CANAN ÇETİN
Yaşam insanlara inanılmaz fırsatlar sunuyor... Önemli olan bunların farkına varmakmış... Bir sonbahar günü yolda yürüyor ve aynı zamanda ağlıyorken kendi kendime bu inişin bir çıkışı olmalı diyordum...
Bir yol ayrımı, beni rahatlatacak ve kendimi bulmamı sağlayacak bir hareket... Bir şeyler olmalı diyordum... Bu hayatın bu şekilde gitmesi mümkün değil. Eşimle problemler yaşıyor, yeni girdiğim okulda da işler yolunda gitmiyordu... Okul müdürü bir yandan beni yanımdaki sınıf öğretmeniyle kıyaslayıp, sen de onun gibi olmalısın diye sıkıştırırken, bir yandan da benden yapmakta zorlanacağım bir sürü davranış bekliyordu.
Bütün bunlar sağlığımı bozmuş gözümde kocaman bir çiban cıkmış, gözüm kapanmıştı... İşte bu karmaşanın içinde bir gün sahaja yogayla tanışmam benim için yol ayrımı oldu. O zamana kadar çeşitli kişilik geliştirme seminerlerine katılmış ve kendimi tanıma yolunda adımlar atmıştım ama bunların hiç biri tam anlamıyla yeterli olmamıştı. Bu arada evde işler hiç de iyi gitmiyordu. Kendime ait bir odam yoktu, kızımla beraber aynı odada kalıyordum. Fırsat buldukca meditasyon yapıyordum, ayaklarımı tuzlu suya koyup meditasyon yapmak bana cok iyi geliyordu.
Arayışlarım devam ediyordu. Şişli belediyesinin verdiği seminerlere katıldığım bir gün, bayanın birinin reiki ile ilgilendiğini fark ettim. Bende reiki almak istiyordum. En cok da öğretmen olup başkalarına öğretmek istiyordum. Ama bayanın söylediği fiyat beni aşıyordu, böylece reikiyi bir süreliğine rafa kaldırdım. (neyseki; Tanrı benim sesimi duydu ki ilerleyen yıllarda rekiyi hayatıma soktum ve öğretmenliğe kadar ilerledim). Hayat bu arada devam ediyor, bir yandan da beni zorlayıp duruyordu. Eşimle sorun yaşamak yetmezmiş gibi bir de kızımla sorunlarım başladı. Yanında bir anne istiyordu ama ben ancak kendime yetebiliyordum, sorunların içinde o kadar boğuluyordum ki... Bir yandan kendimi tanımaya çalışırken -ki her seferinde ne kadar kendimden uzak olduğumu fark ediyordum- bir yandan da çıkış yolları bulmaya çalışıyordum. Bu arada annem, kızkardeşim, çocuklarım benden bir sürü şey bekliyorlardı.
Ama her geçen gün kendimi daha çok fark ediyordum. Kendimi fark ettikce öğrencilerimle aramda inanılmaz bir bağ oluştu. İçlerinden biri vardı ki, ondan öğrendiğim pek çok şey var: Bana sabretmeyi, iletişim kurmayı dinlemeyi öğretti. Sonrada başka bir okula gitti. Onu göndermek bana çok zor gelmişti... Önce bunu kabul etmek istemedim, sanki benim yanımdan başka bir yerde mutlu olamazmış gibi geliyordu ama sonra iç sesimle baktığımda onun gideceği okulda çok mutlu olacağını anladım.
Yıllar sonra bir gün yolda karşılaştığımda beni unuttuğunu, hatırlamakta bile zorlandığını gördüğümde önce içim acıdı ama sonra iyi ki böyle yapmış yoksa yeni yerine uyum sağlamakta zorlanabileceğini düşündüm. Okulda bulunduğumun üçüncü yılıydı. Artık okula iyice uyum sağlamış ve sorunlarım da yok denecek kadar aza inmişti. Sene başıydı. Daha tatilden yeni çıkmıştık. Ama ben her zaman okula koşa koşa gitmek isteyen ben, bir türlü okula gitmek istemiyordum. Tatil rehaveti diye önceleri üzerinde durmadım, fakat zaman geçtikce bu duygum geçmek yerine daha kuvvetleniyordu. Bir gün bir de fark ettim ki ben aslında sadece emekli maaşımı kullanıyorum, ihtiyaçlarımı onunla sağlıyorum. Diğer kazançlarım ise kardeşime, anneme, ona buna gidiyordu. Yani ben aslında başkaları için çalışıyordum. Gerçi bu hayatım boyunca böyle olmuştu, ben hep başkaları için çalışmış, başkaları için yaşamış, başkaları için uğraşmıştım. Kendim her zaman ikinci hatta bazen üçüncü dördüncü sıralarda olmuştum. Bu da beni dirençli ve sabırlı yapmıştı, ama bir o kadar da kendime önem vermememe neden olmuştu.
Bir baktım ki bir gün kendime vermediklerim karşıma dikilmiş ve benden hesap soruyor. Ve ben karşılarında onlara verecek cevap bulamıyorum. Çünkü yıllarca kendimi görmeden yaşamışım. Aslında bu, pek çok kadının yaşadığı bir durum. Pek çoğumuz kendimizi görmeden başkaları için yaşarız zaten çevrem de buna o kadar alışmış ki, ben onlara artık değiştim ben önemliyim öncelik benim dediğimde ve öyle davrandığımda, tabii beni kabul etmekte zorlandılar. Herkes eski bene alışmıştı ve değişmesini de istemiyordu. Arkadaşlarımla, annem ve çocuklarımla sorunlar yaşamaya başladım ama eskiye dönmek istemiyordum. Herkes mutsuz olabilirdi ama ben bu benden çok memnundum. ‘Hayır’larım fazlalaştı, artık istemediğim bir şeyleri sırf birileri istiyor diye yapmak istemiyordum. Sırtımdaki yüklerin her gecen gün daha azaldığını gördükce ne kadar özgür olduğumu fark ettim. Bu inanılmaz bir şeydi, hayatınızın efendisi siz oluyordunuz . Bir başkası sizi yönetmiyordu. Kurallar, gelenekler, töreler, çevre baskısı, bunların hiç biri sizin hayatınızın efendisi değildi. Zaten kendinize değer verdikce bunlarla da karşılaşmıyordunuz.
Her şey kendini bağışlamak ve kendini sevmekte yatıyor. Biz kendimizi sevdiğimizi sanıyoruz. Daha sonra verdiğim eğitimlerde insanlara kendinizi sevin dediğimde biz kendimizi seviyoruz diyorlardı, ama baktığım zaman kendini sevmenin ne olduğunu bilmediklerini görüyordum. Benim için yoga ve reiki, hayatımı değiştirdiğim, kendimi bulduğum ilk atlama taşları olmuştur. Bu herkes için aynı olmayabilir ama herkesin değişim için kendini bulmak için atabileceği bir adım vardır. Önemli olan bu adımı atma cesaretine sahip olup o kararlılığı gösterebilmektir. Bana göre kadının doğasında bu kararlılık ve cesaret var. Kendinizi sevin ve değişim sürecini başlatın derim.
İnanın hayat o andan sonra, mucizelerini ayaklarınızın altına seriyor...
Sevgilerimle.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

