FEVZİYE AKPINAR
Hayat hiçbir zaman güllük gülistanlık değildir. Aslında bu durum koşullarımızın yanı sıra; biz insanların bakış açısında gizlidir. Ne zaman bir olay karşısında çaresiz kalsak, karamsarlığa teslim olduğumuz anda, zaten bizim için açık olan tüm yolları kendi ellerimizle kapatmış oluruz.
Evet bazen çözüm üretmek, soğuk kanlı olmak yada hayata espri ile yaklaşmak her zaman kolay ya da mümkün olmayabilirim. İşte bu noktada, Hayatın ne kadar kısa ve yaşamaya değer olduğunu, Yaşadığımız her olay ve karşılaştığımız her kişide aslında bizler için var olan fırsatlar bulunduğunu, görebilmemizde gizlidir. Ancak bu noktada da bakmak ve görmek arasındaki ince çizgiyi de göz ardı etmemek gerek. Her zaman hoşuma giden bakış açılarından birkaç örnek vermek isterim.
Nasıl-ki; bir bardaktaki su yarıya kadar dolu ise çoğu olumsuz psikolojideki insan, bu durumda bardağın boş kısmını görecektir.Oysa-ki; bardakta var olan su ile hala var olan umut elimizde ve görebileceğimiz noktadır.Yarı kapalı olan bir pencere den içeri doğan ışık ve güneş için de aynı durum söz konusudur...
Hayata olan inanç ve mücadele ve hatta başarı gücünün; insanda ne denli önemli bir faktör olduğunu açıklayacak bir de hikayem var..
BAŞARI’nın SIRRI İNANMAKTAN GEÇİYOR...
İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl! sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller'e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller'e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırı! lmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona do ğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.
Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti. Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı. Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok...
İşte bu hikayem de; İnsanın ELİNDEKİLER İLE YETİNEBİLMESİ’ne En Güzel Örnek...
Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaslı bir kari kocayı gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar... İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım.
Yüzlerinde bir tebessüm vardı... Evin halinden ve kari kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu...
Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize..'
Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz' Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum... Öyle ya,' Ask bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz' diye dırdır etmek, şikayet etmek yerine, 'Kanepenin sağlam tarafını paylaşmak' değil midir?...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

