BİNNUR AKHUN ÖNEN
Çocukken yaptığım bir hesaba göre hayat içinde 7 fiilin bulunduğu bir cümleden ibaretti; İnsanlar doğar, büyür, okur, iş bulur, evlenir, çocuk doğurur ve ölür.
Bir başka fiil ise fedakarlık etmek... Bir gün geldi, eşim kendisine gelecek ve kariyer vadeden parlak bir iş için gitmemiz gerektiğinden bahsetti. Ancak o yükselecek, ben duracaktım. O söyledi ben dinledim, en önemlisi de ona hak verdim, gittik...
Elimde 7 aylık bir bebekle adım attığım yeni şehrimiz İzmit'te ormanda kaybolmuş bir çocuk gibiydik.
Dedim "bakıcı bulayım, sonra da iş bulayım", dedi "bir gün gelip bebeğimizi evde bulamamak da var."
O günlerde televizyonlar inadına kaçırılan çocuklardan bahsediyor ardı arkasına. Şehri bilmem, insanını bilmem, gözümün tek gördüğü hayatımın en anlamlı varlığı, bebeğim. Tamam dedim, ve evde oturmaya başladım. Hayatımda koskoca bir ilk.
İzmir, içinde güzel ailemi, şen okul yıllarımı, can dostlarımı, eteklerime imbatı takıp dolandığım tanıdık sokakları, yolunda giden kariyerimi bıraktığım bir şehir, İzmit ise bebeğimle içine tıkıldığım 4 duvardan başka bir şey değil o günlerde benim için.
Bu durumda ruhum tıkılıp kaldığı dört duvarda bir yerlerde bir pencere açmak için çırpınıyor, kızım ise emme saati, uyku saati, bezi gazı tuzu derken beni kendimi dışına atmamın imkansız olduğu bir çarkın içine çekip duruyor sürekli. Öylesine yalnız, öylesine yardımsızım ki her gün kendime bunalımlardan bunalım seçiyorum kıyafet seçer gibi . Oturuyorum sonra karalar bağlayarak kendi kasvetimin içinde, kendi kendime acıyorum...
Sonra bir gün evimin ya da ruhumun duvarlarında o hep aradığım pencerenin aslında hep önümde durmakta olduğunu keşfediyorum ; basıyorum power düğmesine bilgisayarımın.
İnternet benim aslında hiç te yalnız olmadığımı, benim gibi binlerce kadının "üretim" denen olguya ucundan kıyısından bir şekilde katılmak, ürettikleriyle insanlardan onay almak adına kendisini attığı bir vaha gibi. Ve tüm susuzluğumla bana da kucak açan bir vaha bu üstelik.
Kadınlar, blog denen internet günlüklerinde hep en iyi bildikleri şeylerden bahsediyorlar , ki bunlar elbette ki çocuklar, elbette ki dikiş nakış, elbette ki yiyecek içecek.
Geçmişi bile kadın biriktirir ya evlerde, kronolojik sıralamalı fotoğrafları ile çocuklarını anlatan kadınlar mı istersiniz, o gün mutfaklarında pişirdiklerini sunan kadınlar mı, ya da gün içinde komşudan öğrendikleri Zeki Müren Kirpiği örgü modelini öğreten kadınlar mı. İşte benim için İnternet son derece cesaretlendirici ama bir o kadar da korkutucu bir koca okyanustu o günlerde. Yüzme bilip bilmediğime bakmadan attım ben de kendimi o koca denizin içine, ancak küçük bir taktikle.
Öncelikle farkettim ki konusu belirgin tematik bloglar her zaman için diğerlerinden daha farklı bir yere sahip, ayrıca şimdiye kadar hiç ama hiç kimse sadece ekmek pişirmek üzerine bir blog yapmamış. Ekmek pişirmekte ne var demeyin, ekmek konusu bir leb-i derya, binbir çeşidi türü var bu nimetin. Üstelik tekerlekten sonra en iyi icat olan :) ekmek makinesi diye bir alet de popüler olmaya başlamış mı? Bir de o güzelim alette başarılı ekmekler pişirmek için kimi zaman bir gram fazla ya da az unun bile mesele olduğu oluyor mu ? Oluyor. Öyleyse ver elini uzmanlaşma...
Benden çok önce internet dünyasında adını duyurmuş blogların arasında yer aldım kısa sürede. Bu hıza ben bile inanamadım. Belki de burç itibariyle her zaman benden daha pratik bir insan olmuş olan eşim yayınevlerine başvurmam gerektiğini söyledi. Bense hep daha hazır değilim dedim ona. Bir gün bana sormadan benim adımla başvurduğu yayınevlerinden birinden, koca İnkilap Kitapevi'nden aldığı (aslında aldığım) olumlu cevabın müjdesi ile geldi eve.
Sonra? Sonrası eşimin deyimiyle "Orhan Pamuk olsan böyle karşılarlardı herhalde yayınevinde" türü bir tanışma faslı.
Sonralar bir çok insanın sorduğu soruya cevaben: Kitabım basılsın diye bir kuruş para da vermedim. Üstüne para kazandım, ne mutlu ki bana ün kazandım ben.
Ben artık "Taze Ekmekler Sıcak Öyküler" diye bir kitabın yazarıyım.
Üstüne yine internet dünyası sayesinde tanışıp yolumu "üretmek" anlamında birleştirdiğim Zeynep Braggiotti ile birlikte yazdığımız "İtalyan Aşkı" kitabı da 2. kitabım olarak raflarda yerini almak üzere.
Ne dersiniz hayatta hesaba katmadığımız kimi fiiller hiç hesaba katmadığımız güzelliklerin kaynağı oluyorlar diyebilir miyiz acaba?
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.