
Rumuz : MUTLUMASAL
2004 yılında üniversiteden Endüstri Mühendisi olarak mezun olduğumda bana huzur verebilecek olan mesleği aradım ve birden kendimi mezunu olduğum üniversitenin akademik kadrosu içerisinde buluverdim...
Başladığım akademik kariyerimde önce yüksek lisansımı bitirdim ardından da doktoraya başladım. O yıl hayatımın mucizesi olan eşimle tanıştığım yıldı ve yıldırım aşkı ile tanıştığımız günün seneyi devriyesinde...
Sadece dudaklardan dökülecek "Evet"leri duymak için değil, vakt-i saatinde ölümsüzleşmemize şahitlik etmeniz için bir yıl önce herşeyin başladığı günde, aşk mucizemizin yıldönümünde, sizleri düğün törenimizde aramızda görmekten mutluluk duyacağız diyerek evlendim. Hızlı başlayan ilişkimiz takvimler bu kez 24 Ağustos 2007’yi gösterirken yeni bir yön kazandı...
Çift çizgili çıkan ve beni şaşırtan testin sonucu ile bebek beklediğimi öğrendim. Her şey o kadar hızlıydı ki hayatımda daha ilk mucizemin, eşimin heyecanını üzerimden atamamışken, şimdi de ailemize yeni katılacak olan bebeğimizin heyecanı sarıyordu yüreğimi.
Ve içimde bir can filizleniyordu...
Başta biraz mide bulantılarıyla fazla uğraşmak zorunda kalsam da genel anlamda hayatımın ikinci mucizesi beni hiç üzmedi ve yüreğimde sevgisini, bedenimde varlığını büyütmeye devam etti, ta ki dünyaya gelme vakti gelip çatana kadar :) Bebek beklediğimi öğrendikten tam sekiz ay sonra takvimler 24 Nisan 2008’i gösterdiğinde saat gece yarısı 00:10’da MuCiZeM kucağımdaydı. Kızımın doğumuyla, hayatımda kurduğum bir düş daha parlamıştı...
Ama hayat bu ya düşlerin parlayıp, söndüğü anlar ve yerler vardı ve benim düşümde ansızın söndü...
Doğumdan sonra bebeğim temizlenip, gerekli kontrollerinin yapılması için bebek odasına götürüldü, ben de dinlenmek için kendi odama ve heyecanlı kavuşma bekleyişi başladı. Bebeğim gelecekti ve onu koklayacaktım. Derken bekleyişim sonuçsuz kaldı ve bebeğimin yerine çocuk doktoru geldi. Kızımda düzensiz soluk alıp verme olduğundan küveze alınmış, şu an için yanımıza gelmesi mümkün değilmiş. O an saatler durdu ve hummalı bir bekleyiş başladı ne zaman gelecekti bebeğim. Doğumun verdiği yorgunlukla o gece nasıl uyuduğumu bilmiyorum ama sabah çok erken uyandım çünkü bebeğimi görecektim.
Bekledim bekledim bekledim ama bebeğim gelmedi...
Doğumdan önce hem ben hem de bebeğim mikrop kaptığı için ikimize de antibiyotik vermeye başlamışlar hastanede ve bebeğime iğne yapıyorlar. Tam 10 gün sürecekmiş kızımın iğneleri ve bir hafta kesinlikle hastanede kalması gerekecekmiş.
Bir yarımı hastanede bırakarak eve döndüm, bebeğim bir günlüktü ve biz ayrılmıştık. Hastane görevlilerinin koyduğu günde iki kez yarımşar saat onu emzirmek için yanına girmekten başka onu görme şansım yoktu.
Eve girdik, ilk onun odasına gittim, her şey bıraktığım gibiydi, kimse eve dönüp bebeğimin odasını süslememişti, kimse evde gülmüyordu, çünkü bebeğim yoktu, yatağı boştu...
Ertesi gün bebeğimi beslemek için ilk kez evden hastaneye gittim, steril kıyafetlerle içeri girdim. Bir sürü küvez ve bir sürü bebek vardı ve tabii ki bir sürü perişan anne. Bebeğimi emzirmek, sevmek, okşamak, koklamak, ona dokunmak için ise sadece ve sadece yarım saatim vardı. Acele etmeliydim çünkü sürem dolduğu anda kollarımdan söküp alıyorlardı kızımı, yüreğimi dağlayarak...
Hastaneye gittiğim günlerde en dikkat ettiğim şey saçlarımı toplamamak olurdu, saçlarımı toplamaz ve omuzlarıma düşürürdüm, kucağıma aldığımda kızım onları yakalasın ben nasıl ona bağlandıysam o da bana bağlansın diye...
Derken kabus dolu hastane günleri bitti ve 1.Mayıs.2008’de kızımızla beraber evimize geldik....
Artık mutluydum çünkü hayatımın ikinci büyük MuCiZeSi de artık bir nefes uzaklığımda, yanıbaşımdaydı...
KıZıM KuCaĞıMDaYDı...
Doğduğunda kolik sancıları çeken kızıma bakmak epey güçtü ve tabii ki bir anne olarak iş başa düştü mesleğime doğum izni dışında 1 sene daha ara vererek hem bebeğimi büyütmeye hem de doktora çalışmamı okul dışından sürdürmeye başladım.
Hayatınıza yeni bir can bir bebek girdiğinde varınız yoğunuz o oluyormuş, ki benim de öyle oldu...
Günlerim sadece kızım Nil’e aitti ve bu zaman dilimleri gerçekten çok keyifliydi...
Kızım 9 aylık olduğunda 9 aydır elimden hiç düşürmediğim fotoğraf makinem ile kızımın daha güzel anlarını yarınlara saklamak için bir fotoğraf kursuna gitmeye karar verdim. Başladığım fotoğraf kursu tahmin ettiğimden çok daha başarılı geçti ve oradaki eğitmenlerim ile çevremdeki dostlarımın teşvikiyle fotoğraf çekimini benim için hobi olmaktan çıkararak bir iş haline dönüştürmeye başladım...
Bu yolda hayatımın en güzel, en doğru kararlarından biri olarak da 8 ay önce çektiğim fotoğrafları, kurduğum düşleri ve düşlerine tanıklık ettiğim güzellikleri insanlarla paylaşmak için http://duslerdenizi.blogspot.com adresindeki DÜŞLER DENİZİ blogumu açtım ve düşlerime ortak olacak düş gezginlerini aradım...
8 aydır siteme gireceğim her bir konu için gerek çektiğim fotoğrafları düzenleme ve gerekse fotoğraflarımı tamamladığını düşündüğüm anlatım yazılarımı hazırlamada ciddi bir emek sarfederek insanlarla hayatı paylaşırken Blog Ödülleri 2010 yarışmasına katılıp yüzlerce blogun yarıştığı Kişisel Bloglar kategorisinde onların arasından sıyrılarak 2.lik ile ödüllendirilmem ile de emeklerimin boşa gitmediğini, birilerinin yaptıklarımı değerli bulduğunu ve gerçekten hayatı paylaştığım güzel yürekli insanların yanımda olduğunu bilmek beni daha da motive etti :)
Bugün kızım tam 28 aylık oldu. Nasıl geçti bu kadar zaman, hangi ara bu kadar büyüdü ve tabii ki ben de ne zaman bu kadar büyüdüm bilmiyorum.
Hayatımda sadece ona olan hislerimi kelimelere dökemiyorum sanırım, sadece ona karşı olan içimdeki sevgi selini, sonsuz sabrı, düşkünlüğü, o kokusunu her içime çekişimdeki burnumun sızlamasının nedenini, her "anne" deyişinde yüreğimin nasıl ısındığını ve hele bir de bana sarıldığında içimde mutluluktan uçuşan kelebekleri anlatamıyorum...
Belki doğduğunda 6 ay boyunca kolik sancıları nedeniyle sürekli ağladığında, acaba benim bebeğim bir gün gelip gülebilecek mi diye düşündüğüm için bugün kızımın attığı her kahkaha benim gözlerimde biriken damla damla mutluluk yaşlarına dönüşüyor... Belki de sabretmeyi ve isyan etmemeyi onunla öğrendiğim, onunla büyüyüp olgunlaştığım ve en önemlisi varlığına sürekli şükrettiğim için ona her bakışımda beraber geçirilmiş tüm zamanlarımızın mutluluğuyla gözlerimde bir buğu oluşuyor...
Sadece bildiğim, emin olduğum birşey var ki kızım benim bu dünyada parayla, pulla, çalışmayla, kariyerle asla sahip olamayacağım, 29 senelik hayatımın en özel, en anlamlı varlığı. O, benim bir parçam gözlerinde gözlerimi gördüğüm, yüreğimde her zaman sıcaklığını hissettiğim.
O benim KIZIM...
Uğrunda gözümü kırpmadan dünyaları yakabileceğim, kılına zarar gelmemesi için tüm kötülüklerle savaşabileceğim...
O benim bu hayatta verdiğim en güzel kararım, benim MUCİZEM...
Ve ben bugün çok mutlu olmasını dilediğim kızımın doğumu sayesinde hem akademik kariyerini sürdüren, hem ödüllü bir blogun yazarı olarak paylaşımlarına devam eden ve hem de çektiği fotoğraflarla hayatlarına ortak olduğum insanların özel günlerini yarınlara saklayan bir anneyim...
Bugün hem akademik kariyerimi sürdürürken hem de hobimi işe dönüştürmeyi başardıysam bu beni hayata bağlayan, doğumuyla hayatıma yeni bir yön kazandıran kızımın, mucizemin, Nil’imin sayesindedir...
Kariyer için çocuk yapmayan bayanların aksine, hem çocuk sahibi olmuş hem de dünyaya getirdiği bebeği sayesinde kendine yeni bir iş alanı geliştirmiş bir zamane hatunu olarak sevgilerimle...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.