Araçlar
Kayıt Giriş

zamanehatunlari.com

BURADASINIZ: Ana Sayfa » Hikayeleriniz
Pazar, 20 May 2012
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfEn iyi 

Bir son bahar akşamı

e-Posta Yazdır

MELİHA ÜNLÜ

Bir son bahar akşamı… 11 Eylül 1980. Günlerden cumartesi. Gözcülük ettiğim bir bütünleme sınavında, topladığımız cevap kâğıtlarını sayarak eksik olup olmadığını kontrol ediyoruz. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Öğrencilerin hepsi çıktı sınıftan. Yanımda ikinci gözetmen olan bir erkek öğretmen var. İkimiz de kürsünün yanındayız. Sınav evraklarını dosyalarken çok ciddi bir ifade takınarak:

“Hoca hanım, siz benim anam bacımsınız…” diyordu ki “Ona ne şüphe” diye sözünü kestim. O ise beni hiç duymamış gibi devam etti. “Şu sorunlu kâğıtları okumanızı tavsiye ederim. Siz iyi bir insansınız, dediğim gibi, benim anam bacımsınız. Sınav dönemi sona eriyor, artık okuyun şu kâğıtları!” Sinirim bozulmuştu. Dik dik yüzüne baktım. Kara gözlerinin hiç şakası yoktu. “Bekâr bir genç kızsınız, bu kâğıtları okumazsanız başınıza bela açılabilir” diye beni tehdit ediyordu. Öfkeyle: “Nasıl bir bela mesela?” dedim. “Bacım, görmüyor musun ki her gün birileri kim vurduya gidiyor, birileri kaçırılıyor; başlarına olmadık işler geliyor. Şuradan çıktığınızda bir kurşuna hedef olmayacağınızı kim garanti edebilir? ”

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 

Speedy Gonzales günlerimden sadece biri

e-Posta Yazdır

OKŞAN ALGUR

Aman allahım, her yerim ağrıyor; sırtım tutulmuş. Her zaman olduğu gibi yine televizyonun karşısında koltukta uyuyakalmışım; tüm ışıklar açık, cam açık. Sabahın ilk ışıkları gözüme gözüme giriyor; saat sabahın altısı. Kalkma vakti. Biraz daha uyusam… Ne vardı akşam o sabun köpüğü filmi sonuna kadar seyretmeseydim… Neymiş, son iki yıldır yabancı firmada çalışmıyorum ya; İngilizcem körelmesin diye ille de İngilizce filmi İngilizce altyazılı seyredeceğim… En son saate baktığımda 02:00 idi sanırım. Bu dört saatlik uyku ile İstanbul’a kadar araba kullanabilecek miyim? Acaba uçakla mı gitsem. Off uçağı ayarlamam lazım. Ama önce Eskişehir’e yine bir buçuk saatlik araba yolculuğu, bir saat önce git, rötar da her zamanki gibi bir saat kadar olsa, sonra Yeşilköy’den eve gitmem de bir bir saat; o zaman uçakla gitmenin ne esprisi kaldı ki…

Akşamdan kalma şarap kadehi ve yemek tabağı koltuğun kenarında duruyor; bu dağınıklık beni öldürecek… Hemen onları da yıkamalıyım çünkü lavaboda bıraksam seyahatten dönene kadar küf bile tutarlar. Çiçekler boyunlarını bükmüş, sanırım on gündür sulanmıyorlar. Bahçeye çıkmalıyım. Bahçede gülleri ve sardunyaları sulamam lazım. Nerden bakarsan bir on dakika da bu işe ayırmak lazım. Ne yapayım, çiçekleri çok seviyorum.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 

Savaşan Kadın

e-Posta Yazdır
Rumuz : KARDELEN

Hayatımın baharı, lise yılarım. En güzel, en saf duygular, diğer yanda hayatıma kazınan en derin izlerimin başlangıç noktası. Genç bir kız olmaya başladığım yeni bir yaşama adım atarken aldığım ilk ders benim için savaşı öğrenmek yada bana sunulan, sahip olabildiklerim kadarıyla yaşayabilmeyi öğrenmekti.

İlk o zamanlar başladı hayatla savaşım. Anne olamayacağımı öğrendiğim gün. Toz pembe gençlik yıllarımda suratıma bir tokat gibi inen gerçeğim, benim savaşımın en büyük ve belki de kalıcı tek cephesi olacaktı yaşadığım yıllar boyunca.

Hayatın sonu değil çocuk sahibi olamamak yada hayat sadece çocuk sahibi olunca anlamlı değil bunun en canlı örneği olsam da hayaller kurduğunuz, dünyanızın küçücük olduğu ve 80’li yılların sonu olunca yaşamınıza etkisi çok daha farklı yansıyor. İnsan tecrübeler ile yada yaşadıklarıyla olgunlaşıyor bence. Kendimi hırpalamadım, bağıra bağıra hiç ağlayamadım, kızımı kucağıma alacağım güne kadar geçen aradaki yaklaşık 20 yıllık zaman sürecinde hissettiklerimi ne aileme, ne de en yakın arkadaşlarıma ağlayarak anlatamadım.
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfEn iyi 

Pazartesileri çok seviyorum

e-Posta Yazdır

CEYLAN EREN

1.GÜN-PAZARTESİ

Pazartesileri çok seviyorum… Pazartesileri çok çok çok seviyorum… Derin nefes, derin nefes... Pazartesileri çok seviyorum… Sakin… Derin nefes… Asansör, haydi asansör yapabilirsin, daha çabuk olabilirsin… Heh işte…

Sarışın Sevimli Stajyer- Günaydın Hatun Hanım, ee şeyy, Zuhal Hanım her yerde sizi arıyordu. Acilmiş sanırım. Odasında şuanda. Ben de dün söylediğiniz dosyalara bakmaya gidiyorum hemen.

Hatun- ???*^#!!??

…Hhmm pazartesi mi demiştim. Kesinlikle NEFRET ediyorum!

…Aha reklam zebanisi Zuhal çalık odasında, ohoo baya köpürmüş gene. Şöyle sessizce geçip masama ulaşabilirsem tamamdır. Sonra çıkarım yanına nasılsa. Hem biraz sakinlemiş olur.

…Şuna bak masayı ne hale getirmişler. Kim çalışmış gene benim masamda acaba? Iıyy yediği her şeyin kırıntısı her yerde. Neyse dönüşte şu masayı toplayıp başlarım.

R.Zebani- Hatun Hanım! Saat 9 buçuk! 1saat içinde konkura gidilecek, çıkışlar ortada yok! Bu sabah kendinizle birlikte çıkışları da unutmuşsunuz anlaşılan. Onu da ben yapayım isterseniz, hatta maaşınızı da ben alırım yerinize!

Hatun- Gelmesi gerekiyordu, hemen arıyorum.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 

Bir garip yolcuyum hayat yolunda

e-Posta Yazdır

ÖZGE ERCANÖZGE ERCAN 

-Özge, yaşın 29.
-Evet anne, ne oldu?
-Yani kızım 29 oldun artık.
-Evet anne, biliyorum, bahsettiğin benim yaşım.
-Kızım, sen beni dinle, yaşının 29 olduğunu unutma.
-Anneciğim, unutmak ne mümkün, sürekli hatırlatıyorsun, evet, 29 yaşındayım.
-O zaman bana niye cevap vermiyorsun, doğruları söylemiyorsun kızım?..  Ayıp bu yaptığın!.
-Anne, bir şey sormadın ki, neye cevap vereyim? Ne ayıbı!
-Ayıp işte!
-Anneeee, beni delirtmek mi istiyorsun?

Bu konuşma başladığında, evet, 29 yaşındaydım -aramızda kalsın hala 29’um- ama konuşma bittiğinde Yeni Hayat’ın o çok konuşulan giriş cümlesi gibiydim. Sadece, “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümlesi “29 oldum, hayatım değişti” ile yer değiştirmişti!

Nutella kıvamında gördüğüm yaş kavramı, yerini, feminist dalganın ortasında istikamet eden  petrole bulanmış bir kuşa  bırakmıştı. Yüzü gözü petrole bulanan bir kuşun, yani benim bu monoloğumsu diyaloğu bir süre sonra “içinden çıkılmaz” bir hal aldı. Çünkü, annem öyle korkmuş ve tuhaf halimden öyle çekimser hale gelmişti ki, kendi kendime sorular sorup cevaplarını verirken buldum. Dolmuşum 29 yılda, ne olacak!

Ben sordum, ben cevapladım; annem deliren kızının vahim halini seyretmekle kaldı.
Anne, bak başlıklar altında anlatıyorum yaşadıklarımı, lütfen iyi dinle, beni yaşım gereği bir kenara fırlatılacak olarak görsen de, yine de dinlemelisin, dedim. Ve başlıklar tek tek dökülmeye başladı ağzımdan…

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 

Zamane kuşu

e-Posta Yazdır

zamane-kusuRumuz: ZAMANE KUŞU

Tam bir zamane hatunuydum aslında. Ama yazmalı mıyım yazmamalı mı arada kaldım günlerce, hatta haftalarca. Mehmet Akif misali düşündüm belki de... Ya kazanırsam? Çocuklar gülsün diye bende bir parça mıydım? Kim bilir belki... Son gün bugün... Üç çocuğum da uykunun en derin yerindeyken yazıp postalamalıydım...

Soğuk bir kış günü Atlas Okyanusu kıyısında bir Avrupa şehrinde, hayatın bana yüklediği yüklerle doğmuştum. Ayazda... Sokak kaldırımında... Gelen ebe doğumuma yetişememiş sadece göbek kordonunu acel acele kesivermişti. Belki o zamandan belliydi nasıl bir hayat yaşayacağım, yahut hayatı nasıl yönlendireceğim...

İlkokul yıllarım yabancı düşmanlığıyla geçti. Okulda yediğim dayakların haddi hesabı yoktu. Birde bunun üzerine gelir, rahmetli babamdan da bir araba dayak yerdim. Ona rağmen dimdik, mağrur duruşumdan vazgeçmez, bildiğimi okurdum.

 

Sayfa 1 / 24

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »