacı amca bana bir çay söyledi ve başladı anlatmaya, kızım ben senin ne kadar hanfendi bir kız olduğunu çok iyi biliyordum.Ben insanları çok iyi tanırım.Senin işi bırakacağın gün ve öncesinde de senin yapmadığını biliyordum.O halde dedim keşke bu düşüncelerinizi benimle paylaşsaydınız, en azından daha iyi hissederdim dedim.Neyse dedi ve suçlunun yanımızda çalışan ve daha ziyade çay söyleyip, yerleri silmekle görevli olan 15-yaşındaki çırağın olduğunu söyledi, inanamamıştım ve sadece nasıl diyebildim.Temizlik yapıp-vitrinden tüm altınları indirdiğimiz bir gecede, hepimizin bir anlık dalgınlığından faydalanıp, (neredeyse 2-set değerinde) çöplere bakmak bahanesiyle, önce çöp kutusuna-sonra da, çöpleri boşalmak için gittiği bir yere saklamayı başardığını öğrendim.
Ve bütün bu olayların, sadece seni görmüşler diye sıkıştırma yoluyla, renk verip ağlamaya başlamasıyla ortaya çıktığını duyunca şaşkınlığım daha da artmıştı.
Bütün bu olaylarda, kendi adıma bile sevinememiş aksine; çok üzülüp gerilmiştim. Ufacık bir çocuğun nasıl olup ta böyle bir hataya düştüğüne, bütün bir hayatının ne denli alt-üst ve bir kara leke ile geçeceğine, inanmak istememiştim.Hacı amcaya bakıp, onu affedebilecek misiniz diye sorma cesaretini gösterebilmiştim.
Cevap beni çok şaşırtmamıştı ve konu çoktan mahkemeye intikal etmişti...
Haksızlıkla elde edilen bir kazanç yada her ne ise hayırı görülemeyeceğini, bir hırsızlığın asla büyüğü ve küçüğünün olmayacağını ben idrak edebiliyordum, ancak o çocuk daha çok küçüktü.Suçlu kimdi bilemiyorum, okumayan çocuğunmu, onu yeteri kadar eğitemeden böyle riskli bir işe gönderen ailenin mi, yoksa onu işe alan, işverenin mi...
Bütün bu olaylar bitmiş nihayetinde artık bu konuyu çok fazla düşünmeden sadece yeni işime adapte olmak istiyordum.Burada da şans beni şöyle bulmuştu; başlangıçta anlaşmamıza göre sadece cumartesi günleri için 2-ye kadar çalışmam kabul gördüğü halde, sonrasında yoğun iş temposuyla beraber ve benim o günün koşullarında bekar ve çok fazla sorumluluğu olmayan bir bayan olmamdan da faydalanılarak, bunun tam güne dönmesi ricasında bulunuldu.Hayır deme şansım vardı biliyorum, ancak bütün bu iş koşulları ve dikişi bir türlü tutturamamam beni öylesine yormuştu-ki iyi niyetimle kabul ettim.Ancak buna rağmen bu konuda tek bir menfaatim olamadı.
Herşey bir tarafa bu defa ne olursa olsun sabredicem diye kendime güç verdiğim halde, yine bazı talihsizlikler beni bulmayı başarmıştı.Yanımda çalışıp şef konumunda olan ilgili kişi her Allah'ın günü işe 11-12 arası geliyor ve bu yetmiyormuş gibi; birde çayını söyleyip, orada-ki işçilerden birine sigara ve gazetesini aldırtıyor öğle yemeğine kadar da o şekilde takılıyordu.Asıl patronlarımız daha uzak bir merkezde olduklarından durumu biliyorlar, ancak gözle görüp, birebir yaşamadıkları için olaydan benim ve yanımdaki diğer arkadaşım gibi rahatsızlık duymuyorlardı.ışin ilginç tarafı ilgili kişi o kadar garip bir insan dı ki; iş yerine aniden ve saklanarak gelip, acaba hakkımda konuşuyorlar-mı diye yada benim yokluğumu fırsat biliyorlar mı, gibi ani yoklamalar çekiyor, hele de bayilerimizle telefonda konuşuyorsam karakterler atıyordu.Yıllardan beri hala anlayamadığım olay; madem yetkili ve belli insanların başındasın o halde neden işinin başında değilsin, hayır madem-ki işine geç gelip; keyif yapma ve yanındaki diğer insanlardan ayrıcaklı özelliklere sahipsen, o halde işyerinde bulunmadığın zamanlar için, neden endişe ve stres içindesin? bunu sanıyorum hiçbir zaman anyayıp, öğrenemeyeceğim...
Diğer taraftan ış verenlerin ne amaçla bu kişiye bu kadar iltimaslı davrandığı da bir muamma olup, ben ve diğer arkadaşlarımın tepkilerini bastırmak için çok değerli müdürümüzün söylediği de; o sabahları gergin oluyor, o yüzden geç geliyor, lafı da koca bir yalandır.ışte böyle bazen samimi olmadığını bildiğiniz davranış yada sözlere bile yıllarca katlanmak zorunda kalabilirisiniz.Yine aynı ilgili kişi ile ilgili aldığım bir duyuma göre, benden önce aynı görevle çalışan bir bayanın 2-ay içerisinde masayı dağıtarak işi bıraktığı, tahammülü zor bir insan olduğu yönündeydi.
Bence işverenler; her hangi bir insanı bir işe alırken ona belli bir statü ile yaklaşmamalı, çünkü o insan zaman içerisinde kendi kişiliği ile ilgili ipuçlarını kendiliğinden ortaya koyacaktır.Yetkisini kullanmaktan korkan bir insana, yada yanlış yönde kullanan bir insana yetki verilmemeli diye düşünüyorum.Sonuçta hepimiz alın terimizle çalışan insanlarız.Egolarını yetkisi ile insanların üzerinde yenme çabası gösterip, sonrasında ise saygı beklemek kadar yanlış ve ters bir durum olamaz.Bana göre; insanlara okuduğu üniversite, yada çalıştığı statü fazla değer katmaz, ancak ünvan katabilir.Eğer insanları severseniz ve gerçekten art-niyetsiz yaklaşırsanız, karşınızdaki insan her kim olursa olsun, zincirleri kırıp-olumlu iletişimi yakalamanız mümkündür.Saygı kazanmak istiyorsan önce saygı göstereceksin, sonuçta saygı insana durduk yere gelip yapışan bir olgu değildir...
Ve bu olaylar sonunda da yanımda çalışan ilgili kişinin sadece ve sadece kendi hataları, kompleksleri ve yüksek egosu nedeniyle, haksız olduğu olaylarda bile gurur meselesi yapıp, karakterler attığı, insanlara değer vermeyip hep bir basamak olarak gördüğü ve en önemlisi insanları ve kendini de sevmediği gibi yıllar sonra tek çatı altına taşınan işyerimizde; patronlarla bile ters düşmeye başladığı için; 22-yıllık meslek hayatını yarıda bırakıp, hiçbir hak alamadan işine son vermiştir.Bana buraya yazmaya satırların yetemeyeceği kadar çok çektirip, mide ülseri ve hatta depresyona girmemi sağladığı halde ben ona çıkışında helallik istediği için sadece kırgınım diyebildiğimi ve ancak şimdi bu yolla onu affettiğimi söyleyebilirim.Ben onu afedebiliyorum, ancak onun kendisini afetmesi kendisi ile yaradan arasında olacaktır...
şimdilerde ise hala son işime devam etmenin huzuru içerisinde yaşım henüz 35 olmasına rağmen çok şeyi ve kendimi aşmış olmanın verdiği rahat bir vicdanla, yoluma devam etmenin mutluluğu içindeyim.
17-yıldır süren iş hayatımdaki Kendimce edindiğim tecrübelerimi şöyle sıralayabilirim...
*HUZUR her zaman paradan önce gelir,
(Çalışma ortamınız çok stresli ise getirisinin fazla olmasının (sağlığınızı bozma adına da) önemi kalmaz.)
*Yaptığınız iş ne olursa olsun,
işinizi sevmiyorsanız; dünyanın en kötü işkencesinden,
seviyor iseniz; en keyifli hobisinden farksızdır.
*Sırf birilerine iyi gözükmek adına; kendinizden ödün verirseniz, var olan karakterinizi kaybediyorsunuz demektir.
*Sizinle başkasının dedikodusunu yapmaya kalkan, iş arkadaşınız; siz yokken sizinde, dedikodunuzu yapacaktır.
*ış hayatında paylaşılan, 2-kişi arasında kalacağına söz verilen bir durum ya da olay asla sır değildir.
*Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir.
*Her işyerinde; mutlaka yan gelip yatan ve yattığı yerden çokça para kazanan birileri, vardır ve mutlaka olacaktır...
*Çok çalışmaktan dolayı, asla madalya vermeyeceklerdir.
*Hakkını savun ancak; ne ileri git...ne de geri kal.
(Bir kapıyı kapatmadan bir kez daha düşün...)
*Beklentilerin için doğru zamanı, kolla ve
Bu konudan hiç kimseye bahsetme...
*Açık sözlü ol-ki; kaybedecek fazla bir şeyin olmasın.
*ınsanları sev, insanlara güven ve onlara kendilerini kanıtlamaları için fırsat tanı.
*Saygı görmek istiyorsan, önce saygı göster....
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.