Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » İkinci bebeğim
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

İkinci bebeğim

e-Posta Yazdır

HATİCE UYSALHATİCE UYSAL

Gergin,huzursuz,birazda isteksiz,kocaman bir bahçe kapısından içeriye,kimlik göstererek girdim. Ağaçların ululuğu, binanın eskiliği-taş bir yapı- taşların eğri büğrü duruşu ilk dikkatimi çeken görüntülerdi.Okul devasa   görüntüsüyle karşımdan duruyordu. Eğer birbirine yakın ışıl ışıl parlayan o gözlerin,güler yüzlü sahibini görmesem gerginliğim daha da artacaktı.Sonradan müdür muavini olduğunu öğrendiğim, Edebiyat öğretmeni Seher Hanım bana doğru yürüyordu. Kocaman bir cüssede küçücük gözler çirkin durmalıydı.Oysa Ona yakışmış ve güzel duruyordu.Kadife yumuşaklığındaki sesi insanı hayal dünyasına götürüyor,huzur veriyordu.

Fizik öğretmeni olduğumu,müdürler kurulu kararıyla okullarına atandığımı ,müdür  odasının nerede olduğunu sordum.Beni baştan aşağıya süzdü ve gülümseyerek tarif etti.Ben yürümeye başlayınca kendini tutamadı ve kahkahayı koyuverdi.Biraz ilerledim,dayanamayıp döndüm, baktım, hala gülüyordu. Anlam veremedim, şaşkın şaşkın baktım ve  yoluma devam ettim. O hala gülüyordu.

Müdür odasına geldim. Kapı açıktı, hafifçe vurdum derin bir nefes alarak bekledim. Gür bir ses’’ gelin’’ diye seslendi. İlerledim, masanın önünde dimdik durdum.Hala beynimin  bir köşesi  Seher Hanımın neden güldüğünü anlamaya çalısıyordu.Kendimi tanıttım, ben  müdürler kurulu kararıyla  atanan Fizik öğretmeni dedim. Müdür bey aniden ayağa fırladı,şaşkın ve tuhaf  tuhaf beni süzdü,hızla yerine oturdu, tekrar ayağa fırladı,’’ Allah, Allah’’ diyerek ağzında bir şeyler geveledi durdu. Oturdu ve memnuniyetsiz bir ses tonuyla’’iyi‘’dedi,sanki ‘’neden geldin?’’ der gibiydi.‘’Müdür muavinine uğrayın göreve başlama yazını yazsınlar’’.Ben ağlasam mı,gülsem mi, bağırıp çağırsam mı bilemeden  peki diyerek odayı terk ettim. Muavin odasına doğru yöneldim, içimdeki fırtınaları susturmaya çalışarak.

 

Üniversiteyi bitirdikten sonra sevdiğim adamla evlenmiş,burslu okuduğum için hemen atamam yapılarak, göreve başlamıştım. Bir yıl sonra bir çocuk sahibi olmuştum.  Benim için üç yeni olay aralıksız başlamıştı.Ben, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir öğretmen  olmak zorunda olduğumu hissediyordum. Bunu  birileri bana   söylememişti, ama ben böyle olmasını istiyordum. Zor da olsa tüm bunlarla başa çıkmayı ögreniyordum.Dünya tatlısı  oğlum küçücüktü ve bana ihtiyacı  vardı, o da yenidünyasını tanımaya, öğrenmeye çalısıyordu .Eğitimciliğin dıştan göründüğü kadar kolay olmadığını kısa sürede anladım. Ben zorları seviyordum ve baş etmeye  başlamıştım . Hepsini başaracaktım ne pahasına olursa olsun.

Okulların  karışık, boykotların bol, saldırıların çok, baskıların bitmediği dönemin öğretmeniydim.Olsun ben öğretmeyi seviyordum,öğrenmek kadar. Bayan olmak, çalışma hayatında ve bizim gibi  toplumlarda çok zordu. Diğer cinslerimizle  aynı işleri yapıyorduk, hatta fazlasını. Bilmem neden daima ikici plana atılmak isteniyorduk.‘’Öğrenirsem anlatacağım’’desem yalan olurdu ama sonrasında ögrendim ki güçlüydük,yaratıcıydık ,üretkendik her şeyden önce… işte bunlardan .Bu konuda eşimle aynı fikirdeydik neyse ki. Yalnız evin dışında uğraştım bu sorunlarla.Yanımda tek desteğim, gücüm hep eşimdi.  

O günlerde yapmak istediğiniz işleri,önerileri,yöntemleri önce sorgularlardı. Sonra taktir ederler miydi, derseniz bilemem.İlk yıllarımda  okulumuzda dışardan bitirme sınavları yapılıyordu. Yüzlerce kağıt incelemek zorundaydık. Birinci incelemeden sonra ise tüm sınav kağıtlarının isimleri kapatılarak ikinci incelemeye geçilecek. Öğretmenler söylenip duruyorlardı; ‘’nasıl yapıştırılır bu  kadar kağıt zor’’diye.

Yeni  ögretmeniz ya!  hemen bu görevi bana verdiler. Olur dedim. Neden zor geliyor acaba diye düşünmeden edemiyordum.Nesi zor ki diye soruyordum kendi kendime. Bir tomar  kağıdı aldım, hemen kenarlarını kaydırarak elli atmış kağıdı o kocaman masaya dizdim.Yapıştırıcıyı hepsine birden sürdüm ve hızla hepsini arka arkaya yapıştırdım.İki,üç kez aynı işlem tekrarladıktan sonunda tüm kağıtlar yapışmıştı. Yaşlı,sevimli,babacan bir tarih öğretmenimiz vardı. Koca göbeğiyle bana dönerek ’’genç bayan, sen kaç yıllık öğretmensin?’’diye sordu. Bu bir iltifatmıydı anlayamadım ama yavaşca beş aydır öğretmenlik yapıyorum diye cevap verdim.İnanmamış gibi, baktı baktı ve uzun uzun bir’’ aferin’’ dedi. İyi bir eğitimci olmaya gayret eden ben gururlandım doğrusu. Okulların, toplumun böyle karışık bir döneminde aynı okulda çalışmayı sürdüre bilen öğretmenlerden biri de bendim.Okul idaresi ile çok anlaşabildiğim söylenemezdi, doğru bildiklerimi savunmaktan asla taviz vermediğim için beni pek sevmiyorlardı. Dik kafalılığımdan da çekiniyorlardı sanıyorum. Fırsat buldukca idarecilik vasfını kullanarak ezmeye çalışıyorlardı.

Oğlum üç yaşına ulaşmıştı, çok güzel konuşuyordu, gülünce gözleri gülüyordu. O büyürken onun bir kardeşi,bizimde ikinci bir çocuğumuz olsun istemiştik.Bu kararı alırken çok düşünmüştük, çalışma hayatıyla birlikte ikinci bir bebek, ikinci bir masraf ,demekti . Bütün bunlar doğruydu. Yinede ikici bebek benim ve eşim için kaçınılmaz bir arzuydu. İsteğimiz gerçekleşmişti ,artık bir bebek bekliyorduk.Bir süre sonra onun varlığı dışarıdanda belli oluyordu ,bol giysilere geçmiştim.Sağlığım iyiydi, her şey yolunda gidiyordu. Bu arada okul müdürümüzle aramız iyice açılmıştı.Öğrencileri koruyorum diye bana olan saldırılarını artırmıştı. Olsun direnmeliydim, kaybettiğimiz, sokaklara ittiğimiz her öğrenci benim yüreğimi açıtıyordu. Onları kendi evlatlarım yerine koyduğumda,yüreğimin üzerine bir fil oturmuş gibi hissediyor ve ağlamaklı oluyordum. Onların yaptıklarını hep onaylamıyordum ama yinede büyük cezaları hak ettiklerini sanmıyorum.Karnımda taşıdığım bebek belkide birazdaha sinirli olmama neden oluyordu.
Pek çok ayrıntıyı hesaplamıştık.Bebeğim yarıyıl tatilinde düyaya gelecek, sınıflarım böylece boş kalmayacaktı..Kış bebeği -bebek diyorum cinsiyetini bilmediğim için,o zaman öyleydi-zordu, bulunduğumuz kent soğuktu. Kış uzun sürüyordu. Okul idaresine dayana bilmek için, acaba kış uykusunamı yatsaydım? Düşünmeme sansür yoktu nasıl olsa.

Her sene il çapında müdürler,İl Milli Eğitim Müdürü Başkanlığında toplanırlardı. Görevlerinden biri de okulların öğretmen ihtiyaçlarını araştırıp,okullar arasında öğretmen dağılımını yapmaktır.O yıl da Endüstri Meslek Lisesinin fizik ögretmenine ihtiyacı varmış. Bu fırsat ,fırsattır deyip sayın okul müdürümüz beni  vermiş ve kurtulmuş kendince. Üç ay sonra bebeğim olacak, yeni bir yer,yeni  arkadaşlar edinecektim.Biliyordum zor, ama olsun,‘’okul okuldur,’’ dedim ve gidecektim.Yinede içim huzursuz ve kırgındı.

Geceyi tavşan gibi gözlerim açık tavandaki pütürleri saymaya çalışarak geçirmiştim. Bazen düşünmeden edemiyorum,geçmişi hatırlarken, iyi veya kötü anılar nasıl insanı gülümsete biliyordu.Kabuk bağlayan yaralar gibi,kabuğu düşünce altı ilk anki gibi acımıyordu. Oğlumu sevdim okşadım,bakan teyzemize bıraktım. Düştüm yollara.

Seher Hanım ın odasına girdiğimde hala gülüyordu. Çayını  yudumlayıp sigarasını içerken eliyle işaret ederek  koltuğa  oturmamı istemişdi.Biraz sakinleşip,gülme krizi gecince bana da bir çay söyledi ve başladı anlatmaya .’’Bekir Bey çok iyi bir müdürdür,bugünden gözün korkmasın. Yalnız bazı prensipleri var, bunlarında yerine getirilmesini ister tabi ki. Çalışanı her zaman korur ve kollar, ama asla dersler boş geçmesin,buna dayanamaz.Bunun içinde kendince bir yol bulmuş. Evli veya bekar genç bayan öğretmen pek istemiyor. Müdürler kurulu toplantısında ben de vardım, bunları israrla tekrarladı durdu. Ne edip eyleyip eski müdürünüz sizin buraya kabulünüzü sağladı. Bunun üzerine Bekir Bey hamile olup olmadığınızı sordu, hemde iki kez, her seferinde hayır cevabını aldı eski müdürünüzden.Bekir Bey de istemeye istemeye de olsa kabul etti.Üç gün sonra sizi kocaman karınızla karşımda görünce,kendimi gülmekten alamadım. Kusura bakmayın ne olur’’dedi. O zaman anladım ki benim dışımda benimle ilgili,gelişmeler çokta hoş değilmiş. Seher Hanım gülmekte haklı, bende olsam gülerdim sanıyorum.Müdür Beyin, karnı burnunda beni karşısında görüp şok olmaması biraz imkansız görülüyordu.Ne kadar oturup oturup kalksa yeriymiş.İkisine de kızamıyorum,diyecek bir şey de bulamıyorum.

Ben çalışmaya başladım. Bütün koşullar güzel olmasada sınıfıma girince hepsini unutuyordum.Tüm gücümle kendimi hep daha iyi olmaya odaklıyordum. Öğrenciler ve öğretmenlerle iyi bir uyum yakalamıştım. Hiç rapor almadan ,yarı yıl tatilinde bir kız çocuğu dünyaya getirerek  ikinci döneme başladım.

Nöbetci olduğum günlerden birinde,Bekir Bey bana yaklaşıp gür sesiyle’’öğrenciler derse girdikten sonra size bir kahve ikram edeyim.Zaten size bir özür borcum var,gecerli olurmu bilmiyorum.’’dedi. Gülümseyerek olur müdür bey geliyorum dedim.
Böylece  aramızdaki  buzlar erimişti.Artık binalar da,ağaçla da korkunç ve devasa  görünmüyordu gözüme.

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile