Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Paris’i çok sevdim ben...
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 35
ZayıfEn iyi 

Paris’i çok sevdim ben...

e-Posta Yazdır

 AYFER USTABAŞAYFER USTABAŞ - 3
Fransız okullarında okuyan herkesin hayallerini süsleyen şehirdir Paris. Liseyi bitirip üniversiteye girdiğim sene ilk kez dolaştım sokaklarında. Teyzemlerin orada tekstil atölyesi vardı. Türkiye’ye geldikleri bir yaz ben de onlarla gitmek istedim. Gittiğimde rahtaça gezebilmek için dört ay bir ofiste çalıştım. Üç gün üç gece minibüsle yol aldıktan sonra ışıklar içinde bir gece gözlerimi açığımda buldum karşımda. Işıl ışıldı.

Ertesi gün hemen dolaşmaya başladım. Bir liste yaptım önce kendime. Görülecek yerler üç aşağı beş yukarı bellidir ama kuzenimin orada yaşamalarını fırsat bilip fazla bilinmeyen sokaklarına da daldım. Hiç yadırgamadım metrolarını. Evet çok temiz değildi, evet kokuyordu bazı yerler. Ne yapalım Birinci Dünya Savaşı sırasında yapılmıştı çoğu. Bu kadar eski metrolarda bu kadarı olacaktı.


Şehir içinde Louvre Müzesinden çok Orsay müzesini sevdim. Empresyonizm ve Monet hayranıyım ben. Orsay Müzesi yetmedi. Giverny’deki Monet’nin müzeye çevrilmiş evini ziyaret ettim. Resimlerdeki nilüferleri gördüğümde yüzümde beliren gülümsemeyi sevdim ben.

Bir de Montmartre meydanını sevdim. Ressamların dünyanın her yerinden gelen insanları nasıl sevgiyle çizdiklerini gördüğümde onların o aldırmazlığını sevdim ben.

Şehir içi bittiğinde sıra Versailles Sarayı’na gelmişti. Şehrin 40 km. dışına çıktığımda biraz çekinmedim değil. Ama keşfetmenin güzelliğine bir kez alışınca korkuyla karışık heyecan sarıyor insanı. Sınırları kalkıyor dünyanın ve yeni yerler görürken aslında kendini keşfediyor insan. İşte bu duyguyu sevdim ben.

Günler geçti, paralar suyunu çekti. Teyzem o gün niye gitmediğimi sorunca itiraf edemedim, yoruldum be teyze dedim. Yeter artık biraz da evde oturayım dedim. Teyzem ruhumu bilir, yemedi. Çarşıya çıkıp birlikte anneme, ablama, yeğenlerime hediyeler aldık. Paris’in ışıltısını geride bırakarak İstanbul’a geri döndüm.

Turist olarak Paris’i sevmek güzel de orada yaşamak nasıl olurdu acaba? Üniversite bittiğimde bir arkadaşımla yüksek lisansımızı Paris’te yapmaya karar verdik. Bir ev tutup birlikte kirasını ödeyecek, yüksek lisansımızı tamamlayacaktık. Arkadaşım üniversiteyi o dönem bitiremedi. Ben birkaç yere başvurmuştum. Bir tanesi mülakata çağırdı. Gidip gitmemek arasında tereddüt ederken ablam dedi ki: “Bence git, en kötü ihtimalle tatil yapmış gibi gider gelirsin” .

Gittim, mülakatı geçip üniversiteye kaydoldum. Ama oturacak evim yoktu. Teyzemde kalmak istemedim çünkü yoğun ders çalışmam gerekiyordu. Kiralık ev aradığım bir gün Paris dışındaki bir banliyöde uygun fiyatlı bir oda kiraladım. Leylak ağaçları içinde eski bir binaydı. Eve girdiğimde Kipling’in “Eğer” şiirini görünce içimden “Evet, burası benim kalabileceğim bir yer. Şiir seven insanlar yaşıyor burada” dedim. Eskinin içinde sinmiş o sıcaklığı sevdim ben.

Ev buldum da geçinmek için para gerekiyordu. Yani hem okuyup hem çalışmam gerekiyordu. İstanbul’da tercüme bürosundan tanıdığım bir arkadaşın Paris’te iş yaptığı şirketin sahibini aradım. Beni işyerine davet etti. Heyecanla gittim. Mavi, dikkatli gözleriyle beni dinledi. “Tamam” dedi, “Burada çalışabilirsin. Sana fazla para veremem ama geçinmene yeter.” Patrick, Beyaz Rusya’dan göç etmiş Yahudi bir aileden geliyordu. Ben yaşlarda bir kızı vardı. Orada çalıştığım bir sene boyunca beni kızından ayırmadı. Ön yargılarla yabancıları yadırgamanın ne kadar anlamsız olduğunu gördüm. Kilometrelerce uzaktan gelen genç bir insanın hayallerine saygı duyup destekleyen o insanları sevdim ben.

Paris’i turist olarak gezmek heyecan vericiydi. Orada yaşamak, çalışmak ve aynı anda okumak ise gezmeye benzemiyordu. Yaptığım harcamaları gün be gün bir zarfın üzerine not ederek dilenciye verdiğim parayı bile yazdım. El bebek gül bebek ana baba parasıyla geçinirken kendi kazandığım parayı hesaplı harcayıp ay sonunu getirmek zorundaydım. Giderken bir yemin etmiştim: “Aileme yük olmayacağım. Kendim kazanıp okuyacağım.” Kendime verdiğim o sözü tuttum. Okulu bitirip aileme kucağımda hediyelerle döndüm. Kendi sınırlarımı zorlayıp biraz da aşmanın zevkini sevdim ben.

Kader işte. İş hayatına yine bir Fransız firmasında başladım. Yolum bu kez iş için bir çok kez Paris’e düştü. Her seferinde geçmişte yaşadıklarıma da yolculuk yaptım aynı zamanda. Yaşadığım dostluklar, zorluklar, sevinçler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti her defasında.

Paris’in bende bıraktığı bu izleri çok sevdim ben...

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile