SEVGİ PALA
Ana caddeyi geçince tarihi yeşil caminin hemen yanında oldukça geniş bir sokak, evler birbirine dayanarak yükselmiş, pencerelerde beyaz dantelli perdeler, sarı kırmızı sardunyalar; mavi ve mor küpe çiçekleriyle bezenmiş bu sevimli evlerin birinde canım ailemle birlikte yaşıyorum. Anneciğim çok hassas bir kadındı. Ev işlerini yola koyunca cumbaya oturur, notalarını ve udunu eline alır, ne güzel peşrevler çalar, taksimler yapardı. O tatlı nağmeler hala kulağımdadır.
Hayatımın en güzel mevsimini yaşıyordum. Etrafa pembe gözlüklerle baktığım, yaşam yolculuğunda hep ön koltukta oturacağımı sandığım, İspanya’da şato kurduğum yaşlardayım. Arkadaşlarım beni çalışkan, duygusal ve Polyannacı olarak tanımlıyor.
Liseye devam ediyordum. Notlarım güzeldi, hatta o zamanın deyimiyle iftihara geçmiştim. Bütün faaliyetlerin öncüsüyüm. Müzik zaten ruhuma işlemişti. Resim, tiyatro, tüm güzel sanatlara karşı ilgi ve yeteneğim var. Kompozisyon ve hikaye yarışmasında birinci seçildim. Armağanlar, tebrikler, öyle sevinçliyim ki...
Ertesi yıl zamanın ünlü rejisörü Sadık Şendil’in sahneye koyduğu “Seher Kızı” operetinde başrol oynuyorum, ilerisi için birçok teklif alıyorum. Önce eğitimim tabii.
O yaz tatilini Mudanya’da geçiriyorum. Trilye’nin güzel bir beldesinde bloklar, pansiyon gibi. Konforlu değil ama rahat, temiz ve mütevazi bir yer. Yan komşumuz Zeki Müren sanata yeni başlamış, annesi de yanında, hep beraberiz. Romanlar, bulmaca oyunları, deniz ve güneş, öyle güzel geçiyor ki zaman. Bu hafta radyo konserinden döndü. Gazeteciler etrafını sarmış, hepimiz oradayız, durmadan fotoğraf çekiyorlar.
Birkaç gün sonra bir muhabir mayolu resmim elinde “sizi Ses dergisine kapak seçtik” diye gelmez mi!.. Birden şaşırdım ama çok da hoşuma gitmişti doğrusu. Hele bir de ücret teklif edilince kendimi meşhur biri sandım. Olmaz ki... Okulum ne der? İhtar alabilirim, hatta başka cezalar bile... Zaten ailem ret cevabını vermişti. Hala o fotoğrafı saklar, baktıkça da ah!.. çekerim derinden, bazen de saçmalıyorum diye kızar dururum içimden.
Sahi söylemeyi unuttum, öğretmen okulu diye girdiğim okul dört yıllık lise olmuştu. Şapkalarımız artık eflatun şeritli değil, sarı şeride dönmüştü. Ne fark eder, önemli olan eğitim değil miydi? Fakat ailem, özellikle annem öğretmenlik için ısrar ediyordu.
Okul bitmiş, takıntısız mezun olmuştum. Seneye kısmetse formasyon sınavına gireceğim. Bursa’nın şirin bir ilçesinde vekil öğretmenliğe başladım. Öğrencilerim dördüncü sınıf, hepsi akıl küpü çocuklar, onları çok seviyor ve seviliyorum.
Zevkle çalıştığım, hatıralarımı hiç unutmadığım, bir koca yıl nasıl da çabuk geçmişti. Hani seneye sınava gireceğim kısmetse demiştim ya... Maalesef kısmet olmadı. Tesadüf mü, aşırı duygusallık mı, yoksa kader mi bilmem. Bir tanışma, bir buluşma, hayatın akışı değişti birden. Aşık olmuştum, o küçük bir memurdu, bir de bana göre artısı vardı. İstanbullu idi. Size belki garip gelecek ama hayallerimden biri de gerçek bir İstanbul beyefendisi ile yuva kurmaktı. Babacığımın oralı olmasından mı bilmem bu şehrin tutkunuyum ben. Hani bazıları katlı yatlı zengin olsun der ya, hiç öyle düşünmezdim. Evlendik, gerçekten sevecen, centilmen bir insan. Kayınvalidem tam bir Osmanlı hanımefendisi. Amcası ilk tiyatroculardanmış (Kel Hasan) ama nedense ansiklopedilerde geçen isimden pek bahsetmez paşa dedesini över dururdu. Eee...olacak o kadar. Günler, yıllar geçiyordu, iki çocuk annesi olmuştum. Kazancım yoktu, maddi sıkıntılar, bazı zor günler olsa da, bu iniş çıkışları yumuşak geçişlerle atlatıyorduk. Onun güvenini görmek ve güvenmek, hep sevgisini hissetmek rahatlatıyordu beni.
Mevsimler değişiyordu. Hayatın mevsimi bunlar, yine bir sürprizle çıktı karşımıza. Eşimin İzmir’e tayini çıkmaz mı? Biraz da bekliyorduk zaten. Bu güzel kente alışmamız hiçte zor olmadı. Çocuklar büyüyorlardı, okula başladılar bile. Artık tam bir ev hanımı olmuştum, ama düz bir ev hanımı olmak istemiyordum. Bazı hayaller uçmuş ve ben zamanı geri döndüremezdim. Mutlaka bir faaliyetim olmalıydı. Kadınlar birliğine girdim. Kültür toplantılarını takip ediyor, yeni bilgiler alıyor, raporlu bir öğretmen arkadaşımın yerine vekillik yapıyordum. Hazırladığım müsamereler, beğeniler alıyordu. Hele sanat müziği korolarında anneciğimin bestesini okumak öyle mutlu ediyordu ki beni. Ah!.. birde ağlamasam...
Eşim Amerikan Kültür Derneğine ileri İngilizce kurslarına devam ederken fırsat bulduğu zamanlarda da dostlarımızın çocuklarına ders veriyordu. Yoğun bir çalışma temposu içindeydik ama bir “Frank Sinatra”, bir “Nat King Cole, If I give my heart to you” dinleyince bütün yorgunluğumuzu alırdı, öyle zevkli dinlerdik ki.
Bir sır daha vereyim size, nerede bir öğrenci görsem uzun uzun bakar, çok eskilere dalar giderim. Bir gün genç bir kızla karşılaştım, elindeki kitaplardan öğrenci olduğu belliydi, dayanamadım sordum, kısa ve isteksiz cevaplar veriyordu. Yetiştirme yurdunda kalıyormuş, sekizinci sınıfa devam ediyormuş. Çocukları sevmemden mi, yoksa annelik içgüdüsü mü, bakışları beni etkilemişti, yurda ziyarete gittim. Tarihi ama bakımlı hatta görkemli bir bina, güler yüzlü müdüre ve sosyal hizmetliler karşıladı beni. Çocukların bazıları anne, bazıları teyze diye koştular. Onların saçlarını okşayıp öptüm, gözlerindeki ifadeyi görmeliydiniz. Zor da olsa bazılarının hikayelerini öğrendim. Aşağı yukarı benzer öyküler, hiç iç açıcı değil tabii. O günden sonra koruma derneğine üye oldum. Neredeyse on yedi yıl olacak.
Devlet ve ilgili kurumlar tüm ihtiyaçlarını temin ediyorlar. Çoğu öğrenci üniversiteye gidiyor. İdeal bir anne olan başkanımız, gerçek bir yardım seven saymanımız ve özverili arkadaşlarımla birlikte yaptığımız el işlerini kermeste sergiliyor, yemek ve gezilerle daha çok katkı sağlıyoruz. Onların Sevgi anneleri oldum ben.
Çalışmanın zevkini, yardım etme duygusu ve mutlulukla beraber yaşamak öyle güzel ki; bu arada yazdığım şiirleri yerel televizyonlarda izleyicilerle paylaşmak daha da huzur veriyordu bana.
Yurttaki kızların bazıları mezun olmuş; okul, devlet ve dernek beraberce onlara iş imkanları sağlıyoruz. Bu arada yaşı dolup da evlenenler oldu, sosyal hizmetler hep yanlarında tabii. Hiçbirisi aç açık değil.
Sevgileri paylaşmak öyle güzel ki, herkesin yumruk kadar bildiği kalbinde bütün sevgilere yer var, yeter ki sevmesini bilelim. Günlerim sevgilerimle ne kadar güzel geçiyordu, bu sıcak mevsim hiç bitmesin diyordum. Çocuklarım üniversiteyi bitirmiş, eşlerini ve işlerini seçmişlerdi bile. Eşim emekli olmuş, torunlarımla hayatın tadını çıkaracağım diyordu. Ne olur zamanı durdurabilmek gelseydi elimizden.
Herşey güzel giderken, kara kara bulutlar geliyordu üstümüze, meğer hayatın mevsimleriymiş bunlar. Buz gibi bir hava, sonra fırtınalar. Eşimin rahatsızlığı. Aman Tanrım!..Bütün aile kedere boğulmuştuk. En sevdiğiniz acı çekerken çaresizlikten kıvranmak nasıl oluyor bilemezsiniz. Hastahane, doktor doktor dolaşıyor, dualar ediyorduk. En ağır günlerinin birinde reklam filmi için teklif gelmez mi bana. Hayatın acı cilvesi olacak, oysa bir zamanlar ne kadar istemiştim. Böyle bir haber yerine keşke eşimi iyileştirecek mucize gelseydi diye düşünmüştüm. Canım benim, seni bırakıp gider miyim hiç? İçimdeki yaralarla nasıl yaşarım ben?
Kısa bir süre sonra o beni bıraktı. Boşluğa atılmıştım sanki, herşey anlamsız, bir o kadar da bomboş geliyordu. Hıçkırıklar boğazımda düğümlenirken gözyaşlarımı içime atmak öyle zor ki. Düne kadar beni neşeli bulanlar “ne kadar karamsar oldun topla kendini” diyorlar. Benim de sağlık problemlerim gittikçe artıyordu.
Böyle durumlarda neler söylenir bilirsiniz. Evet, hayat devam ediyordu, yaşanacak kaç gün var bilinmez ki... Nasılsa birgün ben de o acı sonla yüz yüze gelecektim. Bu düşünce ile yola çıktım. Geçirdiğim iki operasyondan sonra, ailemin itinalı bakışı, sevgileri ve desteğiyle bugün ayaktayım.
Onu kaybedeli üç yıl oluyor, ateşi küllense de kıvılcımlar hiç sönmüyor. Bazen öyle alevleniyor ki, yakıyor adeta; ama yıkılmadım ayaktayım, yine dernek çalışmalarına başladım, yine onların Sevgi annesiyim, şiirler yazıyor, hatta şarkılar söylüyorum. Ama “nasıl geçti o güzelim yıllarım” derken gözyaşlarım akıveriyor işte. Bu arada bilgi paylaşımını seven değerli bir dost sayesinde bilgisayarla tanıştım, severek öğrenmeye çalışıyorum. Biraz zaman tabii, geri döndüremediğimiz, elimizde tutamadığımız, herşeyi halleder dediğimiz zaman; ama hangi zamanda olursak olalım hayata umutla, sevgiyle tutunabiliyorsak eğer, bütün zamanlar yaşamaya değer.
Az daha unutuyordum, anlattıklarımdan yaşımı çıkarabildiniz mi? Ben size bir ipucu vereyim; yedi onluk biraz da bozukluk. Yok canım, artık mazide yaşayan arabesk kadın değil modern bir babaanneyim.
Sevgi’den sevgilerle; Sevgi Pala
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
ALMANYA AACHENDEN ISMAIL ÇELIK EV SAHIBINIZ
Başarılar Dilerim.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.