Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Umudunu yitirme
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 

Umudunu yitirme

e-Posta Yazdır

EDA ALTAN

Yıl 1998, liseden yeni mezun olmuşum ve ailemin umutlarını boşa çıkarmayarak İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmışım. Devlet lisesinde 2 yıl yabancı dil bölümünde okumuş olmama rağmen eğitim bakanlığının bir türlü öğretmen atamaması nedeniyle bu 2 yılın 1,5 yılı boş ders olarak geçmiş, son yarım dönemde tatlı mı tatlı Müge hocamız ve elbette bana burs vererek kabul eden, adını reklam olmasın diye yazamayacağım dersanem sayesinde sınavı kazanmıştım. Üniversite sınavını kazandığımı part time olarak alışveriş kredi kartı pazarlaması yaptığım işyerinde öğrenmiştim. Üzerimde o zamanın modası sütlü kahve renginde balık modeli bir etek ve uçuk sarı tonlarında bir bluz vardı hiç unutmam.

Herkes beni tebrik ediyor, yanaklarımdan öpüyordu. Yaşım henüz 17 idi. 17 yaş yazı ilk işe başladığım yazdır. Ülkemdeki ekonomik çalkantılar nedeniyle bir gece de devalüasyon olup paramızın pul haline geldiği zamanlar babam da bu fırtınadan nasibini almış ve akabinde oluşan kriz nedeniyle tüm malvarlığımızı kaybetmiştik. Mecbur kolları sıvadık ve ailecek çalışmaya başladık. Ve nihayet ekim ayı geldiğinde kitap kalemleri kapıp fakültenin kapısına dayandığımızda hayatımızın en büyük şokunu yaşayacağımızı bilemezdik. İlk ders Metin Çözümlemeleriydi. Sınıfta 65-70 kişi var ama oda taş çatladı 15 metrekare.

 

Dipdibe soluk soluğa ders dinliyoruz ama o da ne, ben gram bişey anlamıyorum. Düz lise mezunuydum, dersler boş geçip de sadece sınava odaklı konuları çalıştığım için sınavı kazanmıştım ama İngilizce tek kelime anlamıyor, cevap veremiyordum. İlk ders bitti, büyük bir umutsuzlukla eve doğru dönerken ağladım. Ben bu bölümü nasıl bitirirdim? Bir sonraki sene tekrar sınava girip başka bölüm yazsam bunu evdekilere nasıl derdim, nasıl üzerdim onları? Bir an önce mezun olup çalışmam gerekiyordu, iflas etmiştik, babam işini, oturduğumuz evi, arabamızı kaybetmiş derin bir bunalıma girmişti. Annem, babama varlıkta da yoklukta da seninleyim demiş çalışmaya başlamıştı ama nereye kadar, daha iflastan 5 ay kadar önce ameliyat olmuştu ve sancı içinde işe gidip geliyordu. Bişey diyemezdim mecbur devam edecektim aynı bölüme ama nafile, derslerden hiçbir şey anlamıyordum ve ilk yıl 16 dersin 12’sinden kaldım. Sınıfı tekrar edeceksin dediler, tabii ilk yıl olduğu gibi ikinci yıl da çalışmak zorunda olduğum için derslere gidiyor ama kalan zamanlarda iş yerinde olduğum için fazladan okuma yapamıyordum. Ne işler mi yaptım o yıllarda? Önce garson olarak çalıştım.

Dilim gelişsin diye Sultanahmet bölgesindeki restaurantlara başvurdum, hani bir iki turist ile laflarsam dilime katkısı olur diye. Yabancı dil okuduğum için hemen kabul ettiler. İlk günler turistlere uzaylı gibi baktığımı hatırlarım, neyse ki günler geçtikçe kulağım alışıyor bir iki kelime daha fazla konuşabiliyorum derken bardaki arkadaşım işten ayrıldığı için bana o görevi teklif ettiler. Kabul ettim, iyiki de öyle yapmışım, tüm öğrencilik yıllarımda barmaid olarak çalıştım ve iş hayatımın en keyifli dönemleriydi. O süreçte 1.sınıfı 2 kere tekrar ettiğim için bölümdeki hocalarım bir dil kursuna gitmemi tavsiye etmişlerdi. Evet şaka gibi geliyor kulağa değil mi? Dil bölümünde okuyorsun ve dil kursuna gitmen tavsiye ediliyor. Ve gittim, çünkü dil derslerini verebilirsem edebiyat derslerine geçiş yapabilecektim ve edebiyat benim en sevdiğim alandı, kesin başaracaktım. Öyle de oldu.

Edebiyat derslerimin hepsini zamanında vererek ilk yılı 2 kere tekrar etmemi saymazsak 4 yılda mezun olmuştum. Mezuniyetime katkı sunanlardan birisi de güzel yeşil gözlü, şen şakrak sınıf arkadaşım Yasemin’dir. Terazinin iki kefesi gibiydik o yıllarda, o bana dil derslerini ben ona edebiyat derslerini anlatırdık, ben özel sektörde çalışıcam derdi, ben ise öğretmen olacağım derdim; O öğretmen oldu ben ise özel sektörün türlü türlü alanlarında boğuşuyorum. Sağolsun kendisini hep minnetle anarım, şimdilerde evlendi, bizi bekarlar kulvarında yalnız bıraktı, kendisine ömür boyu mutluluklar diliyorum. Mezun olmuştum olmasına da artık barmaid olarak çalışamaz, kendime alanımla ilgili doğru düzgün bir iş seçmeliydim. Öğretmenlik yapma hakkımız vardı; ancak 1 yıl daha okula devam edip öğretmenlik için gerekli sertifikayı edinmem için zamanında hatırı sayılır bir meblağı da okula yatırmam gerekiyordu, bunu öğrenir öğrenmez vazgeçtim zaten. Paramın olmamasının yanı sıra, 1 yıl daha öğrencilik yapacak lüksüm yoktu, bu seçeneği derhal eledim. Tercümanlık bir diğer seçeneğimizdi. Bu kadar dil problemi yaşadıktan sonra nasıl tercümanlık yaparım diye düşünürken kendimi tercüme bürosunda çalışırken buldum. Ofiste geçirdiğim her gün benim için yeniden okula gitmek gibiydi. Tercüme yaptıkça yeni şeyler öğreniyor, kendime olan güvenimi geri kazanıyordum.

Geri kazanıyordum dedim çünkü üniversiteye gelene kadar ki okul hayatını baştan aşağı pekiyi ve takdir alarak bitirmiş bir öğrenci olarak üniversitede yaşadığım başarızıslık kendime olan özgüvenimi yerle bir etmiş, beni insanların önünde konuşamayan, içine kapanık ve sürekli başkaları tarafından ezilen bir insanın haliyet i ruhiyesine sokmuştu. Tercüme yaparken dili pratik etme şansı bulamıyordum ama olsun varsındı, yazı dilim her geçen gün gelişiyordu ya başka da bir şey istemezdim. Evet, daha fazlasını istediğim günler de geldi. 3 yılın sonunda tercüman olarak yeterince çalıştığımı düşünüp bilgisayar ve evraklar arasında geçip giden hayatımı biraz daha renklendirmeye, daha sosyal ve aktif bir iş hayatına göz dikmeye başladım. Pazarlama işini denemiştim, ne yalan diyeyim hiç sevmemiş en son yapacağım meslek budur gözüyle bakmıştım. Turizm sektörünün hizmet bölümünde çalışmıştım, turizmi kendime uygun bulmadım zira düzenli bir hayatı seviyordum ve gece geç saate kadar çalışma ihtimali yarın öbürgün aile kurduğumda sıkıntı yaratır diye o alana bulaşmak istemiyordum.

Tercümanlık yaptım, dilime katkısı büyük oldu ama bu sadece yazı diliyle sınırlı kalınca ve ofisteki tüm zaman bilgisayar karşısında bir evraka bakarak geçtiğinde anladım ki ben daha aktif ve insanlarla diyolog içinde olabileceğim bir alanda çalışırsam mutlu olacağım. Bu düşünceler ile kendime çok çeşitli sektörlerden iş bakmaya başladığım günlerde bir denizcilik acentesi internetteki kariyer sayfalarından birine bıraktığım özgeçmişime ulaşıp beni aramıştı. Sadece dilimle ilgileniyordu, kalan işi öğreteceklerdi, şayet sabredersem. Tamam dedim. Ön büroda başladığım işten operasyon elemanı olarak ayrıldım zira aile şirketinde çalışıyordum ve bazı kaçınılmaz gerçekleri biliyordum. Başarı şansımı yükseltmek için acentede edindiğim tecrübelere dayanarak kurumsal ve büyük denizcilik firmalarına gözü diktim ve Türkiye’nin deniz nakliyesine yön veren, aynı zamanda pek çok farklı alanda da hizmetleriyle adını duyurmuş saygın bir firmasından olumlu yanıt aldım. Şu anda halen o firmadayım, beş yılı geride bırakmak üzereyim ve operasyon memuru olarak başladığım masada operasyon şefi olarak oturmaktayım zira müdür olmam için kaptan olma sıfatını taşımam gerekiyor ama bu saatten sonra bu mümkün değilse de tüm gün dünyanın çeşitli ülkelerindeki acenteler ile ingilizce konuşuyor ve ofisin tercümelerini yapıyorum.

Arayışlarım bitti, halimden çok memnunum dersem yalan demiş olurum. Sektörde ilerlemek, karar mercilerinde olmak istiyorum ama bu yazıyı yazarken geçtiğim aşamaları şöyle bir gözümün önünden geçirince 29 yaşımda çok da kötü bir yerde değilim diyorum. Ne badireler atlattık aile olarak, çalıştığım işyerlerinde çok ezildiğim anlar yaşadım, çok da dostluk edindim. Genç yaşıma rağmen uzun yıllardır çalışmanın verdiği bir yorgunluk olsa da önümde uzun mu uzun bir yol var ve ben halen yolun çok başındayım. Bu noktaya gelebilmem için annem ve babaannem çok fedakarlık yaptılar. Annem ameliyatlıyım demedi ve beni okutmak için gece gündüz çalıştı. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum. Babaannem ise dedemden aldığı harçlıkları biriktirerek bana öğrencilik yıllarımda kol kanat gerdi, üstümü başımı giydirdi. Sayesinde dersaneden burs aldım. Şimdi aramızda değil, ama beni büyük bir mutluluk ve gururla bir yerlerden izlediğini biliyorum.

Laf aramızda öğretmenlik sertifikamı aldım babaneciğim, aklın bende kalmasın. Okurken olsun iş hayatımın ilk yıllarında olsun çok güzel dostlar çıktı karşıma, onların sayesinde birçok işi sıkılmadan bıkmadan yaptım, sabrettim. Ama çok kötüleri de oldu. Gözümü oymak için bekleyenler iş arkadaşları, her bulduğu fırsatta iğnelemekten zevk alan yöneticiler. Ama çoğumuzun yaptığı gibi hayat bu deyip geçiyorum ve yoluma bakıyorum. Önümüzdeki ay öğrenciyken bana burs veren bir kurumun yeni burs dönemi toplantısı var, gidip benimle aynı yollardan geçmekte olan kardeşlerime umut vereceğim. Bu cümleyi yazınca farkettim ki evet bu bile bir başarı, zorlukları atlattım, hayattayım, sağlıklıyım ve herşeyden önce umudum var ki kardeşlerime umut vermeye gidiyorum.

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile