Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Hayatın renkleri
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

Hayatın renkleri

e-Posta Yazdır

Güneşin insana mutluluk verebileceğini biliyor muydunuz? Evet, veriyor. Hatta insanın umut dolu olmasını ve yaşamak arzusu ile donatılmasını sağlıyor. Her sabah insanları derin bir sevinç ile uyandıran ve onlara gün boyu arkadaşlık eden güneş, bugün beni erkenden kaldırdı.

Ah evet derin bir sevgiyle uyandım. Güneşi seviyorum. Sıcak havalarda bizi kavursa da onun yaptığı iyiliği, dostluğu unutamam. Çalar saatin çalmasına daha on dakika var. Ama ben uykumu yeterince aldım ve tekrar yatmaya niyetim yok. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi giyindikten sonra saate bakıyorum, sadece yedi dakika geçmiş. Ah çok hızlıyım. Odamı topluyorum, güneşliği çekiyorum ama saat ilerlemiyor. Sanki zaman durmuş gibi. Kızlarımın odasına ilerliyorum. Bunu yapmamdan nefret ediyorlar ama ne yapayım elimde değil.

—Tuğba, bugün ne yapacaksınız? Kızım uykulu cevap verir.
—Anne bir git başımdan. Bu cevap beni tatmin etmez.
—Kızım bak, kahvaltını yaptıktan sonra hiç vakit kaybetmeden İngilizce çalış tamam mı? Kardeşine söyle o da evi toplasın. Kuki’yi de yıkasın. Anneannen bir şey isterse yardım etsin. Sende çok çalış. Aman anneciğim vaktini boşa harcama.
Ve küçük kızım çileden çıkar.
—Anne bir git başımızdan. Gece hiç uyumadım zaten.
Diğeri de ondan eksik kalmaz.
—Anne yeter valla. Ne olur git, tamam yapacağız her şeyi.
—Pekâlâ. Yine tatmin olmam ama neyse. Saate bakıyorum daha vakit var. Şimdide diğer kızımın yanına gidiyorum. Kuki, bakayım o da uyuyor. Kapıyı kapatıyorum, uyanıyor. Bu sefer bilerek yapmadım. Şefkat isteyenlerden biri de bu. Beni görür görmez patilerini kaldırıyor ve ince ince havlıyor. Yanına gidiyorum, ah hayır üzerime atlıyor. Yaramaz köpek pantolonumu mahvetti. Neyse biraz uzaklaşıyor öyle seviyorum. Benden bir şey istediği belli. Yine her sabah ki aperatifimizi yiyoruz, salatalık. Kendi bahçemden koparıp alıyorum ve bir tane de Kuki için. Sanki dünyanın en güzel salatalığı. Kuki artık beni unutuyor ve bayılarak yediği salatalığıyla oynamaya başlıyor. Saate bakıyorum altıya on var. Vakit geldi. Kapının önüne çıkıyorum ve işte komşum geldi.


—Günaydın Ata Bey. Nasılsınız?
—İyiyiz, siz nasılsınız?
—Teşekkürler, iyiyiz. Bugün hava biraz esecek gibi gözüküyor. Yağmur falan yağarsa çok rahatlayacağız.
—Kesinlikle. Düne göre biraz daha serin. Yine ansızın bir yağmur başlayabilir, kim bilir.
Komşumla da günlük konuşmamızı yaptık. Ve işte beni düşüncelere sürükleyen, hayaller kurmamı sağlayan yollar. Arabadan iniyoruz.
—Hadi iyi işler size. Teşekkürler.
—Bir şey değil, size de iyi işler.

Komşum otobüs durağına gidiyor bende tramvay durağına gidiyorum. Ve işte o yollarda kurduğum serüvenler başlamak üzere. Tramvay geldi. Benim gibi bir on kişi daha erkek, bayan herkes işine gidiyor, asık yüzlerle. Belki de herkes işini severek yapsaydı, yüzlerdeki asıklığın yüzünü bir tebessüm alırdı. Bakıyorum ve bir boş yer. Yanımda duran bayandan önce davranmam, onu biraz rahatsız ediyor. Asık olan suratını biraz daha asıyor ve ben oturarak hayallere dalıyorum, o ayakta sallanarak düşlerini kuruyor. Benimde hoşuma gitmiyor saat beş buçukta kalkıp, bir saatlik yolu çekip, on iki saat şehrin bir köşesinde çalışmak ama yaşam dediğimiz döngüde rutin sıkıntılar kadar güzellikler, sevinçlerde var. Ama yine de daha şimdiden akşam yediyi beklemekten kendimi alamıyorum.

Ama inanıyorum ki kızlarım için harcadığım bu çabalar, sarf ettiğim emekler asla boşa gitmeyecek. Kızlarımla da avunduktan sonra gözlerim sürekli ağlayan bir oğlan çocuğuna ve onu sussun diye sürekli döven annesine takılıyor. Annesinin yaptığı şeye anlam verememekle beraber oldukça yoğun bir pisliğin içinde yaşadıklarını da düşünüyorum. Sanki herkes uyandıktan sonra elini yüzünü sabun ve suyla yıkasa tüm sorunlar, tüm mutsuzluklar gidecekmiş gibi geliyor bana. Belki suyun ve sabunun önemi bu insanlara bakılıp anlaşılsa, şu asık suratlı insanlar suratlarını asmayı bırakıp biraz şükrederlerdi. Böylece pozitif insanların sayısı da artardı. Aslında bu ibret verici görüntüler gün geçtikçe bana komik gelmeye başlıyor. Hakikaten komedi ustalarına malzeme olabilecek bir tramvay dolusu insan var. Tabi bütün bunların sebebi de ailede doğru olmayan davranışlar. Çocuğa verilmesi gereken eğitimin verilmemesi. Ama herkes başka hayat standartlarında yaşadığı için herkesi aynı kefeye koymak doğru olmaz. Tabi bunların yanında kendilerini acındırıp bilet tutmayan insanlarda var. İşte onlarda bedavacı topluluktan birkaç parça. Yani sizin anlayacağınız kırk dakikalık tramvay yolculuğum her türden insanların bulunmasıyla çok renkli geçiyor. Tabi her gün bu manzarayla karşılaşmakta beni boğuyor. Ama hayatım sadece ev-iş arasında olmadığı için nefes alacağım yerlerde de nefes alıyor, kendimi daha güçlü hissediyorum. İşte geldik, iş yerine yürümem gereken kısa mesafeyi yürüdükten sonra çalışan arkadaşlara güçlü bir ‘günaydın’ diyorum. Onlarda uykularını açmaya çalışarak ‘günaydın’ diyorlar. Hep birlikte iş yerimizin bahçesinde güzel bir kahvaltı yapıyoruz, taze havada. İyice kendimize geliyor ve hemen bizi bekleyen işlerimizin başına geçiyoruz. Raporlar, evraklar derken öğleyi buluyoruz. Öğlen mola veriyoruz ve ben öğrencilerin yanına gidiyor, onlarla sohbet ediyorum. Dışarıdan sesler geliyor. Ters giden bir şeyler var. Bakmam lazım. Aşağı iniyorum, indim. Bir oğlan ve bir kız kavga ediyor. Oğlan kızın kolundan tutuyor. Kız oğlanı itekliyor ve bu satırları yazan Ayşenur’da olay yerine doğru hızlı hızlı ilerliyor. Kız ve oğlan ayrılır, kız koşa koşa binaya çıkar. İşim kız öğrenci yurdunda müdür yardımcılığı yapmak. Sabahtan öğleye kadar bana verilecek olan raporlarla uğraşırım. Sonra öğrencilerle konuşur, sıkıntılarını ve şikâyetlerini dinlerim. Yapılabilecek çözümleri arar, onlara söylerim. Kiminin aile problemi, kiminin okul problemi, kiminin ders problemi, kiminin de karşımda duran ve sakinleşmeye çalışan Ali’nin ki gibi aşk problemi var. Anlat bakalım Ali, sorun ne? Ali hem ağlar, hem heyecanlanır, hem de biraz çekinir ama sonunda bana tümüyle açılmaya karar verir.

—Hocam, biz Ayfer’le üç senedir beraberiz. Birbirimizi de çok seviyoruz. Neden ayrılmak istediğini anlayamıyorum. Bu kadar çabuk bitemez. Hayır hocam, böyle kolay bitemez. O bir kere de bitirmeyi göze alabiliyor ve kolayca unutabiliyor. Ama ben unutamam hocam. Ben nasıl unutuyum.

Sakinleş Ali. Hayat sadece Ayfer’den ibaret değil. Dünya da daha bir sürü Ayfer var. Hem bazı Ayfer’ler sarışın, mavi gözlü. Bazısı da esmer, kara gözlü. Bazısı seni senden çok sever. Bazısı da iki günde vazgeçer. O yüzden Ali kafana takarsan kendine yaparsın. Demek ki yeterince değerli değilmişsin onun için. Boş ver, gençsin. Aşk her yerde bulunur. Kendine gel ve silkelen. Hayat güzel ve devam ediyor. Sende yakışıklısın ve devam etmen lazım. Anladın mı beni? Ali, öğütlerimi her an değişen yüz ifadeleriyle dinliyor ve sonunda kararını veriyor, gidiyor.

Kız öğrenci yurdun da müdür yardımcısı olmak hem iyi hem üzücü. Bir kere çoğu yetki bende olunca çok fazla sorun yaşamıyorum. Geriye kızların yanlış yolda olduklarını görüp onları uyarmak kalıyor. Üzücü olan ise yanlış yolda olduklarını görmek. Yurtta çalışmak benim ikinci işim. Bir önceki işim dershanede memur olarak çalışmaktı. Orda daha çok şeyler yaşanırdı. Mesela Müdür Bey’le sık sık sürtüşürdük. Gördüğüm hataları pat pat yüzüne söylemem ’Hayır hocam sizin hatanız, siz yanlış yapmışsınız’ demem, Müdür Bey’ kahkahaya tutardı. Benim rahat davranmam iş yerindeki gergin havayı bir an da dağıtırdı. İşte ne güzel ki bu iş yerimde de fazla sorun yaşamıyorum. Öğrencilerle iyi anlaşmamın, onları iyi anlamamın sebebi, benim de bir anne olmamdır elbet. Benimde kızlarım olduğu için onları iyi anlıyor, tam olarak ne istediklerini biliyorum. Kolayca empati kurabiliyor, onlara yardımcı olabiliyorum. Olaylara farklı pencerelerden bakabiliyorum. Bu da bana çözümlemeyi daha kolay yapabilmeyi gösteriyor. Ayfer’in sevgilisi Ali’ye yardımcı olmam onu alıp yurdun bahçesinde konuşmam diğer çalışanları şaşkınlığa uğratıyor ve ‘yurt içi servis bitti, şimdi de yurt dışı hizmete mi başladınız?’demelerine marus bırakıyor. Birçok şeyde diğer çalışanlardan farklı düşünmem bana özel olduğumu hissettiriyor. Elbette bu da yeni bir enerji veriyor.

Gün böylece bitiyor ve ben tekrar düş kurmaya, tramvay yoluna yöneliyorum. Yurttan durağa olan mesafe bu sefer çok yorucu geliyor. Dönüş yolu bitiyor ve evime geliyorum. Hemen üstümdeki sıkıcı şeyleri çıkartıyor, rahat pijamalarıma kavuşuyorum. Kızlarımla beraber aşağı katta oturan annemgile iniyoruz. Hep beraber yemek yiyor ardından çay içiyoruz ve ben anca kızlarıma günlerinin nasıl geçtiğini soruyorum. Kızlarım çok yorgun olduğumu görüyorlar ve bana hizmet ediyorlar. Biri omzumu ovuyor, biri çayımı döküyor. Ve bende bir kez daha ne kadar şanslı olduğumu görüyorum. Zil çalıyor, evet tahmin ettiğim şey. Kız kardeşim ve henüz bir yaşında olan yeğenim gelmiş. Gelir gelmez dövüyor beni. Zamanla alışıyor tabii sevmeye. İşte yeğenimle de bir saat oynadıktan sonra kızlarımla beraber evimize çıkıyoruz. Ona kadar da kızlarımla sohbet ettikten sonra, hasretini çektiğim yatağıma gidiyorum. Derin bir uyku çekiyorum ve ertesi güne zinde kalkıyorum. Bugün iş yok ama program var. Haftada bir gün izin günüm var. İşte ben bu izin günümde bir televizyon programı sunuyorum. ‘Hayatın Renkleri’ adlı programa birbirinden değerli konuklar çağırıyorum. Kimi tiyatro sanatçısı, kimi şarkıcı, kimi öğretmen, kimi zamanda kızlarımı çağırıyorum programıma. Sadece bu programla sınırlı kalmıyor 23 Nisan, 19 Mayıs gibi önemli günlerde yapılan büyük programları da sunuyorum. Bu programlarda vali, vali yardımcıları, kaymakam ve belediye başkanları gibi önemli kişiler yer alıyor. Bu faaliyetler sayesinde de oldukça önemli bir çevre ediniyorum. Sadece programlarla da sınırlı kalmıyor elbet. Programların bir de yemeği oluyor. İşte o yemeklerde kızlarımla beraber hayatın nefes almak için bize şanslar verdiğini anlıyor ve bunu çok iyi kullanıyoruz. Yemekler oldukça keyifli geçiyor. Bazen bu yemekler eğlenceye de dönüşebiliyor. O zaman küçük büyük herkes eğlenmeye muhtaçmış gibi kurtlarını döküyor. O anlarda gerçekten daha çok şeyler yapabilecekmişim gibi hissediyorum. Ve inanıyorum hayatımı yurt işiyle rutine bindirmeyeceğim. Yaşım kaç olursa olsun kendimi geliştirecek, kızlarımla beraber dünyayı gezeceğim. O anlarda enerji toplanmazda başka ne yapılır?

Eve yorgun argın dönüyoruz ve direk yatağa. Tatlı yorgunluğumuzu derin bir uykuyla atıyoruz. Devlet tiyatrosunun kadrolu seyircisi olduğumuz için hafta da bir gün de iş çıkışı tiyatro izlemeye gidiyorum, kızlarımla beraber. Yine yorgun oluyorum ama o keyifi, o sanatsal keyifi ailecek paylaşmak tüm yorgunluğumu alıyor. Sadece bu da değil; Konya’ ya gelen büyük orkestraların yanı sıra, kızlarımın konserlerine veya benim sunuculuk yaptığım konserlere ailecek gidiyor, çok keyif alıyoruz. Konserlerin ve tiyatroların kadrolu seyircisi olmak bizi sadece izleyici yapmakla kalmıyor elbet; sanatçılarla konuşuyor, onlarla dostluk kuruyoruz. Kimileriyle bahçemizde oturup yemek yiyor, kimileriyle dışarda görüşüyoruz. Böylece çevremiz tekrar genişlemiş oluyor. Hem bu sefer sanatsal bir çevre…Böyle güzel şeyler elbette ki bana enerji, mutluluk, huzur veriyor. Samimi dostluklar kurmak da ayrı bir sevinç veriyor. Kızlarımın ödevleri oluyor sanatçılarla irtibata geçiyorlar. Onlar da kendi ayakları üzerinde durmayı öğreniyorlar.

Kızlarımın her ikisinin de okullarında okul aile birliğindeyim. Onların sayesinde okulun yemeklerine ve eğlencelerine de katılıyorum. Saat on iki oluyor, kızlarım evden arıyorlar: ‘ Nerdesin?’. Kızlarım telaşlı. ‘ Eğlence daha bitmedi, iyiki varsınız’. Onlar olmasaydı belki bu kadar pozitif olamazdım. Belki hayatı bu kadar iyi kucaklayamazdım. Bu yüzden birçok şeyi onlara borçluyum.

Yemeklerde bulunan öğretmenler, müdür, müdür yardımcıları ve velilerle birlikte bazen de bizim bahçede buluşuyor, keyifli saatler geçiriyoruz. Yemek yiyor, eğleniyoruz. Evimizde birçok enstruman bulunduğu için öğretmenlerle kızlarım bu anlara müzikle eşlik edip, adeta renk katıyorlar. Öyle anlarda birde şu aklıma geliyor; eşimden ayrıyım, tüm yük omuzlarımda, iki tane kızım var, geçinmesi gereken bir de evim. Belki bazı insanlara zor gelir böyle şeyler. Ama benim herşeyden önce çok iyi bir ailem var. Çoğu sıkıntılarımızı gideren, konserlerimize bizimle beraber gelen, sevinçlerimize ortak olan bir annem, bir babam, bir kız kardeşim ve iki erkek kardeşim var. Onlar dayanabileceğim sağlam dallar. İşte ilk olarak bundan şanslıyım. Sonra iki tane birbirinden güzel ve başarılı kızlarım var. Onlar da dayanbileceğim diğer dallar; şansıma şans katan. Ve bizi her anda kucaklayan, yaşamamızı sağlayan, bize şevk ve neşe veren en önemli şey ‘ doğa’ var. Doğaya tam anlamıyla aşık bir insan olarak yeryüzünde bulunan her nimetten güç alıyor ve bu güçlülüğümü kızlarıma da aşılamaya çalışıyorum. Ne müthiş ki onlarda doğanın kucağına gelen ve toprak anaya aşık iki kız. İşte onların böyle güçlü olmaları, hem de küçük yaşta babalarının terk etmesine karşın asla yılmayıp çok çalışmaları ve hep gülen gözlerle bana bakmaları beni güçlü kılıyor. İster istemez insan hayata daha da pozitif bakıyor, kendiyle gururlanıp neler yapabileceğini etrafa gösteriyor. İşte bende böyle anlarda kendimle gururlanıyorum ve insan kendini mahveder veya yaşatır felsefesinin altını çiziyorum. İnsanlar da ailecek böyle güçlü olabilmemize hem şaşırıyor hem seviniyorlar. Ben yedi sene önce boşandım. İlerleyen yıllarda boşananların sayılarının çok arttığını görüyorum ve çok üzülüyorum. Çünkü böyle durumlarda en çok etkilenenler çocuklar oluyor. Eğer anne ve baba birbirlerine karşı saygılı olurlarsa belki de birşeyler anlaşılabilecek, çözümlenebilecek. Benim kızlarım da birer mağdur olarak böyle şeylere üzülüyorlar ama yaşadıklarından da olumlu şeyler çıkarıyorlar. Bu da onları başarılı kılıyor.

Büyük kızım piyano yarışmasında Türkiye dördüncüsü oldu. Liseyi birincilikle bitirdi ve üniversiteyi de birincilikle kazandı. Küçük kızım da iyi bir kemanist, okul biricisi ve örnek öğrenci. Liseyi şehir dışında okuyor, ilk senesi bitti ve birincilikle bitirdi. Tüm bunlar boşandıktan sonra oldu. Onların böyle başarılı olması üstelik tek yardımcılarının ben olmam diğer velileri şaşırtıyor ve şu soruları sormalarına neden oluyor:

‘Ayşenur Hanım, çocuklarınız nasıl böyle başarılı olabiliyorlar?’ ‘Siz psikolojik destek almadan nasıl böyle güçlü kalabiliyorsunuz?’
Psikolojik destek mi? Ne gerek var ki! Psikolojik destek dedikleri şey zaten insanın yaşadıklarından çok fazla etkilenmemesi ve hayatlarında kalıcı izler bırakmamasını sağlıyor. Beni bir kere kendimle barışığım, iki tane kızım var ve doğaya aşığım. Onlar bana en büyük destek zaten. Doğanın ve onların verdiği enerji bana yetiyor hatta artıyor bile. Onları çok seviyorum ve gurur duyuyorum. Çocuklarım başarılı, çünkü ben güçlü bir anneyim. Hayatta yaşadığım sürece her pencereyi açık tutarım. Çünkü cenneti görebilmem, cennetten parçalar bulabilmem lazım. İşte o zaman hayatın bir anlamı oluyor. O zaman yaşam denilen şeye doyuluyor ve mutluluk nedir anlaşılıyor. Başımızdan kötü olaylar geçiyor. Zaten kötü şeyler atlatmışsın, daha ne diye düşünüp kendini üzesin ki! Zayıf olmak acizliktir. Ancak aciz insanlar kendisini üzmekten zevk alan insanlar yaşadıkları şeyde takılı kalırlar. Halbuki dünyadaki güzellikleri bilse, zaten görüyor ama bilse, hissetse belkide dünyada mutsuz insan kalmaz. Belkide değil kesin kalmaz. Her gün bir macera, hergün yeni bir soluk. Her gün yeniden doğan güneş bile bir gün bulutların arkasına çekilmek zorunda kalıyor. Ertesi günse bizi soğuktan kurtarabilmek için var gücüyle tepede kalmaya çalışıyor. İnsanlar da güneş kadar, güzelliğini bozmamak için uğraşan çiçekler kadar hatta yaşam mücadelesi veren ekosistemde bulunmak için gece gündüz uyumayan hayvanlar kadar çaba harcasa, dünayanın aslında yaşanabilecek bir yer olduğunu görecekler. Ve bu da elbette onlara güç verecek. İşte o zaman her sabah sağ uyanmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu görecekler. Böylece saçma sapan şeylere üzülmenin, Ayfer ve Ali gibi geçmişe takılı kalmamanın ne kadar önemli olduğunu bilecekler.

Psikolojik destek mi? Ah evet, çok lazımdı.
Güçlü olmak, yaşanan şeylerden olumsuz olanları ayıklamak olumluları elle tutup çıkarmaktır.
Güçlü olmak, rutin olan hayatı renkli hale çevirmektir.
Güçlü olmak, etrafa pozitif enerjiler yaymaktır.
Güçlü olmak, genç hissetmektir.
Güçlü olmak, mutlu olabilmektir.
Ve güçlü olmak, dünyadaki cennetten parçaları bulabilmektir.

Eğer merak ettiyseniz diye size benim hayatımda olan cennetten parçaları söyleyeceğim. Mesela; sıcak havada tatlı tatlı esen bir rüzgar, çocuklarımın başarısı, kışın açken içilen o sıcacık çorba, yeğenimin gülüşü, annemle babamın sevinci, bahçemde yetişen türlü türlü meyveler…ve benim her alandaki başarım!

Zengin olmayabiliriz. Yaşamak için çok çalışmak zorunda kalabiliriz. Çocuklarımız veya yakınlarımız hastalandığında günlerce uykusuz kalmak zorunda da olabiliriz. Ama o anlarda elimizdekilere bakıp yetinmeyi bilirsek, çocuklar gibi mutlu da olabiliriz.

Yaşam dediğimizde bu değil midir zaten! Ben şu anda elimdekilere bakıyorum. Bakıyorum, a evet , kızım sınavı kazanmış,çok güzel. Aa o da ne yeğenim konuşmaya başlamış, küçük kızım da konser provalarıyla çok mutlu. Evet, herkes de benim gibi yetinmeyi bildiği için bende çok mutluyum. Bir şey daha, dostum güneş odamdan içeri sızıyor ve bana yeni bir umut olmak için beni erkenden kaldırıyor. Yeni bir umut, yeni bir gün. Dünle arasında bir fark var mı?...Aa evet. Bugün yeni bir gün. Bakalım…

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile