Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz » Benim Kadrajımdan
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 26
ZayıfEn iyi 

Benim Kadrajımdan

e-Posta Yazdır

ASLI ÇOKAN

Çalışan bir anne babanın çocuğu olmak zordu.Çok özlerdim annemi işteyken.Üniversitede görev yaptıkları için çocukluğum kampus de geçti benim. Fakültelerin arasında paten kayan bir çocuk,enteresan bir durumdu.

Annenin,babanın çalışıyor olması,sanada başka sorumluluklar yüklüyordu.Herşey den önce mutlaka üniversite bitirmen ve iyi bir bölümden mezun olup iş hayatına atılman şarttı.Nasıl bir zihniyettir bilmem ama kazanamazsam,şunun kızı kazanamamış yapamamış derlerdi.Annemin,babamın iş hayatını bile etkilerim düşünceleri nede stresli bir durumdu.Hazırlıklarım başladı dershane,özel ders ev üçlüsü arasında yaşadığımı bilemez hale gelmiştim.

Ama yapamadım.Evet.Yapamadım.Başaramadım.En büyük yıkımımdı.Onca emek sonuçsuz,kalakalmıştım.Ağlamalar,isyanlar derken bir yıl daha denedim şansımı olmadı.Aşık oldum bu arada,tanışmaya bile cesaretim yoktu.Önümde sınavım vardı,hayati önem taşıyan sınav.Seçtiğim yanlış bölüm,istemeden sevmeden gördüğüm öğrendiğim derslerin kurbanıydım kendimce.
Sonuçlardan üç ay sonra evlendim.Yaşımın küçük olması,mesleğimin olmaması ailemin pek hoş karşılamadığı dahası erken bulduğu bir karardı evlilik,ta ki eşimi tanıyana dek.

Evet daha zamanlı bir hayatım olabilirdi,haklılardı.Önce okuyup sonra evlenebilirdim.Ama istedim.Başarısız bir öğrenci değildim ama sevmediğim problemlerin havuz suyuda beni pek ilgilendirmiyordu artık.Belki beklenmedik bir zamandı ama şimdi olsa yine eşimi ve bu hayatı seçerdim.Zaman geçtikçe verdiğim kararın doğruluğuna dair hiç pişmanlık duymadım ama iş hayatına da özenmiyor değildim.


Hasta uyandım bir sabah,en yakın hastanede buldum kendimi.Gerçekten güzel bir hastaneydi burası.Şık koltuklar,olabildiğince temiz poliklinikler ve en çok gözüme batan karınca gibi çalışan personeller.
Hava sıcakmı sıcak.Aylardan ağustos ama grip denen mikrop yine beni seçti.
Evde geçiyor bütün zamanım,öylede sıkılıyorum;gibi düşünceler beynimi tüm hızıyla kemirirken hastalığımı unutup,çaldım personel müdürünün kapısını.Çalışmak istediğime karar verdiğimi söyledim.Özgeçmiş istedim.

Danışma diye bir yer varken önce ona gitmemi garipsedi haklı olarak.Zaten amacımda hiç iş tecrübem olmadığından,farklı bir yöntemle dikkatlerini çekmekti.

Girişte özgeçmiş doldurup odasına getirmemi belirtti.Herkesten farklı hiçbir nitelik yoktu bende yazacağım.Sadece klasik dans eğitimimden bahsettim,ne alakaysa.

Odasına döndüm özgeçmişimi inceledikten sonra,umutsuz bir ses tonuyla “ama hiç tecrübeniz yok ve buranın temposu oldukça yüksek” ve işte o klişe cümle “biz size döneriz”…
Dinledim sözlerini,sıcak bir tebessüm yüzümde,hırsımın yansıdığı gözlerimle odaklanmış baktım öyle yüzüne.

Eve döndüm.Kapıyı açmaya çalışırken,telefon çalıyor ısrarlı ısrarlı.Bir hışım girdim eve açtım telefonu,yarım saat önce başvurduğum hastaneden çağırılıyorum.
Pür neşe dolaşıyorum evde.

Eşimin işten dönmesi sanki ilk defa böyle uzun sürdü.Kapıdan girer girmez soluksuz anlattım.Büyük bir heyecanla.Tabi ben böyle istekliyken hayır demek zordu.
Tanrım işe gideceğim hazırlanıyorum.Bu nasıl bir hazdır yahu.
Ve işte girdim o kapıdan.Hastaneyi tanıttılar ilk olarak ve danışmada göreve başlayacağımı söylediler.

Deneme süresini başarıyla bitirip,gerçek anlamda işe başladım.Çok geçmeden işi kaptım.Hatta başkalarının işlerine dahi,müdahale etmeye başladım.Herşeyi yutmalı ve izlenimleri bambaşka bir hale getirip vazgeçilmez olmalıydım.Başlıyordu serüvenim.

Çok değil yaklaşık iki,üç ay oldum mu;hayır.Halkla ilişkilerde eleman eksiği vardı.Yemekte onların sorunlarına kulak misafiri olup,ben yaparım,ben hallederim cümleleri başladı.Bir,iki derken kendi işimin yanında halkla ilişkileri de üstlenmiştim.Bazen ben bile bu hırsa,çabaya ve enerjiye inanamıyordum.

Gece geç saatlere kadar çalışıyorduk genelde.Tabi halkla ilişkilere sararken ben,polikliniklerde sekreterlik yapmaktan tutunda,laboratuarın kayıt bölümüne varana dek bütün işlerde çalıştım,tabi ki kendi isteğimle.

Ve sonunda hastanenin joker elemanı ilan edildim.Bilmediğim iş kalmamıştı,hastane bünyesindeki her alanı öğrenmiştim.Vazgeçilmez bir çalışandım artık.Maaşım yükseldi,ismimin başındaki sıfatım değişti.Ama her şeyden önemlisi,sildiğim acemi,tecrübesiz izlenimleriydi.Kendimle ilk defa bu denli gurur duyduğum günlerdi.

Aynaya baktığımda ,artık çok daha kendinden emin,güçlü,hayatta farklı duruşu olan bir ben görüyordum.

İşte çalışmanın,gerçekten istemenin,hatta sadece istemekle yetinmeyip,istediğini alabilmenin mükemmel hazzı vardı içimde.

Ve ben bu hazları yaşarken,bir Pazar günü hiç ummazken,hamile olduğumu öğrendim.Yaşadığım en büyük şok ve sevinç bir aradaydı.Nasıl devam edecektim hayatıma ve nasıl bir yol ayrımı beni bekliyordu bilmiyordum.

Rahat sayılabilen bir hamilelik yaşadım diyebilim.İlk aylarda kolaydı aslında idare edebilmek,fakat zaman ilerledikçe işin temposu ağır gelmeye başladı.Evim,eşim,işim arasındaki bağa birde bebeğim eklenecekti.

Yirmi gün vardı bebeğimin dünyaya gelmesine,işimden ayrılmak durumunda kaldım.Doğumdan sonra bu tempoda çalışamazdım,zamanından çalamazdım.Sevgimide,ilgimide fazlasıyla verebilmeliydim.Günlerim sayılı derken aniden bir bayram sabahı sancıyla hastanede buldum kendimi.Biraz erken ve zamansız gelen,yaşamak için artık çok daha önemli bir sebebim olan,benim bebeğimdi kollarımdaki,kokumu aldığında susan.

Kariyer,iş hayatı silinip gitti sanki hayatımdan.Duygusal yanım öyle ağır basmaya başladı ki,o dakikadan sonra sanki sadece oğlum için yaratılmış bir anneymişim hissiyatındaydım.İlk gülüşü,ilk hecesi,ilk emeklemesi derken yaşına yaklaşmıştı meleğim.

Bunun yanı sıra,bir gün tesadüfen okuduğum bir gazete vasıtasıyla,bir vakfa gönüllü olarak katıldım.Oğlumu da yanıma alarak bulunduğum ilde birtakım faaliyetlere girişim gösterdim.Gerçekten yardım edebilmek,ellerinden tutabilmek birilerinin,bambaşka bir duyguymuş,bunu da bu vesileyle anlamış bulundum.Aslında tüm bunları yaptıran en büyük etken,artık anne olmam ve hayata farklı bir çerçeveden bakmaya başlamamdı.Sonra başka projelerde de yer aldım.

Derken yere yapışan bir çift ayak sesi takıldı kulağıma, oğlum yürüyordu. Ne kadar farklı mutlulukları varmış hayatın, iyi ki annelik gibi özel bir duyguyu tadabilen, şanslı insanlardanım.
Gece yarısıydı. Eşime onunla çalışmak istediğimi söyledim. Kendi işimizde, kendi başarımı yaratma zamanıydı artık.Önce pek istemedi.Eşlerin beraber çalışması taraftarı olmadığını dile getirse de birkaç hafta sürekli olarak,ikna edebileceğim her cümleyi aklımda tutup,akşamları aynı konuyu açınca deneyebileceğimizi söyledi.

Hızlı ve koşuşturmalı bir sektördü medikal üzerine çalışıyorduk. Akşamları bir saat erken ayrılıyordum. Oğlumu alıp, yemek hazırlıkları yapıp eşimin gelmesini beklemek, yemek yemek, oğlumla ilgilenmek derken kendime zaman ayıramıyordum. Fakat alıştıkça pratik çözümler bulmaya başladım. Akşamları iki, üç çeşit yemek yapıp birkaç gün en azından yemek probleminden kurtuluyordum. İş günlerim yavaş yavaş kendini profesyonel adımlara bırakıyordu.

Önümüzde büyük bir ihale vardı. Eşim,yoğunluğu dolayısıyla zaman ayırıp hazırlanamayacağını söyledi.Diğer çalışana detayları anlatacağını,onun katılacağını söyledi.

Yapabileceğimi, elimden gelen çabayı göstereceğimi söyledim. Çünkü bu hayatımın fırsatıydı. Böyle büyük bir sorumluluk almamıştım daha önce. Kendimi tam anlamıyla ifade etmek ve birazda kadın olarak ispatlama içgüdüsüyle bu ihaleyi ben almalıydım.

Herkesin almak için can attığı ihale çalışmaları başlamıştı. Ben çalışma hazırlama evresine gelemeden, en olmadık zamanda hastalandım. Öyle hafifçe değil, yatak döşek yatıyorum. Eşim beni kırmamak için çalışmayı benden almadı, biliyordum ne kadar istediğini ama akşamları bahsetmiyordu bile. Üç günümüz kalmıştı. Biraz daha iyi hissettiğimi düşünerek ki aslında adım atmaya halim yokken, başladım çalışmalara. Zorlama, olduğu kadar cümlesini duydum ya, daha büyük bir gayretle telaş sardı beni. Bebeğimi bıraktım, evrakları toparladım, fiyatları hazırladım, hesaplar kitaplar derken ihalenin olduğu sabah hazır, nazır salondaydım.

Hayatımın üçüncü büyük zaferiydi. Ve ben artık tam anlamayla kazanmayı başarmıştım ama sanırım en güzeli de bir kadın olarak bunu yapmak hem kendimle övünmek hem eşimin gözünde yükselmek, başka bir keyifti.

Bana göre hırsları olan insanlar zeki insanlardır. Çünkü ancak azim, çaba ve hırs insanların benliğinde zaferlere yol açar. Ve ancak zeki insanlar hayata uzaktan bakmak yerine bütün gayretiyle bir ucundan tutarak hayatı yakalamayı hatta müdahil olmayı başarabilirler.

Benim, herkese göre küçük ama bana göre büyük zaferlerim var diyebiliyorken, her defasında aslında neden olmasın, imkansız yoktur felsefesiyle, daha büyük umutlarla devam etmek yoluma, bana göre hayatta en değerli ve en önemli gaye.

Şöyle durup baktığım zaman hayatıma, izlerken yorulduğum sahneler var gözümün önünde.Bir aydır kendime dair yapmak istediğim işler düşünüyorum.Kendi adımı yazmak bir yerlere,baş harfi Aslı olan mutluluklar yaratmak.

İstekler bitmez hayatta, yaşadıkça ve azmettikçe en çokta gördükçe büyüyen sektörleri, yaşamları, kim bilir daha ne zamanlardan ne eskiyen siyah beyaz filmlerden bakıp da yorulacağız kendi senaryomuza…

Paylaşmak ister misin?:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine

Yorumlar

0 cananerguler 20-07-2011 18:52 #2
ailenle ömür boyu mutlu ol:)işinde başarılar
Alıntı
0 fatih 24-08-2010 07:53 #1
doğru söze ne hacet...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile