MELİHA ÜNLÜ
Bir son bahar akşamı… 11 Eylül 1980. Günlerden cumartesi. Gözcülük ettiğim bir bütünleme sınavında, topladığımız cevap kâğıtlarını sayarak eksik olup olmadığını kontrol ediyoruz. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Öğrencilerin hepsi çıktı sınıftan. Yanımda ikinci gözetmen olan bir erkek öğretmen var. İkimiz de kürsünün yanındayız. Sınav evraklarını dosyalarken çok ciddi bir ifade takınarak:
“Hoca hanım, siz benim anam bacımsınız…” diyordu ki “Ona ne şüphe” diye sözünü kestim. O ise beni hiç duymamış gibi devam etti. “Şu sorunlu kâğıtları okumanızı tavsiye ederim. Siz iyi bir insansınız, dediğim gibi, benim anam bacımsınız. Sınav dönemi sona eriyor, artık okuyun şu kâğıtları!” Sinirim bozulmuştu. Dik dik yüzüne baktım. Kara gözlerinin hiç şakası yoktu. “Bekâr bir genç kızsınız, bu kâğıtları okumazsanız başınıza bela açılabilir” diye beni tehdit ediyordu. Öfkeyle: “Nasıl bir bela mesela?” dedim. “Bacım, görmüyor musun ki her gün birileri kim vurduya gidiyor, birileri kaçırılıyor; başlarına olmadık işler geliyor. Şuradan çıktığınızda bir kurşuna hedef olmayacağınızı kim garanti edebilir? ”


ÖZGE ERCAN
Rumuz: ZAMANE KUŞU