ELİF ERKAN ŞAKAR - 4 Bir cümle söyledim, kısacık bir cümle, bir itiraf, belki bazısı için korkunç bir günah, affedilmez bir suç.
“Ben doğurduğum günden bu yana oğluma kendimi adamadım.”
Kelimeler ağzımdan çıktığı anda içimden “hay aksi yine uzaylı hissedeceksin” dedim, ama nafile, çenemi genelde çok tutamadığından çıkmışlardı bir kere, geri dönüş yok.
Biz eğitilmiş, ehlileştirilmiş, asiliğinin dozu itinayla hafifletilmiş, çalışan çocuklu kadınların itiraf edemediği, kabullenemediği gerçek, kral kadar çıplak olan gerçek, havada bir müddet asılı kaldı. Derin bir sessizlik.
Yer, sınıf annelerinin sıkça buluştuğu, çocuk doğumgünlerinden biri. Hayal edin işte, anormal bir çocuk gürültüsü, üzerinde çizgi film kahramanın sırıttığı pasta, eğlendiren palyaço kostümlü bir abla, şişirilen rengarenk balonlar, çocuklar için katlandığımız, nadiren hevesle katıldığımız çocuk doğum günlerinden biri.
Yaklaşık on anne çocuklardan, işten, güçten, hayattan, okuldan laflıyoruz. Benim talihsiz saptama tam çikolatalı pastamı bitirdiğim esnada, mideme giden şekerin itiraf dürtümü harekete geçirdiği ana denk geliyor, dayanamayıp lafı patlatıyorum. Çocuğunu resim kursu, yemek kursu, böcek kursu, çicek kursu gezdiren, beyin kapasitesini dört vardiya çalıştırtan ve bu durumu sanki “Kurtuluş Savaşı’nda çarpışan fedakar Anadolu kadını “ edasıyla anlatan anneden, inlemeyle hırlama arası boğuk bir ses çıktığını farkediyor, hazım süresi için birkaç saniye bekliyor, öldürücü darbeyi indiriyorum.
“Her fırsatta keyfime baktım.”
“Nasıl yani,hiii! Sorumsuza bak, ilgisiz anne, zavallı çocuk herhalde yerden ekmek kırıntılarını yalayarak büyümüş, survivor bunun çocuğu, survivor“ bakışlarını görünce daha da coştum.
Zannedersin ki, parti kurultayında konuşma yapıyorum:
“Bakın kızlar, oğlumu çok istedim, çok severek büyüttüm, sağlığı ve eğitimiyle ilgili en ufak ihmalim olmadı; ama inanın ben ona kendimi adamadım.
Üç aylıkken işe başladım diye, dokuz aylıkken hayatımın en keyifli ve en uzun seyahatine gittim diye, ev hanımı anneler gibi onu yuvanın kapısında bekleyemedim diye, canım istediği için üst üste üç gece eğlenmeye gidip onu evde bıraktım diye hiç üzülmedim. O benim yaradılışına katkıda bulunduğum, benden ama bana ait olmayan bir kişilik.
Üstelik ben elimde kaşıkla peşinde dolanmadığım için neredeyse gurme; evde sürekli hareketli, bereketli, sohbetli uzun rakı-balık sofralarında hicazla; boğazda cazla; statda sosisli yiyip, caddede kahve içerek büyüdüğü için; ben hayatın keyfini çıkarttığım için, hayat gustosunu tadan gören, gözlemleyen; sanata, spora aşık, insan ilişkileri kuvvetli, muzip bir çocuk oldu. Evdeki işlere yardım ettğinde harçlığını hak ettiğini, annesinin çalışan bir anne olduğu için ona kısa ama kaliteli vakit ayırabildiğini öğrendi.
Sorun kendinize, aynanın karşısına geçip. İçinize bakın: “çocuğumu büyüttüğüm bu yaşlarımı aynı hevesle, aynı enerjiyle tekrar yaşayabilecek miyim? Ertelediğim, belki de hayatımdan çaldığım anların hesabını kime sorabilirim?“, diye. Tüm “keşkeleri” sizler orta yaşa geldiğinizde, “delikanlı/genç kız” olup, kendi hatalarını yapmak, kendi zaferlerini kazanmak için yola çıkan, artık “dellikanlı/gençkız“ olmuş çocuklarınızın omuzlarına mı yükleyeceksiniz?
Kendini yıllarca çocuğuna vakfedip, yetişkin yaşlarında “ama ben senin için saçımı süpürge ettim” klişesiyle çocuklarının karşısına çıkan annelere: “uzanıp rahatlayın çocukluğunuza inelim “, demek lazım diye düşünüyorum.
Ben bu itiraf tadında konuşmamı bitirdiğim anda farkettim ki, aslında tüm bunları söylerken “biz mükemmel anneyiz, sen çalışırken, gezerken, kendini yaşarken bir şeyleri hep eksik yapıyorsun, kaçırıyorsun” söyleminden kendim bile etkilenmişim. Mahalle baskısının belki de en oturaklısı. Demoklesin kılıcı gibi hep ensemde hissettiğim, mükemmel annecilik oynayanların, kadınlıklarını farkettiklerinde hissedilen bir suçluluk psikolojisi bu belki de.
”Woody Allen filmleri kadar kadar basit, yalın, trajikomik; anlatmak için ağdalı yollar aranmayan; sadece bir duyguya yaslanan bir final repliği gibi “oğlum seni çok sevdim, ama kendimi de, hayatı da çok sevdim.”.
Hangi kurala göre yaşayacağımızı bilemediğimiz, çogu zaman da bu kurallar labirentinde kaybolduğumuz yaşamımızda, belki de kendi senaryomuzu kendimizin yazdığı tek rol ”annelğimiz”. Yüreğimizi, vicdanımızı titretmeyi başaramayıp teğet geçip giden tüm hayat cilvelerine inat, içinize düştüğü an tüm benliğinizi alt üst eden bir sevgi. Karşılıksız...
Anneyseniz yazarsınız. Siz farkında mısınız bilmem ama hem de “en çok okunan lar” arasına girebilir eseriniz. Şaşırmayın, onlar sizin kelimeleriniz. Çocuğunuz büyürken kendinizi de büyüttüyseniz, bezediyseniz yaşama sevinçleriyle, hayatınızın renkleri solmadıysa, “ama çocukla olmaz“ mecburiyetlerine sıkışıp kalmadıysanız ,
“yazarsınız siz, yazar”...
Anneyseniz, müzisyensiniz şan dersi almanıza da hiç lüzum yok. Ya da bir enstrüman için saatler süren çalışmalara. Bir çalıverirsiniz aklınız şaşar. Notalar tüm uzuvlarınızda saklıdır, açığa çıkarlar ardı ardına saklandıkları yerden, tabii eğer içinizdeki müziği dinlemeye gönüllüyseniz, ”ama çocukla olmaz”deyip hapsetmediyseniz kendinizi o meşhur hapishaneye
“müziyensiniz siz, müzisyen”...
Anneyseniz, gezginsiniz, maceraperest, serüvenden serüvene koşan, ayak bastığı her ülkeyi yeni bir gezegen keşfetmişcisine araştıran. Hisseden bir gezgin tabii, “çocuk var, erteleyelim; elbet gideriz bir gün” deyip, “bilgisayardan fotoğraflara bakma” seçeneğini işaretlemediyseniz eğer...
“gezginsiniz siz, gezgin”...
Anneyseniz, kadınsınız; ruhu bedeninden taşan, hayata sımsıkı sarılmak için çok önemli bir sebebi olan, çalışmak için şarj cihazına ihtiyacı olmayan, dimdik güçlü bir kadın..Önce kendi olduğunu, kadın olduğunu unutmayan, çocuğuyla dünyayı daha güzel bir yer yapmak için sırtında taşıyabilecek kadar mutlu bir kadın.
Anneyseniz, kadınsınız; kendi kurallarını kendisi koyan, kendi anayasasına uyan, çocuğunu büyütürken hayatından çalmadığı için “hayatın tadına bakmayı bilen “, çocuk yetiştirdiği için “VAKUR“ bir kadın...
Yüreğiniz ”kaçırıvermişlik” duygusunu hiç tatmaz, başrolünde olduğunuz o saf ilişkiyi öyle güzel kurgulamışsınızdır ki,..
Özgürlüğünüze sahip çıkarken, aslında var ettiğiniz o çocuğu da sizin kadar güçlüve özgür kılıyorsunuz.
Anneyseniz, önce insansınız,...siz. İnsan...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Seni okuyunca kendi kendime 'ne şanslı adamım ben yau' dedim. 'Çevremdeki zeki, yaratıcı, yetenekli, kendine güvenen, beğendiğim insanların sayısı hep artıyor. Ve ben bu insanları tanıyorum, şansımı seveyim' diye düşündüm.
Saint Michel sayesinde seni tanıma zevkine eriştim. Ne güzel...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.