S. HÜLYA GÜLERYÜZ
Hayatım roman sözü bana hikaye gibi gelirdi… Bilemezdim ki bu iki sözcük bir gün benim de kapımı çalacak ve benim de ağzımdan dökülecekler…
25 Ocak 1990 günü hayatımızı değiştirecek bir kaza oldu. Annemi kaybetmekle başlayan o gün, yaşamımı tamamen değiştirecek hikayeye dönüştü.
Anneler cennetten bile evlatlarını korur ve kollarmış. Ben annemi kaybettikten sonra sudan çıkmış balığa dönmüştüm…. Evliydim, iki çocuğum vardı ama yaşamıyor gibiydim. Annemin hayali gözlerimin önünden hiç gitmiyordu, o kadar birbirimize bağlıydık ki onsuz ne yapacağımı bilmiyordum… Durmaksızın ağlıyor, uyumuyor, hep onu düşünüp nefes alamaz hale geliyordum acımdan.
Bir gece rüyamda, yarı uyur yarı uyanık vaziyetteyken onu gördüm. Annem örnek alınacak biriydi; tam bir İstanbul hanımefendisi…
En hasta olduğu zamanlarda bile kendine çeki düzen veren, devamlı pozitif düşünen, kendini umursamayıp başkalarının mutluluğu için çırpınan bir melekti.
Sabahları kahvaltı sofrasına asla sabahlıkla gelmez, saçlarını tarayıp, tek süsü olan rujunu da sürüp öyle masaya otururdu. Bizlere her konuda örnek bir anneydi. ‘Anneciğim’ dediğimiz an yanımızda biterdi.
Rüyama dönecek olursam, o ıstıraplı dönemimde bir gece rüyamda annemi gördüm. Onu hiç böyle görmemiştim daha önce… Her yeri çamur içinde, saçları darmadağın haldeydi. 34 senelik yaşantımda annemi bir kez bile böyle görmemiştim!
‘Anneciğim ne oldu sana’ dediğimde ağlayarak, ‘işte sen beni burada bu kadar huzursuz ediyorsun, her gün ağlıyorsun, artık ağlamayacaksın, kendine çeki düzen vereceksin, bir iş edineceksin, beni sürekli böyle düşünmek yerine dua edeceksin, kocan, çocukların var, kardeşlerin ve baban var, onlarla mutlu olmayı ve ayaklarının üstüne basmayı öğreneceksin’ dedi…
Çok şaşırdım o an ve çok üzüldüm! Demek ki annemi ne kadar üzmüş ve rahatsız etmiştim! O an önce ona ve sonra da kendime söz verdim; bir daha ağlamayacak, kendime bir iş bulacak ve onun için her an dua etmeye devam edecektim…
İnanın hayatımın dönüm noktası oldu bu rüya ve sözümü tuttum…
Ben su an 20 yıllık bir cilt uzmanıyım, mesleğimi de çok seviyorum. Annelikten, iş kadınlığına geçmek başlarda zordu. Kimse benim bu işi yapabileceğime, kendi güzellik salonumu işletebileceğime inanmadı başlarda. Ev hanımıydım, iş kadınlığı çok zor zanaat ti, nasıl başaracaktım bilmiyordum…
Önce eşimi alıştırmalıydım, o da bu duruma biraz karşıydı; çok alışmıştı evde olmama. ‘İşten eve geldiğimde kim beni karşılayacak? Hem iş hayatı çok zor, alışamazsın’ diyerek iyi niyetli olarak beni vazgeçirmeye çalıştı ama nafile! Ben kararlıydım ve bütün beni tanıyanlara ev hanımı olduğum kadar başarılı bir iş kadını olabileceğimi de kanıtladım! Tabii ki çok zor zamanlar yaşadım, alışkın olmadığım bir alan, çevre, alışkın olmadığım şartlar…
Her şeyden önce ilk başlarda iş hayatında insanın kendini kabul ettirmesi çok zordur. Ne zaman zor bir anım olsa, annem gözümün önüne geldi ve bu sayede yılmadan devam ettim…
Zorluklar karşısında yılmak en kolayıydı, en kolayını seçmekte bana yakışmazdı. Ben, verdiği sözün arkasında duran annemin kızıydım, pes etmeyecektim…
Şimdi 20 yıl oldu. Bütün bunlar olalı bana dün gibi geliyor, hala çalışıyorum, hala kendi ekmeğimi kendim kazanıyorum, alın terimle, dürüstçe, bileğimin hakkıyla…
Su anda etrafıma baktığımda o kadar çok arkadaşım, dostum var ki… Hepsi benim bu manevi başarımın yaşayan birer kanıtı!
Samimiyetime, doğallığımı ve iyi niyetimi iş prensibi ile birleştirdim, huzurlu, dürüst ve emek verdiğim bir hayat yaşıyorum. En önemlisi de kendi ayaklarımın üzerinde durarak.
Hayatta, gençliğimden itibaren 2 idealim vardı, ya keman çalacaktım yada güzellik uzmanı olacaktım. Hep ikisinden birisini gerçekleştirebilmeyi istemiştim, ama o zaman imkanlarımız el vermemişti.
Tanrı bana hayalimde ki işi, 34 yaşımda sundu. Bende bu hediyeyi hak etmek için tırnaklarımla kazıyarak bu günlere geldim. Hala da bu mücadeleme hız kesmeden devam ediyorum…
İnanıyorum ki şu an, ANNEM beni seyrediyor ve benim için ‘İŞTE BENİM KIZIM’ diyor…
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

