BİGE GÜVEN KIZILAY
“İş hayatı bir kurtlar sofrasıdır.”
“Öyle ki ne zaman misafirsin o sofrada ve ne zaman yemeksin, hiç belli olmaz” demiş birisi.
Kimdi, şu an hatırlamıyorum. Ama ne de doğru demiş.. Hayatımın ilk dost kazığını yedim geçenlerde. İnsanlara söylediğimde “ Ne şanslısın daha bu yaşında ilk defa tadıyorsan..” diyorlar .
Acı., ironik... Aynı kaynaktan ekmek yediğin, su içtiğin, yıllarca aynı yola baş koyduğun, dostum , desteğim dediğin, savaşını savaş bildiğin ve öfkesine saygı duyduğun, bir koca ağaç gibi yanında dikildiğini sandığın arkadaşın, seni alıp süsleyip püsleyip atıyor bir tabağa; çok şık bir ana yemek gibi koyuveriyor kurtlar sofrasına... Bir de utanmadan methediyor, aman tadına mutlaka bakın, çok özendim, çok güzel yaptım diye.. Bir “an” önce misafir sandalyesinde kırıtırken, bir saniye sonra tabakta melul melul yatmaktasın ve ‘Bu ben olamam...’ demektesin..
Ben hatalıyım biliyorum. İş hayatına kişiselliği katmamak gerek, bencil olmak, katı olmak gerek.. Merhamet ve vicdan gibi duygulardan, bir excess bagajdan kurtulurcasına arınmak gerek..
Ve incinmemek gerek...
Yani,” İnsanların sana karşı olması diye bir şey yoktur, onlar kendilerinden yanadırlar o kadar “ diye düşünmek gerek..
Kaypak olmak, ve arada bir kesinlikle dönek olabilmek gerek..
Ve bütün bu olduklarını yine bir başka gerekli zamanda kararlılıkla ve serinkanlılıkla inkar edebilmek gerek..
Hala babamın bile değil dedemlerin zamanına ait modası geçmiş değer yargılarıyla hareket edip, dürüstlük, mertlik, onur, seviye, denge dedin mi senden salak yok bu piyasada.. Dahası, insanlar inanmıyor, rol yapıyorsun bile sanabiliyorlar.. Ben neden direniyorum ki o zaman?
Neyim yani ben?
Gerizekalı bir dişi Don Kişot’mu?
Neden kendimi eski model, üretim hatalı bir makine gibi hissediyorum bu insanların yanında.?.Ben mi inandıracağım onları “dünyayı güzelliğin kurtaracağına..” ?
Kendi kendime katılaşma ve hainleşme denemeleri yapmaya çalışıyorum. Mesela ben de yüzüne güleyim, arkasından kuyu kazayım.. Ama önce yüzüne bir güleyim, canım , dostum, diyeyim; hiçbir şey olmamış gibi, sonra arkasını döndüğünde kafamda boynuzlar ve gözümde çakan kırmızı ışıklarla , uzamış dişlerimin arasından salyalar akıtarak sırtına basayım hançeri..
Tutayım ya dilimi..! Tanrı, boğazda dokuz boğumu neden yaratmış, bir bildiği vardı elbet..O an cinlerim tepeme de çıksa, susup sırıtıp, beklediği tepkiyi vermeyip “Haklısın, ne güzel düşünmüşsün..” diye ebleh bir hayranlıkla bakıp şaşırtayım onu.. Sonra hiç beklemediği bir anda yesin darbeyi.. Şok olsun, sendelesin, “Sen bunu yapmazdın..” desin..
Hayır, ama ben ne yapıyorum?
Sanki kendimi ne kadar denetlesem, göğsümü yarıp bir başka Bige çıkıyor ve çengir çengir hakkını alenen savunuyor, alenen isyan ediyor, o an politik olmayan, fevri ve duygusal ne kadar duygu çeşidi varsa bir güzel sergiliyor; hem de ne adına: haksızlığı protesto etmek için..
Ne mi oluyor sonra ?
O isyankar yüzünden ben açık vermiş oluyorum, insanlar zayıflıklarımı yazıyor bir kenara, hani vardır ya; acil durumda çıkarılıp okunmak üzere..
Oturup düşündüm.
Valla bunu çok ciddi olarak düşündüm. Hani nasıl apandist’imizi ya da bademciklerimizi aldırıyoruz, bir de “duygularını” ameliyatla aldırabilse insan..
Bir “an” tereddüt edersem namert olayım..!!! Ne var ki yani, narkozdan bir uyanacaksın, hiçbir şey hissetmiyorsun.
