Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » İş hayatında kadın olmak zor iş vesselam
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

İş hayatında kadın olmak zor iş vesselam

e-Posta Yazdır

Rumuz : Umutsuz İş Kadını

Bugün başıma gelmeyen kalmadı. Hani çizgi filmlerde vardır ya, günlük güneşlik zamanlarda bile başının üstünde yağmur bulutu ile gezinen bahtsız tipler. İşte ben tam da onlara benziyordum bugün. Ve çoğu da çalışan bir “bayan” olmamdan kaynaklandı bence. Bana olanlar bir erkeğin başına gelir miydi? Sanmıyorum. Tüm dünyadaki negatif güçlerin özellikle beni hedef aldıklarını ziyadesiyle hissettiğim bugün, bir erkek için gayet sıradan bir işgünü olabilirdi. İşte size, başımdan geçenlere ve bence iş hayatındaki hatunlar ve erkekler arasındaki ufak (!) farklara dair bir yazı :

 


Öncelikle dün akşam, birkaç aydır birlikte olduğum erkek arkadaşımdan ayrıldığımı belirtmeliyim. (O beni işyerinden bir hatun için terketti gerçi ama şimdi konumuz bu değil). Ben de işten eve dönünce hem üzüntüden canım bir şeyler yemek istemediğinden, hem de yoğun bir günün ardından evde bir şeyler pişirmeye halim olmadığından, sadece birkaç çeşit peynir eşliğinde bir şişe şarabı devirivermişim. Gece boyunca açık unuttuğum göz musluklarım ve sabaha kadar yatakta sağa sola dönerek geceyi gündüz etmem de eklenince, ne şekilde uyandığımı tahmin edersiniz.

Aynada gördüğüm “şey”, (buna yüz diyemiyorum) dürüst olmak gerekirse Darwin teorisini kanıtlar nitelikte bir maymun suratıydı. Şişmiş iki göz, kırmızı bir burun, mosmor göz altları, birbirine karışıp yün topuna dönüşmüş bir saç... Acele edip bu maymunu“insan” evresine geçirmeliydim; zira o sabah üst yönetime sunacağım bir prezentasyonum vardı. Kendimi soğuk duşa atmam iyi bir adım olsa da, başımın zonklamasını geçirmeye yetmedi. Duştan çıkar çıkmaz bir filtre kahve hazırladım, sonra makyaj ve fön kısmına geçip biraz daha “insan”a benzemeye çalıştım.

En yeni ve en şık kıyafetlerimden birini seçtim ama hatunsal bir sorun beni bekliyordu: Bacaklarımdaki kıllar! Başımın zonklaması her ne kadar doğru dürüst düşünmemi engelliyor olsa da, üzerinde şık bir elbise ile ofiste dolaşan maymun durumunda olmak bana bile pek iyi bir fikir gibi gözükmedi. Kıl operasyonunu hallettikten sonra sıra çorap seçimine geldi. Tam ince çoraplarımı giymeyi başarmak üzereydim ki çorabım, tırnağıma takılarak kaşla göz arasında caaarrrt diye kaçıverdi.Sinirlenmemeye çalışıp yedeklerini geçirdim hemen bacaklarıma. En son prezentasyonumun içinde bulunduğu flaş belleğimi de çantama atıp, arabama atlayarak ofise doğru yola çıktım. Çilem henüz bitmemişti tabii...

Önce, sözümona sadece iki dakikalığına, aldığım krediyle ilgili bir sorunu ortadan kaldırmak için yolumun üzerindeki bankaya uğramam gerekti. O gün halledilmesi gereken bir şey olmasa zaten park problemi olan bir banka şubesine, hem de sunumum olan bir günde neden gideyim değil mi... Biraz uğraşsam arabamı park edebileceğim bir boşluk vardı ve ben oraya girmeye çalıştım ama, ne yazık ki arkamda biriken arabalar zart zurt kornaya bastıklarından (!) ve panik yaptığımdan beceremedim. Oysa hemen arkamdaki arabanın erkek şoförü rahatça park etti benim giremediğim yere. Bense çaresiz, biraz da olmayacak bir yere bırakmak zorunda kaldım arabamı. Şube güvenlik görevlisine, dörtlülerini yaktığım arabama bakmasını rica ederek hemen şubeye daldım. Tabii içerisi kalabalık; aradan sıvışmaya çalışsam da fayda etmedi ve mecbur, oturup bekledim. Ama işin kötüsü, oturduğum yerden arabamı göremiyordum. Yaklaşık 13 dakika sonra (saate baktım, eminim) şubeden çıkabildiğimde arabamın yerinde olmadığını farkettim. Panik içinde sağa sola bakınırken bir de ne göreyim: benim araba, dörtlüleri yana yana bir çekicinin üzerinde! Bir yandan şube güvenlik görevlisine içimden bir güzel saydırırken, bir yandan da koşmaya başlamışım o şaşkınlıkla... Sanki arabamı yakalayacağım; niye koştuysam... Tam yavaşlıyordum ki, benim bir çuval dolusu para döktüğüm ayakkabımın topuğu güzelim İstanbul’umun kaldırım taşları arasına sıkışıvermesin mi? Çıkmıyor Allah çıkmıyor! Son bir gayret asılıp hızla çektim ayağımı. Baktım ayakkabıyı kurtarmışım, ama “topuksuz olarak”. Yalpalaya yalpalaya kaldırım kenarına gelip bir taksi çevirdim ve çekiciyi takip etmeye başladım. Bu sırada ne oldu dersiniz? Çorabım yine kaçtı tabii! Neyse ki taksicinin müthiş(!) manevraları sayesinde çekiciyi yakalayıp, (elinde topuk, bir ayağı yerde diğer ayağı havada, çorabı kaçık perişan görüntüm onları da etkilemiş olmalı) arabamı otoparka çekmeden çözdürebildim. Cebimdeki nakit paramın tümünü de onlara ve taksi şoförüne bayıldıktan sonra ceza makbuzum elimde, arabama binerek ofise doğru tekrar yola çıktım. (Allah’tan arabamın bagajında, yüksek topuklu giydiğim günler için yedek olarak bulundurduğum bir çift eski spor ayakkabım vardı.)

Ofise vardığımda üst yönetim, çoktan yerini almış beni bekliyor olduğundan üstüme başıma çeki düzen bile veremeden direkt toplantı odasında buldum kendimi.. Cam odanın dışından geçenlerin içeriye göz attıklarında görebilecekleri manzara şuydu: Saçı başı dağılmış, her ne kadar makyaj yapmış olsa da kapatmayı başaramadığı şiş gözleri, üzerindeki son derece güzel kıyafetinin altında giydiği eski spor ayakkabıları ve kaçık çorabı ile sunum yapan bir hatun. Karşısında jilet gibi takım elbiseleri, pürüzsüz tıraş ve saçları, düzgün makyajları ile kendisini dinleyen kadınlı erkekli beş kişilik bir grup.

Şimdi size sorular... Bir erkek :
Biraz konu dışı olsa da sevgilisinden ayrıldığı için geceyi gündüz eder miydi?
Şiş bir yüz ve mor gözlerle uyansa, bu onun için işe giderken sorun olur muydu?
Makyaj yapar mıydı?
Arabasını park etme sorunu yaşar mıydı?
İnce çorap ya da topuklu ayakkabı giyer miydi?
Bir hatunun başına gelen bu olaylar, onun başına gelir miydi?
Ve en önemlisi, sizce benim yerimde bir erkek olsa sabahını nasıl özetlerdi? Bence aynen şöyle derdi: "Bu sabah üst yönetime sunum yaptım.” Nokta.

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile