Rumuz: ALBARAZ
Her sabah 06.00’da gözlerim yarı açık halde saate bakıyorum ve “aman Allah’ım bu yorgunlukla günü nasıl geçireceğim” hissiyle yataktan fırlıyorum... Aşağı yukarı 13 saat sürecek maraton başlıyor, savaş boyalarımı yüzüme sürüyorum ve erkek egemen sektörümün (metal sanayi) 3 yıldır mühendis oalrak çalıştığım fabrikasına doğru yola koyuluyorum... Sorumlusu olduğum tesiste tek hatun olmama rağmen pek sıkıntı çekmiyorum, çünkü ortaokul,lise ve üniversite yıllarım boyunca, erkeklerin % 80’ini oluşturduğu okullarda eğitildim ve hayatı tanıdım..
Başlarda kendimi kabul ettirmek, saygınlık oluşturmak, sözümü dinletmek elbette kolay değildi, ama sevdiğim özelliklerimden biri beni kurtardı : Dil, din, ırk, statü ve hiyerarşi gözetmeksizin , genç- yaşlı herkesle diyalog kurabiliyor olmak..
Karşı taraf samimiyeti anlayınca “amaan 25 yaşında hatun ne anlar bu işlerden” demedi, kabullendi. Ben de tabi boş durmadım, yaptığım işin hakkını vermek için uğraştım, araştırdım, “bu benim işim değil” deyip ayrımcılık yapmadım ve üzerime hiç vazife olmayan işlere bile bulaştım.. Tesise hatun eli değdiği belli olsun diye, günlük üretim karmaşası içinde göze ve damaklara hoş gelecek bir atıştırmalık illa ki masamızda duruyor, mideden geçen mutluluğa dönüşürken, arada tatlı sohbetlere de meze oluyor.
Kolay değil, her gün sabahtan akşamın kör kandiline kadar yollarda olmak, eve gelip aileyle vakit geçirmeye çalışmak, hafta sonları yorgunluğu gözardı edip sosyal aktivitelerden geri kalmamak, sevgiliyi ilgisiz bırakmadan gönlünü hoş tutmaya çalışmak.
Tabii bu arada bakımsız, ojesiz tırnaklar, uğraşacak vakit olmadığından jiletle alınmaktan erkek sakalı gibi çıkan tüyler, kuaför derdinden kurtulmak için bir daralma anında kuşa çevrilen saçlar, sürekli stres altında olunduğundan fevri hareketlere maruz kalan yakınlar, “sana ulaşmak için randevu mu almam lazım” diyen dostlar, her şeye yetişmek için uykunun 4 saate düşürülmesi, akabinde mor göz altlarını kapatmaya çalışmak…
Örneğin geçenlerde sabahın 6’sında yanıma gelen babamla incir çekirdeğini doldurmayacak bir olay için tartışmamızın üzerine şirkette öğlene kadar bunu kendime dert edindim.. Ne yapsam da rahatlasam diye düşünürken, aklıma onların ofisinin karşısındaki pastane geldi, ufak keklere gönül alıcı bir not yazdırıp babama gönderdim, o da bana “babalar kızlarına kırılmazlar” diye mesaj atınca barışmış olduk
Sevdiklerimi ihmal etmeme şansım bu yoğunlukta yok, ama en azından, özel günlerde ya da bazen sadece sevdiğimi söylemek için çiçek ya da çikolata göndermek, ufak sürprizler yapmak, evin gizli köşelerine notlar koyup ben dışarıda koştururken onu bulmalarını sağlamak beni mutlu ediyor..Karşımdaki de düşünüldüğünü ve kendisine değer verildiğini hissediyor, bu da bence ilişkileri sağlamlaştırıyor.
Güzelleşmek için kalan daracık vaktimde ufak tefek rötüşlarla kendime çeki-düzen verebilmeyi öğrendim..Örneğin iş çıkışı birileriyle buluşacaksam, iş yerim evimden 70 km uzakta olduğu için yanıma elbiselerimi alıyorum, buluşacağım mekana gitmeden önce bir yerde giyinip süsleniyorum, hatta gerekirse iki arada bir derede kuaföre uğrayıp pür bakımlı halde insanların karşısına çıkıyorum..
Bu koşturmacada kafaı boşaltmak ve biraz rahatlamak için gezdiğim mekanları, sanatsal etkinlikleri blogumda anlatıyorum, hatta 1 senesi dolunca bunlardan ufak bir kitap bastırıp eşe-dosta dağıtmak istiyorum..Hem dikili bir ağacım olmuş olur, fena mı!
Sonra tabi güncel konulardan da uzak olmamak gerekiyor, her haltı takip etmenize rağmen, gözünüzden kaçan ufacık bir haber yüzünden hemen apolitik ya da anti-entelektüel yaftasını yapıştırıverirler mazallah! Karmaşanın içinde mutlaka siyaset ve ülke sorunlarını takip etmek, hatta magazinel olaylardan ve maçlardan da haberdar olmak şart, dost meclislerindeki sohbetlerden geri kalmak zamane hatununa yakışmaz çünkü..Kendinize gösterdiğiniz hassasiyeti erkek arkadaşa göstermezseniz bozulur, “biz neden böyle olduk”lar, “sen artık beni eskisi gibi sevmiyorsun”lar havada uçuşur..
Hasbelkader başlanan ama başlandığı için bitirilmek durumunda olan –bir zamane kadını asla başladığı işi yarım bırakmaz, kendine başarısız oldu dedirtmez!- yüksek lisans stresi var bir de üzerimde. İş yerinde nefes alma molalarında itiş kakış hazırlanan tez, hocaların tolere etmesiyle ve yakın dostların yardımlarıyla bugünlere kadar getirildi getirilmesine, ama ömrümden de birkaç yıl çaldı sanırım..Hem yüksek lisans mezunu olunca ne kazanacağımdan çok emin değilim, sanırım etiketlere bir yenisi eklenmiş olacak..
En çok korktuğum da, ileride ailemle ve sevdiklerimle bu kadar az vakit geçirebildiğim için pişman olmak..Sonuçta giden yıllar, geçen zamanlar geri gelmiyor..Bazen ‘yetişkin’lerden duyuyorum; “çocuğumun büyümesine şahit olamadım” diyorlar..Bu bence bir anne-baba için çok hüzünlü ve bir o kadar da çaresiz bir handikap..Çocuğuna daha kaliteli hayat sağlamak için didiniyorsun, ama onunla yeteri kadar zaman geçirip hayatını yaşayamıyorsun..
Zaten ben evli ve çocuklu olup da kariyerinde ilerleyen, aynı zamanda çoluğuna çocuğuna yeteri kadar vakit ayırabilen hatunlara inanamayarak ve bir o kadar imrenerek bakıyorum..Nasıl oluyor da ben ailemle yaşarken, akşam yemeğini hazırlamazken, çamaşır yıkayıp evin düzenini sağlamak zorunda olmazken bir şeylere yetişmeye zorlanırken, onlar bütün bunların üzerine bir de iki dirhem bir çekirdek olup çalışmaya gidiyorlar, eşlerine zaman ayırıyorlar, anlayan beri gelsin..
“Hatunun hatuna akrep etmez ettiğini” benzeri sözlere inanmama sebep olacak çekememezlikler oluyor bazen iş hayatında, belki ben de yapıyorumdur bilemiyorum ama kadın müdür ile çalışmak, gözünü kariyer hırsı bürümüş ve duygulara yer vermeyen hemcinsler ile uğraşmak hiç kolay değil..Umarım ilerde kendimden bir canavar yaratıp, “ruhsuz, robot gibi kadın, işinde yükselmekten başka bir şey düşünmüyor” dedirtmem kimseye..
İstiyorum ki elimi attığım tüm mecralarda başarılı olayım, sevdiklerim yanımda olsun, hem kendime hem onlara yetebileyim, ihmal etmeyeyim ve edilmeyeyim, işimde ve akademik hayatımda her şey yolunda gitsin, huzurlu olayım, bu arada o etkinlik senin, bu eğlence benim gezeyim, dünyadaki sorunların ucundan tutabileyim, birilerine faydam dokunsun, arkamda kalıcı hatıralar bırakabileyim, becerikli olayım, güzel yemekler pişirebileyim, hem eğlenilecek hem evlenilecek hatun olayım, sevgilimle/eşimle büyük aşk yaşayayım, en keyifli zamanlarımızı birlikte geçirelim, en az iki tane çocuğum olsun, onlara benim ailemin bana sunduğu imkanları sağlayabileyim, kadın olduğum için kendimi bazı alanlarda erkek milletine karşı ispatlamak zoruda kalmayayım, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmadan kendimi kabul ettireyim, sokakta istediğim saatte korkmadan gezebileyim, hayatım dengede kalsın, arabayı park edemeyince “hatuna ehliyet verirsen böyle olur” sözünü duymayayım, birileri beni sadece ben olduğum için sevsin, erkek arkadaşım beni makyajsız, en doğal halimle beğensin, maske takmak ve sürekli dinamik görünmek zorunda kalmayayım, bazen kafam rölantide çalışabilsin, kilo vermek için yırtınmayayım, adamlar karşımda en yağlı yemekleri yerken salataya tabi olmayayım, daha doğrusu kendimi buna mecbur hissetmeyeyim, iş hayatındaki cambazlıklara alet olmayayım, yükselmek için karakterimden ödün vermeyeyim, meziyetlerim karşımdakiler tarafından anlaşılsın, hatun olduğum için hakkım yenmesin...
Ne olursa olsun ben böyle yaşamayı ve mücadele etmeyi seviyorum... Sanırım her şey önüme hazır olarak sunulsa ve çaba göstermeden bir şeyleri elde etsem bu kadar kıymetli olmazdı..
Bu koşturmacaya insan kaç yıl dayanır, gerçekten bilemiyorum..Ama bu hayatı tercih ettiğime göre, hakkını vermeliyim, keyim almalıyım, özgürce ve doya doya yaşamalıyım, arada kadın olmanın tadını çıkarmayı unutmadan tabi !!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.