Hem öyle ki, o kadar ki, “Bir şey hissetmediğini bile hissetmeyeceksin..” Bir robot gibi programlanmış vaziyettesin, gereksiz fonksiyonlarından arındırılmış olarak. Sen sadece bir kabuksun artık.
Ne üzüntü duyacaksın, ne beklentilerin olacak, ne öfkeleneceksin birine, ve ne kin duyacaksın, ne de acıyacaksın, merhamet edeceksin.. Bunlar senin yazılımdan sonsuza dek silinmiş olacak.
Mesela “Yalan söylemek kötüdür, ben dürüst olmalıyım” diye bir değer yargısı yok artık beyninde, onun yerine gerektiği yerde Reha Muhtar’ın haber bülteninde “daaank” diye ekrana çarpan bir başlık gibi bir komut gelecek: “Yalan söyle” diye.
Hemen söyleyeceksin, hem de yalanların en kralını, hem de hiç utanmadan, çünkü artık utanma hissin de yok; sadece o anı kurtarmak için yalan söylemen gerektiğini biliyorsun ve yapacaksın..
Sonra bir hata yapmış olacaksın, özür dileme merkezin de iptal edilmiş durumda, "Kıvır” diye bir komut çıkacak, aynı anda. “ İnkar et” diyecek bir başka komut. Sen hepsine uyacaksın.
Bakışların bile donuk olacak, ele verecek hiçbir işaret kalmayacak seni. Ses tonun hep düz olacak. Ancak komut alırsan değişecek.
Mesela çıkarın varsa dünyanın en beş para etmez, en çirkin adamının karşısında
“ Yaranmaya çalış” komutunu alınca , akıl almaz yollarla kendini ona sevdirmeye çalışacaksın. O adamın arkasından üç gün önce dünya alemin yanında küfretmiş olabilirsin, hiç önemi yok tamam mı, çünkü onur diye bir merkezin de yok artık. Sadece gerekeni yapmaktasın..
En güzeli de, idealini bilmiyorsun artık, eski halini hatırlamıyorsun bile.. Sen hissetmediğini bile hissetmiyorsun, boşversene ya, yanındakiler düşünsün.. Nasılsa onlar çekecek, senin için önemli olan sadece ve yalnızca sensin..
Bu yeni program sana bencil ol diyor çünkü.. Başkaları ölse umuruna çıkamaz artık..
Artık garantidesin , kurtlar sofrasında daimi misafirsin. Artık, ve kesinlikle kimse seni yemek diye sunamaz başka kurtlara.. Çünkü sen onaylı bir kurtsun artık yavrum, haydi hayırlı olsun..
Peki senden aldıkları duyguları ne yaptılar acaba?
Ameliyathane de bir çöpü mü boyladı dersin..?? Hayır, bu duygu öyle bir meret ki, hani geri dönüşüm işaretli maddeler gibi.. Çöpe bile atsan, meçhul bir çöplükte sadakatle bekler seni bu meret.. Arsız kediler gibi peşinden gelir. At sineği gibi yapışır deli eder insanı.. Anıların vardır orada çünkü, geçmişin vardır. Seni ,bir zamanlar ki seni, sen yapar değerler onda gizlidir. Ailen, çocukluğun, yetiştiriliş biçimin, aldığın yaralar, komplekslerin, hayallerin, ideallerin vardır ya, ah işte onlar, yapış yapış, vıcık vıcık bir türlü bırakmazlar peşini..
Hani sana yapılmasını istemediğini sen başkasına yapmayacaktın?
Hani insanları kendinden nefret ettirmek yerine, sevgiye saygıyı harmanlayarak yönetecektin sen?
Hani garibanın hakkını yemeyecek, çalışanı ödüllendirerek teşvik edecektin?
Hani yanlış olan insanlara doğru davranarak öğretecektin doğruluğu, hani kabaya kibarlığı, haksıza hakkı, kaypağa dürüstlüğü gösterecektin..?
Hani utandıracaktın onları..?
Hani kaybolan değerleri sen onlara hatırlatacaktın.. ?
Hani aynen senin gibi vicdanları rahatsız olabilsin diye dönüp insanların yüzüne değil yüreğinin içine bakmayı öğretecektin?
Hani, vefayı, hani minneti, hani şerefi..?
Ne oldu yani şimdi, sen bu duygulardan arındın da sen mi kazandın, yoksa onlar mı kazandı..??
-“Doktor Bey affedersiniz, ben duygularımı yeniden taktırabilir miyim lütfen..??? “
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

