NAZMİYE DEMİRCİ
Zamane hatunu mu dediniz? Onlar bir saatin 61. dakikasını; bir günün 25. saatini, bir yılın 13. ayını yaşayabilenlerdir. Başkalarının ‘Olmaz canım bu iş!’ deyip, başlamaktan bile çekindikleri işleri, başarı ile tamamlayanlardır. Yörüngesindekilere enerji dağıtan güneşken, kendisini de aydınlatmayı bilenlerdir. Yürek sepetinde her zaman sevgi, saygı, çalışkanlık, başarı v.s. taşıyanlardır. Nereden mi tanıyorum bu kadınları? Çevremizde onlardan çok fazla var. Eminim ki siz de onlara rastlamışsınızdır ya da onlardan birisinizdir. Belki de yapılması gerekenlerle o kadar meşgulsünüzdür ki sihirli varlığınızın lafını edecek vaktiniz bile yoktur ya da sözünü bile etmeye değmez diyebilecek kadar alçakgönüllüsünüzdür.
Zamane hatunları seçimlerini asla başkalarına bırakmazlar, hayat anahtarlarını kendi avuçlarında taşımayı bilirler. ‘Sen kızsın okuyup da kocanı mı besleyeceksin?’, ‘Anne oldun artık, kariyerinden vazgeç çocuklarını büyüt...’, ‘Olmaz, burslu da ola seni yurtdışına yalnız gönderemem...’, ‘Sana güvenirim ama zaman kötü çevrendekilere güvenemem’ cümlelerini hayatlarının bir döneminde mutlaka duymuş olsalar da hayallerinden asla vazgeçmezler. Bu hatunlardan bazıları ise daha şanslıdır –ki ben bu grupta yer aldığımı düşünüyorum-. Onların yanında ‘Yüzünü hayallerine dön ve hedeflerinin peşini asla bırakma’ gibi sözlerle destekleyicileri vardır. Bu destekleyiciler anne, baba, kardeş, eş, sevgili ya da gerçek bir dost olabilir. İşte bu hatunlar hayat koşusuna katılmak için ‘başla’ çizgisinin gerisinde değil, önünde duranlardır.
Onların hikayesi ne zaman mı başlar? Zamane hatunu olacaklar belirtilerini küçük birer kız çocuğuyken gösterirler. Karnelerinde ‘Aldığı sorumluluğu yerine getirebilme’ notları hep ‘Pekiyi’dir. Sanırım, benim hikâyem çok özel anne ve babaya sahip olmamla başlamıştı. Kızların okula gitmesi ayıptır anlayışıyla okula gönderilmesi engellenen eğitim sevdalısı bir anne ile büyüdüğü Akdeniz ülkesinden anavatanında askerlik yapmak için kaçan ve Türkçe okuma-yazmayı askerde öğrenen bir babanın kızıyım. İlk öğrencim olan anneme okuma- yazma öğretebilmek için, öğretmenimle işbirliği yaptığımda henüz 7 yaşındaydım ve yaşıtlarımdan çok daha önce okuyup yazmaya geçmiştim. ‘Sokrates’in müdafaasını’ babamın kitaplığında keşfettiğimde ise on yaşında bir kitap kurduydum.
Sonra, üniversite yılları ve kariyer planları... Hem okuyor hem de yarı zamanlı çalışıyordum. ‘Hayat, siz onun için planlar yaparken karşınıza çıkandır’ derler ya, işte ben bu tanıma çok inanırım. Başka bir bölümde yüksek lisans kazanmanın çok güç olduğunu söyleyenlere rağmen; sınavlara hazırlanırken aşk yürek kapımdan içeri girmişti. Üniversite kapısından çıktığım sene, nikâh masasına oturmuştum. Tam 10 ay sonra da kızımız ‘Melike’ ailemize katılmıştı.
Hayat, benim için bu güzel sürprizi hazırlamış olsa da –zamane hatunuyum ya-; iş hayatından, kariyer planlarımdan vazgeçmeyi aklımdan bile geçirmedim. Kızım henüz 40 günlükken stajyer öğretmen olarak mesleğime başlamıştım. Bebeğimi, -en güvenilir ellere- babaannesine teslim etmiştim. Hayatımın en stajyer yılını yaşıyordum. Evlilik, annelik ve öğretmenlik stajı bir arada yürüyordu. Kafam çok karışıktı ve yorgundum. Kızımdan ilk defa ayrılacaktım ve ilk defa bir sınıfa girip ders anlatacaktım. Sonra, rollerimi birbirleri ile karıştırmamayı öğrendim. Kızımla anne; öğrencilerimle öğretmen ve eşimle de hayat arkadaşıydım. Yıllar sonra bunları paylaşırken çok kolaymış gibi görünse de çok zor bir sınavdan geçiyordum. Ama zamane hatunuyum ya hiçbir stajımda başarısız olmak bana göre değildi.
Çalışan anneler çok iyi bilirler, çocuktan sonra işe dönüş çok zordur. Midenize kramplar girebilir, ayaklarınız işe gitmek için hazırdır, aklınızda yeni projeler uçuşmaktadır ama yüreğiniz yavrunuza kilitlenmiştir. Ama zamane annesiysen eğer, doğru kararı verecek güçtesindir. Çocuğunuzdan ayrı kalacağınız zamanı telafi edecek bir çözümü mutlaka üretirsin.
Stajyerliklerimi tamamladığımda kızım yaşını doldurmuştu; öğrencilerim üniversiteye yerleşmişlerdi ve evlilikte ‘biz’ diyebilmenin önemini kavramıştım. Fakat hayat yeni bir sürpriz hazırlamıştı. Kızıma bronşiolit astım teşhisi konulmuştu. Sık sık astım atağı geçiriyordu ve onunla daha fazla ilgilenmem gerekiyordu. İşimi bıraktım ancak bu hedeflerimden vazgeçmemi gerektirmiyordu. Bir yandan kızımla ilgilenirken diğer taraftan Yüksek Lisansımı tamamladım. O dönemden hatırladığım en komik durum, sabahları kızım uyurken Taksim Atatürk Kütüphanesine gidip, vakit kaybetmeden eve dönebilmek için eşimin kamerası ile arşivdeki gazetelerin görüntülerini kaydetmekti. Eve döndüğümde kızım oyun hamuru ile oynarken ben de çekim yaptığım görüntülerden tezimi yazmaya çalışıyordum. ‘Eğitim gazeteciliği’ konulu tezimi sunduğum ve yüksek lisansımı tamamladığım gün; kariyerimle ilgili yeni projeler aklımda uçuşmaya başlamıştı.
Anne-çocuk sitelerinden birinde köşe yazarlığı yaparken, öğretmenliğe de devam ediyordum. Kızımın astım atakları uzun zamandır bizi ziyaret etmiyordu. Artık, ailemize yeni bir birey daha katılabilirdi. Oğlumuz Korkmaz Hakan, planlı programlı bir şekilde aramıza katıldı. Tecrübeli bir anneyim, işimle ilgili sorunum da yok düşüncesi ile çok mutlu ve bilinçli bir hamilelik dönemi geçirdim. Ancak doğumdan sonrası bir felaketti. Hayat bana yeni bir sürpriz hazırlamıştı. Hiçbir sağlık problemi olmadığı halde prensimiz geceleri uyumamayı tercih ediyordu. Uykusuz geçen günleri de hiçbir şeyden vazgeçmeyen inatçı yönüm sayesinde atlattım. Bu arada oğlum iki yaşına girmişti ve bir başka kursa katılmam gerekiyordu. 7 hafta sürecek olan bu kursu tamamlayabilirsem ‘Rehber Öğretmenlik’ belgesi alacaktım. Önceleri kursa katılmamın imkânsız olduğunu düşünüyordum. Başka bir şehirde çocuklar ve eşimden ayrı 7 hafta... Zamane hatunuyuz ya bir çözüm yine üretebiliriz düşüncesi ile başvurumu yaptım. Kursa katılmayı çok istediğimi bilen eşimin de desteği ile kaydımı yaptırdım. Ailemden uzak farklı bir şehre en fazla 2 hafta dayanabildim. Ailemin yanına döndüm, sakın kurstan vazgeçtiğimi sanmayın. Her gün şehirlerarası yolculuk yaparak, günümün 7 saatini yolda geçirerek kursu tamamladım. İsmim anons edildiğinde, belgemi almak için gururla kürsüye yürürken eşimin hayranlıkla beni izlediğinin farkındaydım. Belgemi alırken ‘Siz bu belgeyi en fazla hak edensiniz. Bu zorlu süreci tamamlama cesareti gösteren evli ve tek anne sizsiniz. Üstelik diğer arkadaşlarınıza da sabrınız ve çalışkanlığınızla örnek oldunuz.’ diyen öğretmenim, bu zorlu süreci atlatırken verdiğim mücadeleyi en iyi anlayabilendi. Çünkü öğretmenim de benim gibi bir zamane hatunuydu.
Zamane hatunlarının, hikâyeleri hiç bitmez. Onlar yaptıkları planları uygularken diğer taraftan da hayatın onlar için hazırladıkları sürprizlerle mücadele ederler. Bu hatunların, yürek kapılarından aşk girdiğinde, akıl yetisi arka kapıdan asla kaçmaz. Sorunlar karşısında kaçmak yerine, savaşmayı tercih ederler. Sahip olmak istediklerini başkalarından beklemezler, hedeflerine kazanarak ulaşırlar. Eğer isterlerse anneliği de sevgililiği de iş kadınlığını da bir arada yürütebilirler. Hayatı asla ıskalamazlar.
Benim hikâyem de bitmedi tabii. Şimdi kızım 13, oğlum 5 yaşında. Eşimle geçen gün 14. evlilik yıldönümümüzü kutladık. Beni bekleyen birçok proje var. İlk hedefim, uzun zamandır yazdığım romanımı tamamlamak olacak. Romanımdaki kahramanı, sizler de tanıyor olmalısınız. Çünkü o da bizim gibi bir zamane hatunu. Ancak hatunluğunu da hangi zamanda yaşadığını da unutacak kadar uzun süre uyuyakalmış. Bir gün uyanıyor ve... Devamı mı? Devamını romanımda okursunuz artık!
Neyse gün aydınlanmaya başladı. Bu yazıyı bizim ev halkı uyurken yazmaya başlamıştım. Sanırım, apartman görevlisi Pazar günü gazetelerini, sıcak bir ekmekle birlikte sepete koymuştur. Şimdi kahvaltı hazırlamalıyım, kahvaltıdan sonra da gazeteleri okuyup çocuklara okul hazırlıklarında yardımcı olmalıyım. Sonra da 15 yıllık sevgilimle bir Pazar yürüyüşüne çıkarız. Belki siz de uyanmışsınızdır ve yürüyüşte birbirimize rastlarız. Eğer karşılaşırsak eminim ki biz zamane hatunları birbirimizi mutlaka tanırız!
Hayat mücadelenizi yitirmemeniz dileğiyle...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Yüreğinize sağlık Nazmiye hanım.
Ellerine sağlık, kalemine sağlık… İçten akıcı çok güzel bir yazı olmuş…
Çocuklarla birlikte sürekli kendini geliştirmen, azminle çabalarınla başardıkların takdire şayan.
Başarılarının devamını diliyor, romanını da dört gözle bekliyorum.
Sevgiler
Daima "zamane hatunluğunuzu" koruyunuz.
Sevgiyle..
Ben Sena. Harika bir yazı yazmışsın. Su gibi akıcı ve güneş gibi etkileyici. Ama ne yazık ki zor iş zamane kadını olmak yine de bu yazıyı okurken iyi ki zamane kadınıyım dedim
Evet sanırım bu hatunların en iyi bildikleri şey kısıtlı zaman dilimlerinin ötesine geçip yapmaları gerekenleri tamamlamak için ekstra zamanlar yaratabilmeleri ... Ve yarattıkları bu zamanları da en iyi şekilde değerlendirebil meleri. Sürekli "Daha fazla ne yapabilirim?" diye düşünen bir zamane hatununun yazısı olduğu daha ilk satırlardan belli oluyor. Ellerinize ve yüreğinize sağlık, çok içten yazılmış bir hikaye :)
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.