NAZLI ÖZCAN
“Hatun” dediğin zamana sığmaz. Zamanın içinde kendi dünyasını yaratır.
Israrcıdır kadın, heveslidir, yaşama tutkuyla bağlıdır, bitmez hayalleri esirgemediği emeği, koşulsuz sevgisi vardır. Yılmak nedir bilmez yıllar onu daha bir kadın, daha bir ana, daha bir çınar yapar.
Sabırlıdır kadın, başında bin dert olsa da başkaldırmaz kolayca, çokça sebepleri vardır içinde kabullenmenin...
Kadın huzurdur, cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yükseldiği, nefis yemek kokularının başınızı döndürdüğü evin önünden geçerken duyarsınız adını kadının...
Evet zamane hatunuyum. Tam zamanın ortasındayım. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyorum. Ve sürekli bir şeyleri eksik bırakmama tam yapma, yapabilme çabasındayım. Kum saatini ters çevirmişçesine bir koşturmaca hali sanırım zamane hatunlarının en belirgin özelliği.
Teknolojinin hayatımıza bir o kadar girmiş ve bize büyük kolaylıklar sağlayacağı umulurken neden bu kadar çabuk yorulduğumuzu anlamıyorum. Evet zamane hatunuyum, zamanı yaşıyorum, zamanı değerlendiriyorum geçmiş zaman kadınlarını ve bugünü. Eski zamanlardaki kadınların stres konuştuğunu düşünebiliyor musunuz veya tüketmeye bu kadar meyilli olabileceklerini? Alışverişlerin bayramlara ve özel günlere ve ihtiyaç hallerine sığdırıldığı bir dönemden aile içi ve komşular arası akşam gezmelerinin yerini büyük alışveriş merkezlerinin tüketmeye meyilli insan ilişkilerinden uzaklaşmaya yönelik bir döneme çok çabuk geçtiğimizi düşünüyorum.
Bana göre bu hızlı geçişte çok şey değişti kadının hayatında. Kadın daha çok yeteneklerinin üzerine gitti. Farkındalık başladı hayatında, kendi ayakları üzerinde durabilme ve ekonomik özgürlüğü elinde bulundurma isteği yaygınlaştı. Kısacası kadının yükü bir kat daha arttı. Yuvasını çekip çevirebildiğini, ailesiyle ilgilenebildiğini ve tüm bunların yanında kadınlarında iş dünyasında büyük başarılara imza atabileceğini kanıtladı bunca zaman içinde. Elbette geçmiş zamanda da örnekler çoktu ama zaman içinde kadın bu oranı çok yükseklere taşıdı.
Liseyi bitirdiğim yıl üniversiteyi kazanamadım. Gayret gösterdiğimde söylenemezdi bu konuda. Gayretim ders çalışmayarak 4 yıl boyunca üniversite sınavlarına girmekten ibaretti. Ki o yıllarda mutlaka üniversite okumak gerekiyordu. Hatta bölüm olarak işletme, iktisat en favori bölümlerdi. Bu dört yıllık serüvende, bir ara iki yıllık bir bölüm kazandım il dışı olması nedeniyle ailem tarafından onay görmeyen üniversite hayalim üzerine diretmektense bir iş bulabilme tutkusu peşindeydim. Ne iş yapabileceğim konusunda pek bi fikrim olmasa da bir yerlerden başlamak istiyordum. Bu arada 4. yılın ortalarında arkadaşlığını, dostluğunu, kitaplığını paylaştığım komşumuzun bir arkadaşı evde yaptığım karakalem çalışmalarımı görmesi üzerine yaşadığım şehirde bi haber olduğum bölümden bahsetti. “Resim Öğretmenliği / Grafik Ana Sanat Dalı” yetenek sınavları ile öğrenci alan bölüm.. Öğrencileri kendi içerisinde iki aşamalı bir sınava tabi tutuyordu. Yetenek sınavlarına iki üç ay kala üniversite yakınlarında bir kursa başladım ve eğitmenim tarafından çok kısa bir sürede sınavlarda derece almak üzere çalışmalarıma ağırlık verildi. Bu beni daha da çok heyecanlandırıyordu. Artık yıllardır ilgi duyduğum film afişlerinin, çok şık ambalaj tasarımlarının, kimin yaptığının hatta ismini bile duymadığım bir mesleğin, Grafik bölümünün sınavlarına hazırlanıyordum.
Attığım her bir çizgi anlamlıydı, bir amacı vardı ve kendimi çok şanslı hissediyordum. Yaklaşık 900 kişinin katıldığı İlk sınavda 8.nci, ikinci sınavda da bölümümde 4.ncü olarak girdiğim, benim için bir dönüm noktası olan o sınav hayatımda çok sevdiğim bir işi yapabilme şansı verdi. Üniversiteyi kazandığım ilk yıl ajansta 1 yıla yakın staj yaptım ve evet 2 . yılımda okuyorken bölümle ilgili bir işten para kazanabiliyordum. İş hayatımdaki 14 yıllık bir serüven o dönüm noktasıyla başlamış oldu.
Zaman içerisinde evlilik ve evliliğimin 4. yılında, büyük aşkım oğlum hayatıma girdi. Hiç bilmediğim tamamen uzağında olduğum bir duygunun her şeyin önüne geçeceğini bilmiyordum. İlk gördüğüm anda ilk ağlamasını duyduğum anda koynumda usullaşan canım oğlum tüm benliğimi sarmıştı bile. Anne olmak bir kadının hayatına en büyük armağandır. Koruması, sevgisi, ilgisi ile serpilip büyüyen bir “Can” bir “Canı” vardır artık hayatında, kadının bakışlarına olgunluğu, mutluluğu, hüznü yerleştiren.
Bir çocuğun annesine en yoğun ilgi duyacağı zamanda işe başlamak zorundaydım. Yasal iznim bitmiş ve ücretsiz iznimi ancak bir ay uzatabilmiştim. Oğlum 5 aylıkken çok büyük gel-gitlerle işe sancılı bir dönüş yaşadım. Şanslıydım, oğlum da şanslıydı ananene ve babaanne tüm desteklerini tüm özverilerini gösteriyorlardı. Yine de içimden alamadığım yanında olma, olabilme arzusu mutlak bi yerden ansızın fırlıyordu. İşyerine gelen minik bir çocuk, oğlumun yeni çıkardığı sesler, gülüşü, kokusu olmadık zamanlarda aklıma geliyordu veya aklımdan çıkmıyordu. Ne zaman ağlayan bir çocuk görsem tüm ilgim ister istemez ona dönüyor, onu sakinleştirebilme isteğimi yatıştırmaya çalışıyordum. Tüm çocukların bakışları aynı güzellikteydi, pırıl pırıldı. Çocukları hiç böyle görmemiştim. Evet tüm çocuklar aynıydı artık, gülüşleri, sevinçleri, ağlamaları, mutlulukları.
“işe gitmek zorunda değilsin annecim.” “Annecim seninle oynarken ben çok mutlu oluyorum” “Benim adım Mert değil Müfettiş Gadget” “Sen benim en iyi arkadaşımsın” diyen 5 yaşında dünya tatlısı oğlumla anneliğimi, yoğun iş temposunda çalışan kadın olmanın zorluklarını, hazzını, zaman ayırmakta üstün çaba sarf ettiğim ev işlerinde ev kadınlığını yaşayan, yer yer bunalan, çabuk yorulan ama genel anlamda hayattan keyif almayı başaran zamane hatunlarından biriyim.
Evet zamane hatunuyum. Tam zamanın ortasındayım. Hayatın bana getirdiği güzelliklerin farkındayım. Hayat hala devam ediyor hala umutlarım, isteklerim, beklentilerim, kendime göre eksiklerim var benim hikayem bitmedi.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
bazı virgül ve de - da bağlaçlarının ayrı yazılması gerektiğini yazım heyecanıyla ihmal etmişsin. geçmiş zamanda yaşayanlarla bugünün kıyası eksik kalmış. başta biraz kendine güvenle narsistlik arası gibi gelişen yazı sonlara doğru eksiklerim var diyerek topralnamaya çalışılmış ama yine de tam oturmamış gibi duruyor. bir de annelik harici anlattıklarında duygusallık yok, sanki görgü şahidi ifade veriyormuş gib...
diğer güzel kısımlar ise önceki yorumlarda belirtilmiş. ben kimsenin söylemediklerin i yazmak istedim... genel olarak beğendim yazını,tebrik ederim.
Üniversite yıllarında edebi yönünün olduğunu farkettim desem yalan söylemiş olurum... Ancak görüyorum ki o dönemler aslında sana çok şey katmış ve kazandırmış... Ben bir anne değilim, ama şuna inan senin çocuğun konusunda yaşadığın sancıların çoğunu yaşayan bir kız babasıyım... Her neyse yazına döneyim; oldukça etkileyici... ve bunun altında yatan da, içten geldiği gibi samimi anlatım... Samimi hangi iş başarısız olabilirki. Yazım hayatında başarılar...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.