Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Zamana tutunmak
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 229
ZayıfEn iyi 

Zamana tutunmak

e-Posta Yazdır

ZEYNEP KIYAK ZEYNEP KIYAK 

Mahallenin, sırtlarına hırkalarını, ellerine nakış torbalarını almış, bazı teyzeleri, bir ev gezmesinden daha dönüyor bu akşamsütü. Konuşmaya doyamadıklarından olacak, kapı önlerinde, birbirlerine birilerini işaret edip, sohbetlerine devam ediyorlar. Sohbet öyle tatlı ki, bitmek bilmiyor bir türlü. Hani, birileri kendilerine birer sandalye verse, oracıkta oturup, gelen geçen hakkında konuşup, vakit öldürmeye  devam edecekler...

Yanlarından, omzunda çantası, elinde market torbası ve anahtarlarıyla genç bir kız geçiyor o sırada. Bu hanımların arasından sıyrılmak isteyip, apartmanın kapısını açmak için bir hamle yaparken, bir yandan da nezaketi de elden bırakmıyor, “İyi günler” diyor tebessümle. Günlük hayatta pek karşılaşmadığı, belki ailesinin komşuluk sebebiyle tanıyor olabileceğini düşündüğü, sadece  “Merhaba”, “Günaydın”, “Kolay gelsin” gibi,  olmazsa olmaz kelimeler dışında iletişim kuramadığı hanımlardan biri, atılıyor hemen kızımızın önüne. “İşten mi geliyorsun?” diye soruyor önce, kendisine verilen selamı almayıp, alırmış gibi de yapmadan. Kızcağız, ‘evet’ anlamında, başını sallıyor.  “Oooo. Marketi de doldurmuşsun maşallah.” diyor öteki hanım, küçük market torbasının içinden gözlerini alamayarak. “Sahi nerede çalışıyordun sen?” diye soruyor selam almayan. Genç kız, apartmanın kapısını açsam da, kendimi eve atsam’ın hesaplarını yaparken, ayıp olmasın diye de, cevapsız bırakmamaya çalışıyor. Sorgu sual bittiyse, gideyim ben artık diyor içinden de. “Ee..Memnun musun? Kaç para alıyorsun?” diye bir soru daha geliyor içeri girmek üzereyken. Bunu, “Okul bitti miydi senin?” diye devam eden ve bir o kadar da anlamsız bir diğer soru takip ediyor. “Bizim oğlan da açıktan okudu üniversiteyi. Yok mu sizin oralarda ona göre iş?”



Genç kız, içinden hiçbir soruya cevap vermek gelmediği için,  zoraki bir gülümsemeyle “Hadi size iyi akşamlar” deyip, kendisini apartmanın merdivenlerine bırakıp, kapıyı da bu hanımların  suratına, soru işaretlerinin anlamlı anlamsız uçuştuğu alana ve  başkalarını çekiştirmelerinin tam ortasına, pat diye kapatıyor. Kapanan kapının öbür tarafında bu kadınlar,
“Zamane kızları böyle işte. Çalışıyorlar güya ama başkalarına saygı falan yok”
“Ne dedik canım şimdi, nolurdu cevap verse, ölmezdi ya...Sahi, bekar değil mi, bu kız hala?”
“Bu suratsızlıkla giderse, daha çok bekar kalır o.”
“Zamane kızı işte, iki laf etmeden çekti gitti. Okuyanlar böyle oluyor.”
“Aman, okuyan kız almam ben zaten oğluma..”
“Bizim zamanımızda böyle değildi. Biz de çalıştık, tarlaya gittik, ama şimdikiler başka... Zamane kızı işte!”
“Doğru söylüyorsun vallahi,  işten geliyorum diyor ama kimbilir nereden geliyor”...

Diye uzayan, bitmek bilmeyen, nefislerinin en sevimsiz, en tutarsız yanlarını bilmeden dışarı kusan, hepimizin hayat hikayesinde, mutlaka kendilerini bilmezlikleriyle yer edinen bu hanımlar, vakit öldürmeye devam ediyorlar kapının ağzında. Kapının diğer tarafındaysa, elinde torbalarıyla merdivenleri koşaradım çıkıyor genç kız. Kapı önündeki hanımların konuşmalarını ensesinde hisseder gibi, bir an önce evine girmek istiyor. Eve aldığı öteberiyi dolaba koymak, annesine sarılmak ,  “Çok şükür, bugün de bitti” demek istiyor. Bir yandan kahvesini yudumlarken, diğer yandan da mutfağa girip, akşam yemeği için hazırlığa başlıyor. Ertesi gün işyerinde teslim edeceği raporları aklından geçirip, “Eksik birşey kaldı mı” diye düşünüyor.  Yarın için biraz daha güç kazanmak istiyor. Kapı önündeki anlamsız sohbeti, annesiyle paylaşıyor hemen. Baştan kendisini soru yağmuruna tutan bu hanımlara kızıyor. Ama sonrasındaysa, öğrenmeye kapalı, herşeye ve herkese önyargıyla bakan, kusuru hep başkalarında arayan, kendisini karşısındakinin yerine koyamayan, yaptığı bir çok şeyi, “desinler” diye yapan, rahatsızlık verdiğinin farkında olmayan, umursamayan ve sayılacak bir çok ilginç ve düşünülmesi gereken özellikleri barındıran ve hemen hepimizin hayatında, kah kapı önlerinde konuşurken, kah kahvehanelerde oyun oynarken, otobüslerde, istasyonlarda, kalabalık insan kümelerinin arasında rastladığımız  bu insanlarla  ilgili, yorum yapmaktan çekiniyor.

Merdivenleri çıkarken, arkasından söylenen “Zamane kızı işte” lafına takılıyor kafası. Birçok kişinin genellikle yakınma ve hafife alma duygusuyla kullandığı bu kelime, ona daha farklı şeyler çağrıştırıyor. Ne kadar ve neden “zamane” olduğunu düşündükçe de, ortaya kendisiyle ilgili ilginç bir hikaye çıkıyor:
Yaşadığı süre boyunca, şehirler, hedefler, okullar değiştiren ; ideallerine  veya hayallerine  göre değil, hayatın ona sunduğu sınırlı seçeneklere göre yola devam etme kararı alan bir kızın hikayesi  bu.

Çocukluğunda hiç “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna, “Doktor” ya da “Öğretmen olacağım” diye cevap vermeyen bir kızın... Daha ufacıkken, eğer hiç sesi soluğu çıkmıyorsa, kendisini, gazetelerin, resimli dergilerin, kitapların arasında, sayfalarına birşeyler karalarken bulan, yazmayı ve çizmeyi çok seven bir kızın hikayesi. Bu yüzden lise eğitimini Moda Tasarımı üzerine almaya karar veren, ileride Güzel Sanatlar’a gitme hayalleri olan, ancak bambaşka şeylerle karşı karşıya kalan, 15 yaşından itibaren, kendisini çevreleyen şartlara göre en doğru kararı vermeyi öğrenmeye başlayan, “Herşeyde bir hayır vardır” cümlesine kendisini alıştıran bir kızın hikayesi...

Daha lise yıllarındayken, babasının  işleri sebebiyle şehir değişikliği yapar bu kız. Çok sevdiği İstanbul’dan ayrılmıştır;  “Hayatta bunlar da insanın başına gelebiliyormuş” deme yürekliliğini gösterebilmektedir. Bu yabancı şehre taşındıktan bir yıl sonra da, babası işiyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşadığı için, ailece herşeye sıfırdan başlamak zorunda kalmışlardır. İş hayatının inişli çıkışlı yollarını, iş-arkadaşlık ilişkilerini, “En sevdiğim” ya da “En yakınım” dediği kişilerin, bir gün düşmanı olabileceğini, ekmeğin artık aslanın midesinde olduğu gerçeğini  ve bunun gibi birçok şeyi  görüp yaşamıştır; 15 yaşındadır. Ve  babasının artık yıllarca emek verdiği işinin, işyerinin olmadığı fikrine alışmak zorundadır. Ailece, yabancı bir şehirde en baştan başlayacaklardır artık, üstelik, bu zorlu sürecin ne kadar süreceği tedirginliğini de birbirlerine  yansıtmayacaklardır. Herşeye rağmen ümit etmeye çalışan bu kızın, ilk iş deneyimi evde olur. Daha önce akıllarının  ucundan geçmeyen  bir iş türüyle karşı karşıyalardır ve  ayakta kalmak için yapmak zorundadırlar.

Fedakar anne, bir çeyiz mağazasıyla anlaşmış, küçük evleri, bir anda metrelerce uzunluğunda kumaşlar, elyaflar, ipliklerle dolmuş, adeta atölyeye dönmüştür. Evdeki herkes bir iş bölümü içine girmiş, kumaşların ucundan tutarken, hayata da tutunma fikrine alışmıştır. Bir yandan yeni okulunda okurken, diğer yandan da kumaşları katlamak, kesmek, onlardan birer yatak örtüsü aksesuarı yapmak gibi işleri olmuştur evde kızımızın. Bunun dışında, gittiği ev gezmelerinde veya kendisini çağırdıkları yerlerde, başka yerden aldığı trikoları da satmaya çalışır.

Zamane kız, hayalindeki okulda değildir, ama arkadaşlarına alışmak zorundadır. İyi arkadaşlıklar kurar, çeşitli yarışmalara katılıp, iyi dereceler alır; okulunda tanınmaya başlar. Yarışmalardan kazandığı ödülleri, eve katkısı olsun diye, paraya çevirir, kendisine anı olarak bile saklamaz.

Üniversite sınavlarına, fedakar annesinin dikiş makinesinin sabaha kadar kesilmeyen tıkırtısı eşliğinde, test kitapları ve kumaşlar arasında, kendi kendine yetmeyi öğrenerek hazırlanır. “Kazanırsam nasıl okurum”un hesaplarını yaparken, 17 Ağustos depreminin şiddetini yaşadıktan sonra,  Kocaeli Üniversitesi’ ni kazandığını öğrenir. Hayat, ona yine sevinemeyeceği bir sürpriz yapmıştır. Denize girmiş lunaparkları, tren vagonlarında yaşamaya başlamış insanları, minibüslere kurulmuş bankaları, enkazların altında yakınlarını arayanları, “Sesimi duyan var mı?” cümlesinin karanlık ve taş yığını haline gelmiş bir şehirdeki yankılanışını görür Kocaeli’nde. Derme çatma bir çadırın önünde üniversite kaydını yaptırır, “Nasıl okurum?” sorusuna somut bir yanıt bulamadıkları ve kalacak yer sıkıntısı da çekeceği için, okula sadece kayıt olmakla kalır. Devam edemeyecektir. Depremin yarattığı tedirginlik ve üzüntünün acısı, “Şimdi n’olucak peki?” sorusunun ağzındaki buruk tadıyla, Kocaeli’nden yaşadıkları şehre döner Zamane Kız; sesini duyan var mı, yok mu, çok da düşünmeden. Uzun bir süre daha evde kumaşlar kesmeye, elyafları yerleştirmeye, onları biraraya getirip çiçekler yapmaya, dikiş makinesinin sesi eşliğinde uyumaya devam edecektir.

 

Mutfakta ocak başında pişecek, eli kırılacak, az malzemeyle çok şey yapacak, arkadaşları üniversiteye gittiği için yalnız kalacak, dershaneye ve kursa gitmeden üniversite sınavına tekrar hazırlanacak, ama kendi kendine yetmesini öğrenecektir. Babasına bu zor günlerde destek olmaya devam edecek, bir yandan da  ailece bu çetin sınavı vermek zorunda olduklarını bilecek, “Güzel şeyler olacak” cümlesine kendisini inandırıp, umut etmeye devam edecektir. Ona hiç bitecekmiş  gibi gelmeyen uzun bir zaman geçer böylelikle. Erkek kardeşi, Anadolu Lisesi’ni kazanmıştır, o da okuldan kazandığı bursu, evin geçimi için harcamaktadır. Baba, yaşadığı sıkıntı ve üzüntünün etkisiyle, artık tansiyon hastasıdır, evde çalışmaya devam etmektedir, yeni bir iş bulamamıştır. Geçen süre içinde geleceği ile ilgili sağlam kararlar alabilmek adına, tercihlerini ve önceliklerini belirler Zamane Kız. Artık  daha farklı hedefleri vardır. Üniversite sınavlarında, birinci tercihi olan  Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanmıştır; İstanbul’a, o çok sevdiği ve hep ait olduğunu düşündüğü şehre geri dönecektir. Hem çok tanıdık, hem de çok farklı  bir hayata adım atmış olacaktır. Ailesini bu şehirde bırakacak, onların da ileride İstanbul’a dönebilmeleri için kafa yoracak, yurtta kalmak veya ev tutmak ek masraf olacağından, artık İstanbul’da babaannesiyle bambaşka bir yaşamı olacaktır.

Metrelerce uzunluğundaki burs kuyruklarında bekleyecek, üniversite harcı, yol parası, kitap masrafı gibi giderleri, kazandığı burslarla karşılamaya çalışacaktır. Dört yıllık üniversite hayatında hiç otobüse binmez Zamane Kız. Günde 12 km.den fazla yol yürür.  Nerede ucuz kitap varsa, orada alır soluğu. Kazandığı bursun büyük bir kısmını ailesine gönderir. Ailesini görmek için, canı her istediğinde gidemez diğer arkadaşları gibi. Ailesinden ayrı, buruk bayramlar yaşar. Alt tarafı 3 saatlik mesafede olan bir şehire, sadece yaz tatillerinde gider. Üstelik, babaannesiyle yaşamaktadır; sürekli tansiyonu çıkan, hastalanan, acile kaldırılan yaşlı bir insanla yaşama riskini göze almıştır. Bir anlamda, yaşlı bir kadına soluk, sessiz ev içinde seda, akşamları ona bir kap yemeğini yapıp, paylaşacağı bir can yoldaşı olacaktır. Öğrencilik yılları boyunca, belki de aldığı “habercilik” eğitimi anlayışının etkisiyle, olaylara, insanlara hep çok yönlü bakmayı tercih eder. Başarılı bir üniversite dönemi geçirir, daha 2.sınıftayken üniversitedeki bir hocasından Asistanlık teklifi alır. Ancak, uzmanlaşmak istediği alan farklı olduğu için, bunu erteler. Yayıncılık alanını hep merak ettiğinden, bir süreliğine Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden birinde  çalışmaya başlar. Yeni yüzler, editörler, yazarlar tanır; yaptığı işten çok keyif almaktadır ancak burs aldığı için, ortalamasını da yüksek tutmak zorundadır. Bu yüzden okul ve işi bir arada yürütmektense, sadece okula ağırlık vermeyi düşünür. Yine stajlara ve dönemsel çalışmalara da devam eder bir yandan. Ve 3. Sınıfın yazında, ailesi de İstanbul’a geri dönme kararı alır.Babası, İstanbul’daki eski iş arkadaşlarıyla bağlantıya geçmiştir ve yeni bir iş kurma telaşı içindedir. Zamane Kız, en çok, fedakar annesinin, altı sene boyunca, adeta dikiş makinesine bağımlı olan ve dört duvar içinde geçen hayatı değişeceği için sevinmektedir. İstanbul’un daha önce bilmedikleri bir semtine taşınırlar ailece. Ancak yeni taşındıkları yer, Zamane Kız’ın okuluna çok uzak olduğu için, kız, bir süre daha babaannesiyle yaşamaya, yol yürümeye, ailesini sadece hafta sonları görmeye devam edecektir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında kitaplarını okuduğu, mektuplar yazdığı, kimi zaman yazdıklarıyla dertleştiği, kitapları için –naçizane- öneriler sunduğu, Türkiye’nin en önemli yazarlarından biri, elinden tutar bu devrede. Maddi manevi destek olur Zamane’ye. Ve bu, aralarında kalır.  

Geçen sürede, Zamane Kız, okulda çabalamaya devam etmektedir. 3. sınıftaki bir ders için, arkadaşlarıyla birlikte bir proje geliştirip, bunu hocalarına sunarlar ve  büyük beğeni toplar proje. Son sınıfta, bu projeyle “PR Oscarları” diye bilinen o yarışmaya katılma kararı alırlar ve kazanırlar. Tüm teknik imkansızlıklara rağmen ve dışarıdan profesyonel hiçbir destek almadan aldıkları bu başarı, ilerisi için, onda ve ekip arkadaşlarında, özgüven, azim, sabır ve disiplinli çalışma gibi önemli değerlerin meyvesi olmuştur.

Mezuniyet yaklaştıkça, herkesi olduğu gibi, Zamane Kızı da iş arama telaşı sarar. Fakülteyi ikincilikle bitirdikten sonra, ailesinin yanındadır artık. Babası kurduğu yeni işinde ayakta kalma mücadelesi içindedir, kardeşi de artık üniversiteli olmuş, fedakar annesi dikiş dikmekten kurtulmuştur. Artık, çalışma sırası Zamane’dedir ama işler umduğu gibi gitmez. Onlarca iş görüşmesine gider; kimisi ona uygun değildir, kimi yerin çalışma koşulları çok kötüdür, kimi yer de doğru dürüst ücret vermemektedir. Üniversite yıllarında staj yaptığı yerlerde dönemsel olarak çalışır yine. Kadrolu değildir, masası ve sandalyesi bile yoktur. Başkalarının kendisine gösterdiği yere oturmak zorundadır. Yönetim katına çay-kahve servisi de yapmaktadır; arşiv odalarına girip toz bulutunun içinde de kalmaktadır. Yol yine uzaktır, kazandığı para çok azdır ama üniversitede gördüğü derslerin, pratikte hiç de öyle olmadığı gerçeğiyle de karşı karşıyadır; işte en çok bu şaşırtır Zamane’yi. Piyasa koşulları, cilt cilt kitaplarda yazdığı gibi değildir; aldığı eğitime ve bilgisine güvenirken, işin aslının öyle olmadığını görür. Eğer hatrı sayılır tanıdıklarınız yoksa, iş hayatında, işinizi yaptırmak, bir yerlere gelmek, yükselmek filan, hele bir de kadınsanız, çok çok zordur.

Yüksek Lisans yapmaya karar verir Zamane Kız. Aradan aylar geçer. Gökdelenlerin arasında çalışırken, birden kendisini yerin 6 kat altında bulur Zamane. Başka bir işyerinde çalışmaya başlamıştır artık. Ancak, çalıştığı yer, hava dolaşımı olmayan, penceresiz, klimasız, otopark yanında  ve 16 kişinin çalıştığı bir odadadır. İşe başlarken, bunlar kendisine bahsedilmemiş, çalışacağı gün, kendisini pat diye yerin dibinde buluvermiştir. Yüksek lisans yapacağı için, paraya ihtiyacı vardır; ailesine destek olmak zorundadır ve hazır iş bulmuşken, gelip gitmeye devam eder. Bu gelip gitmeler 6 ay sürer, dünyanın yolunu üç kuruş için teper, sonunda havasız ortamda çalıştığı, arşivleme yaptığı için, hasta olur Zamane. Yüzünde yaralar çıkar. Yüksek Lisans’ı da kazanınca, işi bırakır.  Yüksek Lisans yaparken de iş görüşmelerine gitmeye, kısa süreli dönemsel başka işlerde çalışmaya devam eder. Ancak istediği gibi olmamaktadır. En çok sevdiği iki şeyi, “yazmayı ve çizmeyi” bırakmıştır artık; ekmek parası derdine düşmüştür. Hayal ettiklerine göre değil, onu çevreleyen şartlara göre karar almakta, öyle hareket etmektedir. Hayalini kurduğu şeyler, ona şu an için para kazandırmamaktadır. 2 yıl iş arar. Gerçekten yapmak istediği bir işte çalışmak istiyordur artık. Sonunda, bir şirketten kabul edilir ve İnsan Kaynakları alanında çalışmaya başlar. Bir yandan da, Yüksek Lisans bitirme tezini hazırlamaktadır. Işyerinde de bir sürü şeye kafa patlatmakta, akşam eve geldiğinde, sabaha kadar tezi için çalışmaktadır. Haftada toplam 5-6 saatlik bir uykuyla işe gidip gelmektedir. Hem işte, hem evde çalışmaktadır. Bu sürede iki kere de hırsız girip çıkmıştır evlerine, ne var ne yoksa alıp götürmüştür. Tekrar tekrar “Sil baştan” olmaktan yorulmuştur artık Zamane. Ama tezini de bitirmek zorundadır. Çalışmasını bitirip, “Tez Savunma Günü” ya da “Jüri günü” diye bilinen gün gelir çatar. Çok heyecanlıdır. Savunma’ya girer ve çalışmasını sunar. Normalde tek bir kerede savunmadan geçmenin zor olduğu kabul edilir üniversitelerde. Hiçbir düzeltme almadan,  alnının akıyla çıkar Savunma’dan. Artık, Yüksek Lisans mezunudur.

Okuldan çıkıp işe gelir, bir günde onlarca mülakat yapar Zamane Kız. Artık, iş görüşmelerindeki ‘öteki taraf’ olmuştur. O kadar çok şey yaşamıştır ki, yaptığı işe alım mülakatlarında, adayın yerine kendisini çok rahat koyabilmektedir. Diğer İK’cılardan farklı olduğunu düşünmektedir ; çünkü öncelikle görüşmeye geldiği kişinin heyecanını azaltmakta, onun kendisini rahat hissetmesini sağlamaktadır. Ezbere sorular sormaz. Gerçekten karşısındakini tanımak istediği için, sorular sorar. Zamane’yi en çok üzen, iş arayan bir adaya, “Olmadı, sizi işe alamıyoruz” demektir. Yaptığı görüşmelerde, annesini yıldırım çarpması sonucu kaybedeni de görmüştür; gözünün önünde kardeşini öldürenleri de. İstanbul’a yeni göç etmiş insanlar da tanımıştır, ev kirasını ödeyemediği için sokaklarda kalanı da. Tüm bu insanlar, ona ‘ayakta kalma’yı, hayata tutunmayı hatırlatmaktadır. Çoğunda kendi hikayesini bulmaktadır Zamane Kız. Bir taraftan da, iş dünyasındaki imza silsilesinden, gereksiz ve anlamsız bürokrasi kalabalığından, bu yüzden çekilen yüzlerce fotokopiden, kağıt israfından, hiyerarşik düzenden de yakınmakta, yeni çözümler için kafa yormaktadır. Çalışanların daha sağlıklı şartlarda görev alabileceği, ücretlerin adil olabileceği, ast-üst ilişkisi yerine “ekip olma” ruhunun yaşanabileceği, hatrı sayılı kişiler sebebiyle başkalarının hakkının yenmediği, üst yönetimin kendisini çalışanının yerine koyarak düşünebildiği bir işyeri hayal etmekte; böyle bir yeri, bir gün kendisi kurmak istemektedir.

Bunları istediği için “Zamane”dir ; kısa sürede doğru olan kararı vermek ve hızlı olmak zorunda olduğu için, Zamane’dir. “Önce evleneyim, sonrasına bakarız” demediği, önceliğini çalışmaya verdiği için Zamane’dir. Söz konusu ailesi olursa, kazandığı parayı, kariyerini, mesleğini bu uğurda bir kenara itebilme yürekliliğini gösterdiği için Zamane’dir. İş dünyasının erkekler tarafından belirlenmiş yazılı olmayan kurallarını  yıkmak istediği, farklı açılardan düşünebildiği, sabrettiği, azmettiği, çabaladığı, öğrenmeye çalıştığı, sorguladığı içindir Zamane Hatunu olması. İddiaları yoktur, sadece ümitleri vardır.
Mahalledeki bazı teyzelerin yakınıp, hafife alma duygusuyla kullandığı “Zamanelik” , onu bambaşka yerlere, yaşadıklarına, geçmişe götürmüş, kendisini sorgulama ve tanıma fırsatı yaratmıştır. Neden “zamane” olduğunu düşündükçe de, ortaya kendisiyle ilgili ilginç bir hikaye çıkmıştır işte böyle.

Anlatılamayanların, anlatılanlardan daha fazla olduğu bir hikayedir bu. Çok sevdiği bazı şeylerden vazgeçme cesaretini gösteren bir hikayedir aynı zamanda. “Ne iş olsa yaparım abi” demek istese de, kadın olduğu için, öyle diyemeyen bir hikayedir. Satır aralarında kadını kadın yapan fedakarlık, özveri, emek, çaba, azim, sabır gibi değerlerin gizlendiği bir hikayedir yani. Yani kadını kadın yapan mucizevi yanların, yalın cümlelerle anlatıldığı bir hikayedir. Birebir yaşanmış; öğrenen, soran, düşünen, sorgulayan bir hikayedir.
Zamanın hızına rağmen, geçen zamana hediye edilmiş bir hikayedir.
Benim hikayemdir.

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorumlar

0 cemile kocakaya 11-12-2010 18:30 #22
Tebrikler canımmmm arkadaşım. Her şey gönlünce olsun.
Alıntı
0 hayat 15-10-2010 19:23 #21
asla arkana bakma bu senı üzer ,asla geçmişi unutma bu insana kendini unutturur,sen kim olduğunu biliyorsun , önemli olan bu DEVAM ET
Alıntı
0 Hakan YILDIRIM 06-10-2010 20:00 #20
Zeynepcim tebrikler ve eline sağlık, ne kadar samimi ve çekici bir yazı olmuş okuyanlar için... çok güzel
Alıntı
0 tuğba 06-10-2010 13:51 #19
güzelim harikasın ,tebrik ederim başarılarının devamını dilerim güzel arkadaşım benim
Alıntı
0 Umut Yüceldi 02-10-2010 13:36 #18
Üniversite yıllarında dertleştiğimiz konuların detaylarını anlatan Hikayende, artık dip'ten yukarı doğru tırmanışını görmek mutluluk verici. Bu yarışmayı kazansan da kazanamasan da, ailenle ortak Hikayenizin tecrübeleriyle sebat etmeyi, herşeyden önemlisi yarına daha umutlu bakabilmeyi öğrenmek kazanımların en büyüğüdür.

Sevgilerime,
Alıntı
0 G.Elter 30-09-2010 20:00 #17
Canım benim,seni tanıdığım için mi böyle hissediyorum??Zannetmiyorum..Yazarak resmini çizebilmek,okuy anların zihninde bir tablo yaratabilmek bence çok özel bir yetenek,hatta yetenekten de öte özel bir yürek...
Yüreğinin güzelliklerini, umut ettiklerini,düş kırıklıklarını, yeniden ayağa kalkışlarını,ya rgısız seçimlerini,bek leyişlerini,kav uşmalarını,zafe rlerini ve onun etrafındaki dünyayı resmedeceğin daha çoook kelimelerin var bunu biliyorum.Sakın susturma,durdur ma ,bu kadarla kalma...

Sevgilerimle,
Alıntı
0 yeliz turan çetin 27-09-2010 12:40 #16
cnmm arkadaşım ; tek kelime ile süper olmuş .çok eskilere götürdün beni, yaşadıklarımız senin yazdıklarını okudukça birer birer geçti gözümün önünden ve herşeye rağmen seni tebrik ediyorum hem de çook azmin ve sabrın için . başarılar cnm kankam ( senin deyiminle :) )
Alıntı
0 ahmet kehri 24-09-2010 15:09 #15
Sevgili Zeynep,

Evet bu senin hikayen, benimde bir bölümüne şahit olduğum ve
tıpkı öğrenciliğinde olduğu gibi titizlikle ve ustaca satırlara döktüğün hikayen...
Senin umudun, yüzünden en zor anlarda bile eksilmeyen tebessümün ve
yüreğindeki sevgin solmadıkça, hayatın hiç bitmeyen vede bitmeyecek olan zorluklarının
üstesinden geleceğine tüm kalbimle inanıyorum...

Ellerine sağlik...
Alıntı
0 İpek Ongun 21-09-2010 17:44 #14
Zeynepciğim,

Seni bütün kalbimle tebrik ediyorum.
Gerçek bir savaşcısın. Ve bunu öyle güzel anlatmışsın ki...
Ellerine sağlık, yüreğine sağlık.
Beni en çok etkileyen onca sıkıntıyı yüreğinden sevgiyi, o güzel yüzünden gülümsemeyi eksiltmeden yaşayabilmen, zorlukları aşabilmendir. Bunu başarabilen çok azdır.
Her şeyin senşin dilediğin gibi olması temennisiyle...
Alıntı
0 Hande Çeçen 18-09-2010 21:06 #13
zeynepcim, her zamanki gibi kendini çok iyi ifade etmişsin. "zaman"ın sana bol şans getirmesi dileğiyle...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile