Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Umutsuz İş Kadını İsmet
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

Umutsuz İş Kadını İsmet

e-Posta Yazdır
Rumuz: Umutsuz İş Kadını
Yazıma seçtiğim başlıktan da anlaşılabileceği üzere, bir iş kadını İsmet. Ama nedense biraz da “Umutsuz”… Hayatı koşuşturmacayla geçen, bu kadar koşuşturduğu için de hayatın sadece Cuma gününü iple çekmek olduğunu sanmaya başlayan, Pazartesi sendromu olan bir hatun. Her gününü hemen hemen birbirinin aynı, geniş bir eve sahip olma hayaliyle çalışırken geçiren, aslında evi kaç metrekare olursa olsun yaşamının büyük bir bölümünü lüks plazalardaki ofis katlarından birinde, sahibi olduğu birkaç metrekareyi anca bulan masasının etrafında tükettiğini farketmeden çalışan bir hatun.
İş hayatı her ne kadar “hareketli” geçiyor gibi gözükse de, özel hayatında yalnız, - daha doğru bir tabirle “evde kalmış” - , kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durmaya çabalarken akıp giden tekdüze hayatında, bir yandan da hayatın kendini kaçırıyor olduğunu farkedemeden belirli bir yaşa (32!) gelmiş bir İsmet. Eskiden evliliklerin görücü usulü yapıldığı ve yarım asır sürdüğü, annelerin genellikle ev kadını olduğu bir dönem ile, evliliklerin yaklaşık en az bir düzine insanla çıktıktan sonra karara vararak yapıldığı, yine de bazılarının birkaç saat sürmekten bile öte gidemediği, boşanma oranlarının tavan yaptığı ve hatunların hemen hepsinin iş hayatında varlığını ispat etmek için kendini yırttığı bir dönem arasında sıkışıp kalan 70 kuşağı hatunlardan.
Bütün bunları yazarken sanki bu hatun ben değilmişim gibi yazmışım. Hikayeme kendi ağzımdan devam edecek olursam...
Çalışıyor olduğum için mi evde kaldım, yoksa evde kaldığım için mi popomu yırtarcasına çalışıyorum bilemiyorum doğrusu. Çünkü yeni yeni farkediyorum ki bu olay, yani kendini işe adamışlıktan dolayı sosyal hayatı sıfırlama, ya da sosyal hayatı sıfırlanmış bir insan olmaktan dolayı (ayıptır söylemesi) eşekler gibi çalışma, belirli bir süre sonra bir kısır döngü haline geliyormuş. Hayır, getirileri olsa gerçekten hiçbir problemim olmaz ama, ilk fırsatta ensenizde bitmek için her türlü fırsatı kollayan bir insan sürüsü ile tüm gününüzü ofiste zaman geçirmek hiç kolay değil. Bunu belki de bu satırları okuyanların çoğu en az benim kadar, hatta belki benden daha iyi biliyordur. Ama tabii bunu yapmak için fırsat kollayan kişi, 7/24 tepenizdeki patronunuzsa, işiniz çok daha zordur.
Benim olayım asistanlık: Üst Düzey Yönetici Asistanlığı. Dikkatle altını çekmek istiyorum “Üst Düzey” kelimelerinin. Yani öyle sekreterlikten terfi etmeye çalışmak değil benimkisi. Düpedüz bir CEO'nun sağ kolu olmaktan bahsediyorum burada. Bilmeyenler için -ki bunu ayırdedebilen çok zor- biraz daha açıklamam gerekirse, ben şirkette sadece telefonlara bakan, olup bitenlerden bihaber, tek bildiği makyaj yapıp süslenmek, her fırsatta dedikodu yapmak olan ve günü, internette sörf yaparak bitiren "sekreter"lerden değilim. Lütfen bu yazdığımı okuduğunda bozulan, alınan olmasın. Herkesin bildiği üzere her işi hakkını vererek yapan da var, vermeden yapan da. Bugün aldığım bir tişörtün üstünde yazdığı gibi "Don't Work, Make Noise" sözünü benimseyerek çalışanlar da azımsanmayacak derecede çok bu ülkede bence.
Üst Düzey Yönetici Asistanlığı, eğer patronunuz sizi yeteri kadar doğru ve etkin kullanabilmeye çalışıyormuş rolü yapıp aslinda her şeyi size yaptırmaya başladığında, büyük bir mesele halini alabiliyor sizin için. Bunu anlamak için sadece birkaç saniyeliğine de olsa,  insanların sağ kolunu/elini kullanarak neler neler yaptığını düşünmeniz yeterli olur sanırım J Aslında demek istediğim kafanızı kaşıyacak zamanınızın olmadığı ve kafanızın sürekli bir şeylerle meşgul olduğu. Öyle ki, başkasının işlerine öncelik verip, (mesela patronunuzun toplantılarda almış olduğu kararların kendisine raporlayanlar tarafından zamanında bitirilip bitirilmediğini takipten tutun, patronun karısı gittiği restaurantta kullanılan tuzluk ve biberliği çok beğendiği için kendisi de evine almak istediğinden restaurantın, sözkonusu tuzluk ve biberliği nereden temin ettiğini öğrenmeye kadar) patronunuza dair yapılacakları aklınızda tutmaya çalışırken, kendi yapmanız gerekenleri ve aslında sizin için çok da önem arzeden şeyleri unutur oluyorsunuz. Mesela: Geçen sene ablam beni arayıp "Bugün annemin doğumgünü" diye hatırlatma yaptığı halde (ki normalde bu hatırlatılması gereken bir şey bile olmamalı bence), benim annemi iki gün sonra aramam buna örnek olarak gösterilebilir sanırım. Asistanlık tam bir kölelik gibi. Hiç kaçarınız yok. Bir kere, bundan onlarca yıl önce şirketimizin bize sağladığı bir imkan olarak görüp çok seviniyorken, şimdi şimdi, köleleşmemizin oluşmasına katkıda bulunduğunu farkedebildiğimiz, faturalarını şirketimizin ödediği cep telefonlarımız var elimizde. Hatta daha da güzeli, son zamanların favorisi, bu köleleşmenin olmazsa olmazlarından “blekböri”lerimiz. Onlar sayesinde artık sadece aramalara değil, e-posta kutumuza da günün 24 saati ulaşabilir durumdayız. Daha doğrusu bizler ulaşılabilir durumdayız. Mesela ben, sevgili blekbörimin kırmızı ışığının yanmadığı birkaç dakika için neler vermezdim !
Daha başka bir sürü şey için de çok şeylerimi feda edebilirdim aslında. Mesela her ay, özellikle biz bayanlar için iş hayatında varolmanın önemli bir olmazsa olmazı haline gelen “prezentabl görünmek” uğruna ayakkabılara, aksesuarlara, kıyafet denilen kumaş parçalarına bir servet harcamasam, işyerinde patron her bana çıkıştığında, haksızlığa uğradığımda ya da  biriyle münakaşa ettiğimde kendimi rahatlatmak için alışverişe çıkmasam ve pek tabii bu sayede kredi kartı ekstremi düşünmek zorunda kalmasam ne iyi olurdu! Fazla mesai yapmaktan eve gidip yemek pişirmeye fırsat bulamayıp hemen her akşam geç saatlerde dışarıdan yemek siparişi vermesem, (hatta sırf bu yüzden aldığım kiloları almasam) işhayatının stresinden dolayı kendimi iyice kafein bağımlısı haline getirdiğimden, günde en az iki kez, en küçük bardağı 4.5 TL olan kahvelerden içmesem de çok iyi olabilirdi. Ya da ne bileyim, işyerindeki herkes üye olduğundan, sırf onlara hava olsun diye, onlardan geri kalmamak için kapısını üye olduktan sonra ancak iki kez çaldığım spor salonlarına bir yıllık üye olup binlerce lira dökmesem… Sigarayı bıraksam… Süper olurdu, harika olurdu, hatta muhteşem olurdu…
Alışverişte, sigara molasında, kahve kuyruğunda, atm önlerinde… Yolu iş hayatından geçen her hatunla elbet bir gün, bir yerde buluşuruz…

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorumlar

0 ych 03-09-2010 17:06 #1
KIMBILIR KAC ZAMANE HATUNUNUN HISLERINI IFADE ETMISSINIZ!
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile